Rasim’in köyü Halilbağı ile Beylikova arasında dar bir yol vardı.
Beylikova’nın adı eskiden “Bey ahırları” olduğu için Beylikahır imiş, şimdi Beylikova.
Rasim yanımda olsaydı “şu evde yaşadım” derdi meselâ. Sevdiğim kızın da evi şu” diye gösterirdi.
Bir kızı sevmiş Rasim. Zaman o zamanlar. Evinin önünde geziyor, dışarı çıkacak diye bakıyor, suya gitsin diye kolluyor falan… “Onu sevdiğimi bütün Beylikova anladı da bir o anlamadı” demişti rahmetli eşi için. Bunları anlatır sonra da şu şiirini okurdu belki,
Söz ile edemem ilanı aşkı,
Bakışımdan anla zalimin kızı,
Yıkıldı gönlümün sarayı, köşkü,
Çöküşümden anla zalimin kızı.
Böyle bellettiler edebi, arı,
Gözgöze gelmezmiş erkekle, karı,
Utanıp kafamı şöyle yukarı,
Dikişimden anla zalimin kızı.
Nereden düşürdüm sana göynümü,
Uçurdun aklımı, aldın beynimi,
Ciğer görmüş kedi gibi boynumu,
Büküşümden anla zalimin kızı.
Geziyom peşinde hep sinsi sinsi,
Güler mi dünyada garibin şansı,
Hacı Mahmut Emmi sürdü esansı,
Kokuşumdan anla zalimin kızı.
Bazı annacına geçip duruyom,
Sen bakınca türlü renge giriyom,
Tutmuyo dizlerim, bir hoş yürüyom,
Sekişimden anla zalimin kızı.
Büyüde, sihirde olsa keramet,
Avratsız kalmazdı Muskacı Ahmet,
Her yola baş vurup bin türlü zahmet,
Çekişimden anla zalimin kızı.
Ağabeyin bozdu benim işimi,
Belaya sokacak bir gün başımı,
Görür görmez otuz iki dişimi,
Sıkışımdan anla zalimin kızı.
Böyle mi olurmuş sevdanın hası,
Rasim der, atacak kafamın tası,
Aşık usandırır nazın fazlası,
Bıkışımdan anla zalimin kızı.
Esasında kıta sonralarındaki son iki kelime “Gavurun Kızı” olacaktı ama o tarihlerde İbrahim Erkal’ın idi yanlış hatırlamıyorsam, bir şarkıda kullanılınca “Zalimin kızı”na dönüşmüştü.
Beylikova’ya girişte bir tabelâ var. Sağa giden yoldaki köylerin mesafelerini gösteriyor. Yunus Emre 29 km yazıyor. Tekrar Ankara tarafına gitmek gerek. Uğramasam olmaz diye düşündüm. Zaten yarım saat gidiş, yarım saat dönüş sürer. Toplam bir saat daha yol gideceğim. Sağa döndüm.
Rasim türküleri çok severdi. Emrah’ın türküsünün ayrı bir anlamı vardı Rasim’de;
“Salındı bahçeye girdi,
Çiçekler selâma durdu.
Mor menekşe boyun eğdi,
Gül kızardı hicabından”
Eğer kısmet olurda türkülerle ilgili bir kitap çıkarırsam adı “Gül Kızardı Hicabından” olacak.
Yunus Emre’nin türbesinin az ötesindeki ağacın “yaprakları gazel olup dalında durmamıştı.” Bir kuş yuvası vardı üzerinde.
Kuşun da ümidi olur,
İllâ nasibine gelir.
Meyveyi al, dal yükselir,
Konup konmamak arası.
Geçtiğim köyler de diğer köyler gibi yalnızlaşmıştı. Ali Kızıltuğ diyordu ya;
“Asrı gurbet harap etmiş köyümü,
Bülbül gitmiş baykuş konmuş gel hele.”
Emrah da söylemişti;
“Kudretten çekilmiş kaşlar,
Didemden akıttım yaşlar.
Yavrusun yitiren kuşlar,
Yuvasına döner gelir.”
Bir başka türkü duyuluyordu uzaktan;
“Mor puşuyu boyamadım,
Ben çobana doyamadım,
Hep kuşlar da yuva yapmış,
Serçe kadar olamadım.”
“Dağı var, ovası var,
Her kuşun bir yuvası var.
Mevlâm vermiş zalım bir dert,
Çekilecek neresi var” demişti bir türküde de…
Erzurum türküsü de vardı;
“Be haber ne haberdir,
Sinem gabar gabardır,
Bir yanım kurt kuş yemiş,
Bir yanım bîhaberdir.”
Rasim Köroğlu Yunus Emre topraklarından mayalıydı. Hep hiciv şiiri yazmadı. Bu şiir de onun;
Gördüm
Ezel, ebed arasında,
Ömür denen anı gördüm.
Yolculuğum sırasında,
Dünya denen hanı gördüm.
Ağzı, burnu her organı,
Nokta kadar dört bir yanı,
Hani damar, nerde kanı?
Karıncada canı gördüm.
Kim demiş mal can yongası,
Olsun da gör can kavgası,
Malın, canın yok faydası,
Baki kalan şanı gördüm.
Kâh altta, kâh üzerinde,
İnsanoğlu seferinde,
Zaman, mekân hep yerinde,
Ben insanı fani gördüm.
Rasim der ki ecel yendi,
Yıkıp gitti seli, bendi,
Ne çırpındı, ne direndi,
Ben gönlümü kâni gördüm.
“Yarım saatte gider, yarım saatte de dönerim, zaten yolu da yeni yaptılar, eski yolu yeniden düzenlediler” diye düşündüğüm yol düşündüğümün tersi çıktı. Ben yetkili olsam o yolda çalışanları, sorumluları, o yolun kabulünü yapanları… kısaca o yolda emeği olduğu söyleyen herkesi, imza sahiplerini kendi arabalarıyla davet ederim. “Beylikova’dan Yunus Emre arasındaki yirmi dokuz kilometrelik yolu yarım saatte gideceksiniz. Akşama kadar da bu gelip gitme devam edecek” diye talimat veririm. Çekici falan da gelmesini yasaklarım. Bel fıtığına bakan doktorlara da bu şahısları tedavi etmeyin derim. Kim ne yaparsa yapsın.
Radyoda da Turan Engin söylüyordu, Teslim Abdal’dan;
Gel ha gönül havalanma,
Engin ol gönül engin ol.
Dünya malına güvenme,
Engin ol gönül engin ol.
Şu dünyanın hali böyle,
Yalan yahşi geçer şöyle,
Söyledikçe engin söyle,
Engin ol gönül engin ol.
Göğde uçan huma kuşu,
Bilmeyenler atar taşı,
Enginlik gönülün işi,
Engin ol gönül engin ol.
Teslim Abdal sözüm haktır,
Sözümün yalanı yoktur,
Engin söyle büyüklüktür,
Engin ol gönül engin ol..
