Gezi Gençliği: Eser Kimin ?

28 Mayıs – 31 Ağustos 2013 tarihleri arasında bir “çevrecilik hareketi” görünümü altında, İstanbul Taksim’de başlayan Gezi Parkı eylemleri, başladığı amaçlarının çok çok ötesine geçerek bir “kimlik ve ideoloji hareketi”ne dönüşmüş ve Türkiye geneline yayılmıştır.

Gezi eylemlerinin başladığı ilk günlerde, toplumun değişik sosyal kategorilerinden insanlar, masum bir çevrecelik hareketi olarak gördüğü eylemlere destek vermişti. Bu destek, kısa sürede, siyasi iradenin yanlışlarına karşı toplumun değişik kesimlerinin sesini yükseltme zeminine dönüştü. Oldukça makul, kabul edilir ve hatta olması istenir bir demokratik tepkisellik ! Ancak, işin rengi kısa sürede hızla değişmeye başladı; muhalefet denilemeyecek bazı marjinal sosyal kategorilerin politize ederek, onların yönlendirmelerinin ön plana geçtiği, hatta yönetmeye başladığı bir karşı koyuş, bir isyan haline evrilttirildi çevre hareketi. Demokratik eleştirinin, kabul edilir sosyal karşı duruşun yerini “isyan”ın sağduyusunu kaybettirdiği vahşi sahneler aldı. Haziran ayının sonlarında Gezi eylemleri halk içerisinden yükselen bir hareketten ziyade, bazı etnik bölücülerin, örgütlerin desteklediği çatışma ve şiddet hareketi haline dönüştü. Taşla, sopayla, havai fişekle, hatta silahla polislere saldıranlar, gazla, jobla, plastik mermiyle saldıranlara saldıranlar. Çiçekleri tahrip etme, tarihi eserleri kirletme, boyama, toplumsal mala zarar, ziyan, yıkma, dökme ve ölenler en acısı… Tabii yabancı basın – yayın ile olanların “Türkiye Baharı” diye Dünya’ya sunusu… Bunlar belirince, Gezi eylemleri, toplumda oldukça geniş yer tutan sosyal gruplar ve toplum kesimleri tarafından ciddi şekilde eleştirilmeye başlandı. Bütün bu gelişmelere koşut olarak, önce ülkücüler, ulusalcılar ve dindar muhalefet hızla çekildi meydanlardan ve tabii normal sağduyulu vatandaş ta… Son belli olmuş, sonun başlangıcı başlamıştı. Siyasi irade bu dönüşümü gördü ve güçlü örgütlenmesi sayesinde milyonlarla meydana indi; artık meydanlar onlarındı; hızla da sona ulaşıldı.

Gezi Eylemlerinin başrolünü gençlerin oluşturması (katılanların %70’ten fazlası 20-29 yaş arası kesim olmuştur) yeni bir tartışma konusunu ortaya çıkarmıştır. Gezi eylemlerine katılan bu genç kesim, yaklaşık 13 yıldır mevcut siyasi irade tarafından yönetilen eğitim politikaları altında yetişmişti. Gezi, siyasi iradenin genç jenerasyona yaklaşımı üzerinde kritik sorunlar olduğunun canlı bir kanıtı oldu; bu süreç, siyasi iradenin eğitim politiklarını sorgulattı: Dini ve milliliği var oluş refensları yapan bir siyasi iradenin eğitim politikaları varken bu gençlik nereden çıktı ?

Aslında olan şuydu: Eğitimde gerçek anlamda millilik git gide silinmişti. Bu silinme sonucu genç nesilde mutlaka olması gereken milli bilinç oluşamadı; ortaya çıkan yeni kimlik ve ideoloji arayışları sonucu artan kutuplaşmalar başladı. Daha da belirleyici olan şuydu: Siyasi iradenin asıl kurmaya çalıştığı ‘muhafazakâr modernlik’ düşüncesi ve tavrı bir çok genç kesimde tam tersi reaksiyonlarla sekülerleşme ile sonuçlandı. Gezi eylemlerine katılan, marjinalleşme çabalarına girmiş ve öz değerlerden uzaklaşan genç kesimin, tamamen siyasi iradenin tercih ettiği eğitim sisteminin eseri olduğunu söyleyebiliriz.

Geçtiğimiz on yılda, yeni nesillerin temelini oluşturan kültür ve eğitim politikalarında “millileşme” olgusunu azaltıcı tutum ön plana çıkmıştır. Dindar nesil yetiştireceğim saikiyle din dışı telakki edilen birçok alandaki milli sembollerin kaldırılması ya da kaldırılmaya çalışılması; örneğin andımızın kaldırılması, tarihi destanların müfredatta zayıflatılması, milli kimliklerin üstünün örtülmeye çalışılması, T.C. ibaresinin kaldırılmasının tartışılması, alfabeye yabancı harflerin eklenmesi gibi gelişmeler yetişen nesillerin ortak bir vatan yüceltmesi ve milli bilinç oluşturma seyrini çok zayıflatmıştır. Gençler, ortak milli inançlardan mahrum ve bihaber olarak yeni kimlik arayışlarına girmiş ve tabii kolayca yanlış ideolojik yönlendirmelere maruz kalmıştır. Eğitim sürecine ait teknik uygulamalar da gençleri bir çok konuda zedelemiş ve irade zafiyetine uğratmıştır. Başarısız öğrencilerin üzerinde durulmadan sınıfı geçebilmeleri, disiplin öğelerinin ihmal edilmesi, veliye popülist kolaylaştırmalar, sınav ve ezber tabanlı eğitim şekli eğitimin zaten düşük olan kalitesini iyice aşağı çekmiştir.

Aslında, söylenenleri ya da niyetlenilenleri bir kenara bırakarak eğitimde yapılmak isteneni “neo – liberal yani ekonomi odaklı politikalar hedeflendi” diye yorumlasak, bu yorum uygulamalarla tam da örtüşür bir halde olur. Halbuki, modern devletler eğitim politiklarında daima milli kültürü pratik olarak öncelikli hale getirirler. Çünkü kültürel odaklı eğitim sisteminde asıl amaç, iyi ve makul vatandaş yetiştirerek oluşturulan toplumdan bir kültür ve medeniyet yaratmak üzerinedir. İsmi örtülmeye çalışılan Ziya Gökalp, eğitimin uygunluğunu milli duyguların ve kültürün cemiyetten ferde geçmesi olarak belirtir. Söz konusu bu değerler topluluğunu da “hars” yani kültür olarak nitelendirir. Öte türlü, eğitimde seçilen kültür harici politikalar hedeflenen ‘ideal’ bireyin oluşmasını engellediği gibi toplumu da derinden zedelemekte ve olağan olarak Gezi eylemlerinde gördüğümüz ‘marjinal’ grupların artışına neden olmaktadır.

Modern devletlerdeki kültür temelli eğitim sistemlerinin öncelikli hedefi ferde kişilik ve değerler eğitimi vermekten yana iken, Türkiye’de örneğini niyette belki olmasa da en azından pratikte yaşadığımız ekonomik odaklı eğitim, bireye kültürden ziyade küresel rekabette rol alan insan gücü olabilmeyi aşılamaktadır.

Türkiye’de son 13 yıldır uygulanan eğitim politikalarının, ne kadar kültür, üstelik milli kültür kavramının esas alınarak yürütüldüğü iddia edilmişse de, ortaya çıkan sonuçlar ekonomiklik – zengin olmaklık üstüne oluşmuştur. Doğruluğu için hiç bir kanıt olmayan ama kutsalları ticari meta haline getirebilenler tarafında sıklıkla hadis diye öne sürülen “Peygamberimiz, müslümanın zengin olanını sever (!)” gibi bir gerekçe sunmayla da, asıl yaşama amacı ve gayreti bol para kazanmak ve sefahat olan ama eh işte namaz da kılan bireyler yetişmiştir. Tabii, Gezi gibi en ufak sallantıda da, ekonomik gelişmeyi birincil öncelik sayan bu sistem kendisini kurgulayana büyük risk vermiştir.

Sonuç olarak, Gezi Parkından çıkarılması gereken en önemli derslerden birisi eylemlerde yer alan gençlerin sosyo- psikolojik analizleri yapılması ve eğitim sistemimizin baştan – ayağa elden geçirilmesi gereğidir.

KAYNAKLAR

METROPOLL (2013), Gezi Parkı Protestoları, Ankara.

Şaşmaz, Aytuğ (Nisan, 2013), “Ak Parti’nin Eğitim Politikası Ne Yönde Değişiyor?”, Cilt II, Sayı 2, s.39-46, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (AnalizTürkiye), Londra: AnalizTürkiye(http://researchturkey.org/?p=3044&lang=tr)

Ziya Gökalp (1918), Hars ve Medeniyet.

Yazar
Melike METİNTAŞ

Şehir Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Lisans eğitimi, Sabancı Üniversitesi Avrupa Birliği İlişkileri Yüksek Lisans eğitimi Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans Öğrencisi İlgi alanları:... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen