Kutadgu Bilig, hiç kuşku yok ki bir devlet felsefesi ve siyâsetnamesi olduğu kadar merkezine insanı ve onun kemâlini aldığı için de sadece Türk-İslâm medeniyetinin mirası değil, kadim olanı keşf mahiyetinde olduğu için insanlığın da ortak irfan mîrâsı hükmündedir.
Gençlere, kendi kültür ve medeniyet kodlarını keşfederken tavsiye edeceğimiz yahut önlerine koyacağımız en sahîh eserler elbette ki klâsiklerimizdir.
Bilhassa siyâsete atılacak olan gençlerin “ağaç yaşken eğilir” atasözümüz mûcibince bu eserleri okuması, anlaması ve yeniden güncellemesi on bin senelik düşünce, fikir ve inanç akışını da kendi derûnunda yeniden tecrübe etmesi ve diriltmesi imkânını verecektir.
Çünkü bir insanın evvelemirde kendini anlamadan cemiyete, bulunduğu coğrafyaya ve dünya üzerindeki yerine mânâ vermesi mümkün değildir. Öz inanç ve düşüncelerine nizam vermeden de ülkesine ve dahî dünyaya nizam getirmesi imkânsız.
Belki de pozitivist düşüncenin bu ülkenin evlâtlarna vurduğu en büyük darbe onu işbu sualden mahrum bırakmasıydı; kendini bil! Jön Türkler’in muhafakârlıkla başlayan ancak sonunda kendi inanç ve düşünce mirâsını hatta târihini dahî reddetmekle neticelenen macerası gariptir.
Gerçi yalnızca biz kaybetmemişiz bu kadim bilgiyi, Delphi’deki Apollan Tapınağı’nın alınlığına “Nosce te ipsum- kendini bil!” diye nakşeden hakikat saliklerinden sonra da kaybolmuş.
İnsanlığın bugünkü özünden mahrumiyetini göz önüne alınca, eserde “kut kazanma” olarak vurgulanan “Tanrısal özle buluşma” Tasavvuf geleneğimizde “kemâle erme” bilgisine ne kadar muhtaç olduğumuzu inkâra mecâl kalmamıştır.
İşbu noktada gençlerin kendi medeniyyet kodlarıyla yeniden tanışması, geçmişin iyi-kötü tecrübesi ile karşılaştırıp hâdiseleri bu kavrama modelinin üzerinden tahlil edebilmesi şu an devlet ve millet olarak en fazla muhtâc olduğumuz en mühim vazifedir.
Gençlerin, Kutadgu Bilig’in muhtevasına ve içindeki kavramların analizlerine geçmeden evvel eski Türk devlet geleneğindeki bu aklın kendi târihi içindeki seyrini en azından Osmanlı Devleti’nin çözülüp yıkılması dönemindeki seyrini tespit ve tahlil etmesi gerekmektedir.
Bunu da yine entelektüel birikimlerin eserlerinden okuyup Kutadgu Bilig’deki kavramlarla karşılaştırması ve çöküşün esas sebebini tespit etmesi gerekmektedir.
Kutadgu Bilig eserini devlet felsefesi alanında özgün kılan en önemli sebep Karahanlılar’ın Bulgar Hanlığı ile paralel olarak Müslümanlığı kabul edişlerinin üzerinden henüz yüz-yüzelli sene gibi çok kısa bir zaman diliminin geçmiş olmasıdır.
Eserdeki kavramlar ve onların derûnunda taşıdığı değerler hiç şüphesiz ki bu kısacık zamânın mahsulü ve tecrübesi olamazdı. Çünkü eserin içinde barındırdığı varlık anlayışı, İslâm’ı sanki on bin sene hayatında tecrübe edişin derin izlerini taşımaktadır.
Zannediyorum bugün klasiklerimizi okumada, okunsa dahî anlaşılamamasındaki en büyük eksikliğin esere bu hakikat yarığından bakılmaması, gösterilmemesi, hatta bu konuyu akademik tezlerine malzeme yapanlarca dahî ya bilerek yahut kasdî olarak perdelenmeye çalışılmasıdır!
Eserin adı; “Kut kazanma bilgisidir”. Kut ne anlama geliyor ve ne üzerinden kazanılıyor eser bu bilgi üzerinde şekilleniyor. Kutlanma bilgisi ile nefsine ait benliklerden, egoistlikten sıyrılan insanın “kişi olmaya doğru” aklının yükselişini anlatıyor.
Baştada ifade ettiğimiz “kendini bil!” ihtârı ve “kendini bilen Rabbini bilir!” hükmüne ulaşmanın imkânı ancak aklı o seviyeye yükseltmek ile mümkündür. İşte aklı yükselten ve insanı kut kazandıran değerler manzumesi de TÖRE’nin hükümlerini meydana getiriyor.
Saliha MALHUN
