Göç Destanını Yeniden Hatırlama Vaktidir  

 

Milletleri millet yapan en önemli özelliklerden birisi de şüphesiz ki edebiyatı, bu hazinenin içinde yer alan destan adlı mücevherleridir.

Destanlarımız ne kadar güzeldir ve insanın yüreğini burkan hüzünlerle, tertemiz, masum sevdalarla, cesaretle başarılan, kazanılmayacak zannedilen savaşlarla, yiğitlikle, yiğitçe yaşanan emsallerle doludur. Ama evvela müstesna kahramanlarımızla doludur. 

Onların hayatları dilden dile söylenip asırlardan asırlara uzanarak bugünü süslerken zaman süzgecinden geçerek güzel lisanımızla nakış nakış işlenmiş, bir ibret ve hikmet kitabı olmuştur ki okumak isteyen herkese ama herkese milletimizin hayat hikâyesini ve ne yapıp ne yapmayacağımızın dersini verir.

Bu yazımızda çok bildiğiniz Göç Destanının bir kısmının hülasasını vermek istedi kalemimiz:

Uygur Ülkesinde Hakan Buğu Tekin Ulu Tanrı tarafından gökten hediye gelen kardeşlerin en küçüğüdür. Uygurlar onun yönetiminde zenginleşirler, mutlu yaşarlar. 

Zaman su gibi akıp giderken elbette Buğu Tekin de ötelere geçer, ardından gelen hakanlar da. 

Ama bütün hakanlar Çin’e karşı hep dikkatlidirler ve yapılan savaşlarda kazanan Uygur Türk’üdür.

Çin ne kadar hilekârlık yaparsa yapsın ne kadar desise düzerse düzsün Türk’ü bir türlü alt edemez, ama sinsi siyasetine ısrarla devam eder.

Derken, vakitlerden bir vakit Uygurlara hükmeden Hakanın Galı Tekin adındaki oğlu delikanlılık çağına gelir. 

Aziz Dostlar,

 Bir parantez açalım, izninizle. Sosyolojinin kurucusu olduğu kabul edilen İbni Haldun devletlere ömür biçerken idarecilerin özelliklerine, bilhassa dördüncü kuşağına dikkati çeker. Ona göre bu kuşak artık iktidarın kendi kaderi, halkı da kendi kulu olarak kabul ettiğinden idaresinde tehlikeli bir gevşeme oluşur ve beşinci kuşakla birlikte çöküş meydana gelir…

Dönelim Göç Destanına:

Bu Hakan zamanında da Uygur halkının rahatı yerindedir, her yer cennet gibidir, her şey güllük gülistanlıktır. 

Gevşeyen, Çinliler ile savaşları bitirmek, kendinin ve halkının rahatını devam ettirmek isteyen Uygur Hakanı Çin ile durmadan savaş etmek yerine barış tercih edip, ol bu sebeple,  oğlu Galı Tekin için, Çin prenseslerinden Kiı-Lien’e talip olur. Böylece bu siyasi evlilikle kurulan akrabalık sürgit savaşı bitirecektir aklı sıra.

Çin imparatorunun canına minnettir bu teklif. Savaş meydanında asla yenemeyeceği Türk’ü yok etmek için ele geçmez bir fırsatı yakalamıştır!

Prensesin sarayda çok arkadaşının olduğunu, yalnızlığı sevmediğini, çok değer verdiği danışmanından da asla ayrı kalamayacağını, Ulu Uygur Hakanının bu küçük dileğin kabulünde bir sakınca görmeyeceğini tatlı dille ifade eder ve ricasını kabul edilmesini bin bir temenna ile diler Çin İmparatoru.

Günlerce süren gösterişli düğünden sonra evlilik olunca Uygur Hakanı ordularını savaştan çeker. Ne hakan ne de oğlu bu durumdan hiç rahatsız olmazlar.

Ama lotus çiçeği gibi güzel Prenses çok nazlıdır, hiçbir şeyden memnun olmayıp yeni dileklerde bulunmakta, danışman adı altında gelen Çin casusu da Uygur ülkesini fellik fellik gezip ne var ne yoksa Çin sarayına bildirmektedir.

Kısa bir zaman sonra İpekler içindeki ipekten nazlı, güzeller güzeli Çin prensesi Han sarayını beğenmez, çok mutsuz olduğunu söyleyip yalancı gözyaşları döker, durmadan sızlanır. Gali Tekin babasından ayrılıp yaptırdığı yeni saraya geçer. Böylece şımarık veliahtın babası ile arasına mesafe konulması sağlanmış ve kendini Tanrının gölgesi ve kurnaz sanan şehzadenin kandırılması için önemli bir adım atılmış olur!

Uygur ülkesini karış karış gezen ve her sırrını öğrenen Çin’in en kurnaz ve akıllı kurnaz çaşıtı olan Prensesin Danışmanın gizlice verdiği rapora göre Uygur Türk’ünün ülkesi olan Kara-Korum’un güneyinde Kutlu Dağ denilen kaya vardır. Bu kaya, adı üstünde, kutludur ve Uygur Türk’ünün saadeti, refahı ve kuvvetinin kaynağıdır. Eğer bu kaya Türklerin elinden alınırsa bu ezeli düşmanın bütün kudreti biter!

Her şeyi bildiğini sanan ve savaşmayı sevmeyen Gali Tekin Çin Prensesine hayranlıkla bakıp ona sonuna kadar güvene dursun, Çin elçisi ve falcıları diplomatik ziyaretle Uygur sarayına gelirler.  Bir gün de Prenses Kiu-Lien’in sarayına uğrarlar. Güya nazlı prensese fal bakacaklardır. 

Ama yaptıkları gizli toplantıda Kiu Lien’e derler ki.

 “- Ezeli düşmanımızın bütün bahtiyarlığı Kutlu Dağ denilen bu kaya parçasına bağlıdır. Türkleri yıkmak istiyorsak bu kayayı onların elinden almalıyız.” 

Bu gizli hain toplantıdan kısa bir müddet sonra baştaki Hakan ölmüş yerine Gali Tekin geçmiştir ve Kiu Lien’e iyice bağlanmıştır.

Bunu da değerlendiren Çinliler Sevgili Prenseslerine karşılık Kutlu Kayayı isterler ve sıradan bir kaya parçasının hiçbir öneminin bulunmayacağını, alt tarafı bir geleneğin yerine getirilmesinin söz konusu olduğunu anlatırlar.

Ve…

 Kiu Lien de tarihe geçmiş olan cilvesiyle aynı istekte bulunmaktadır!

Gali Hakan hiç önemsemez kutsal kayayı. Güzel Çinli Hatunu için bir kaya parçasının sözü mü olur! Oysa Ezeli düşman Çin düşmanlığından hiç vaz geçmemiştir!

Böylece Uygur Türk’ünün uğuru, esrar dolu saadet kayası Çinlilerin eline geçer!

Çinliler koca kayanın etrafına odun ve kömür yığar, büyük ateşler yakarlar. Kutsal kaya kıpkızıl olunca üstüne tonlarca sirke döküp paramparça ederler ve her parçayı, bir küçük kırıntı bile bırakmadan kendi ülkelerine götürürken dağ, taş, kuşlar, velhasıl bütün âlem kendi dilleriyle feryat eder…

Cilveli, fettan Kiu Lien’in uğruna toprağını feda eden Gali Tekin de yedi gün sonra öteki dünyayı boylar! 

Ama… Ama ne var ki onun bu kararına ses çıkarmayan millet de felaketten nasibini alır, huzur yüzü görmez, bir lokma ekmeğe muhtaç olur. Türk yurdu tam bir felaketi yaşar: Irmaklar, göller kurur, toprak çoraklaşır, verim vermez..

O zamanki inanca göre olağanüstülüklerle Tanrı tarafından dünyaya gönderilen Buğu Han’ın torunu olan bir şehzade başa geçer. Bu şehzade Uygurların kurtarıcısı olacak, onları çektiği çilelerden kurtaracaktır.

Halk ve o şehzade tabiatın sesini dinler: Bütün tabiat, canlı cansız her şey kederle, inleyerek, ah ve vah ile durmadan çağrıda bulunmaktadırlar: “Göç! Göç! Göç!”

Uygurlar ellerinde ne kalmışsa toplayıp bilinmeze doğru göçe başlarlar. Günlerce, aylarca yol alırlar, Ama o ses durmaz. Ne zaman durmak isteseler o iniltili yakarıyı, çığlığı duyarlar: “Göç! Göç! Göç!”

Sonunda seslerin kesildiği bir yerde dururlar, beş mahalle kurarlar: Beş Balığ…

Galı Tekin’in Çinli cilveli çaşıt Prenses Kiu -Lien uğruna feda ettiği vatan toprağı ile gelen felaket Uygurlarda ne vatan bırakmıştır ne saadet…

Aziz Dostlar,

Neden bu hüzünlü destanı dile getirmek istedik…

Üzerinde yaşadığımız ve vatan adını verdiğimiz, tapusunun bedelini tekrar ve tekrar canımızla, kanımızla ödediğimiz bu sevgili, kutsal topraklar rüzgârın savurduğu kum taneleri gibi avucumuzdan gitmekte!

Rus’u, Arab’ı, Acemi, İngiliz’i, Alman’ı, Kongo’lusu ulum ulum gayrımenkul alıyor! Yabancı mahalleler kuruluyor, nerede?

Türkiye’de, en olmadık yerlerde toprak ve daire sahibi oluyor! Bir de vatandaşlık veriyoruz…

Ruslar Antalya’da aldıkları dairelerle turisti ağırlayıp turizm sektöründen para kazanıyor!!!

Mülteci adı altında ne idüğü belirsiz genç genç – kimi kadınımıza kızımıza, çocuğumuza saldıran ahlaksız-  bir sürü, milyonlarca insan, Suriyelisi, Iraklısı, Mozambiklisi, daha bilmem ne ülke vatandaşı, üstümüze çullandı, kimi yerlerde sokağa çıkamaz hale geldik!

Kim bu güruh, kim bu vatan kaçkınları?

Kaçta kaçı çaşıt?

Kaçta kaçı Sevgili Türkiye’mizi işgal amaçlı olarak memleketimize gönderildi ve günü gelince hainlikle görev yapacak militan?

Aziz Dostlar,

Tıpkı Uygur’un Kutsal Kayası gibi “Kutsal Vatan” satılıyor, işgal ediliyor…

Şimdi asıl can alıcı soru şu: Göç edecek ve vatan yapılacak başka yer var mı?

Yok!

İktidar muhalefet demeden, bu vahim felaketi bir an evvel çözmeliyiz!

Fransa’da olanlar vatanlarına ihanet eden Harkilerden kaynaklı;

Lübnan kendine gelemedi, mülteci meselesi;

Pakistan’daki terör hadiselerinin çoğu Afgan mültecilerden kaynaklanıyor…

Bu vahim konuyu kısa zamanda çözmezsek korkarız ki sosyal patlamaları birlikte yaşayacağız…

Zira ayak sesleri yükselerek gelmeye başladı!

Dileğimiz: Yeniden müreffeh, toprağına ve kültürüne sahip Türkiye…

Efendim,

Güzellik, iyilik ve saadetle…

Suzan ÇATALOLUK

Yazar
Suzan ÇATALOLUK

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen