Hasretiz Kadına, Hazreti İnsana

 

Batı, etin ardındaki o güzelliği ve ruhu görmek için epey çırpınmış.

Efendim bu felsefenin ürünüdür işte bütün bu söylemler. “Kadının saçından, etinden tahrik olmak insanlık değildir… Erkek olan, insan olanın beyni…..” ile başlayan cümleler aslında bir dayatmanın ezberlerinden başka şey değildir.

Oysa kadın güzeldir ve gönül alıcıdır.. Can yakıcıdır, çekicidir… Buna mugayir cümlelerle çıplaklığı meşrulaştırmaya çalışmak bir aldatmacadan başka bir şey değildir.

Evet, kadın sadece saçını örtmekle örtünmüş olmuyor. Evvelâ ahlâkı kendisine din edinmesi gerekiyor. Kadını baştan çıkarıcı ve şer çerçevesine oturtmanın kökeni Bâtıl Batı’nın zulmet ve şeytâniyet felsefesine, Lilit’ine dayanmaktadır.

Kadın üzerindeki bu “algı” tartışmaları onu sadece “bir insan” olarak tasavvur edememekten kaynaklanıyor.

Oysa kadın ne râhibedir ne de korunmaya, sâhiplenmeye muhtaç bir câriye.

O bir şahsiyettir!

En çok da “Hayy’ın”, hayâtın, “iş”in ve hareketliliğin içinde olan Hatîce’dir.

Olgunluğun ve itidalin simgesidir.

Sonra da Aişe’dir kadın; hâfıza ve aklı temsil eder, en fazla okuyan, düşünen, dinleyen ve dinlenendir.

Âlimdir, mürebbîdir; Sâmiha Anne’dir.

Hem nazlı, hem çocuk hem sevgilidir..

Malhun’dur, Hayme Ana’dır, Nilüfer’dir..

En çok da Devlettir o.

Devlet Hâtun’dur!

Hem masum, hem mazlumdur, saraylıdır, kaç yaşına gelirse gelsin gelindir…

Ama zavallı değildir hiç, masumiyeti doğallığındadır.

Bu ülkenin genç kızları ilk defa “güzellik yarışmaları” ile kendine bakmayı ve kendine baktırmayı öğrendi. İşte bu baktırmaların ardından fark etti masum ve güzelliğinin. Kendisine mağrur ve hayran olma öğretildi sonra…

Sonra bu güzelliğin gücünün farkına varması sağlandı. Ve bu güzelliği “kullanma” öğretildi.

Ekrandaki tarz kızlar bu tedrîsin bir talebesi ve temsilcisiler. “Güzel buldurulan” müsabakaların “güzeli arama ve bulma” ontolojisinin yok ettiği bir kültürün meyvesi.

Masumiyet kadının, dokunulmazlığın simgesidir.

Oysa masumiyetin yok edildiği bu tarz yarışmalarında görünüşte dişi, ruhça hırs ve öfke dolu, duygudan yoksun ve erkekle münasebeti bir ticarete ve alış verişe dökmüş feministler ordusu çıkıyor ortaya.

Anne adayı değil bu tarz kızlar, sâdık olmak zorunda değiller, göze göz, dişe diş bir mücâdele veriyorlar ekranda!

Kim daha erkek ve güçlü onun mücadelesini veriyorlar adeta bu yeryüzünde.

Bu tarz kızlar toplumun erkeklerinin bilinçaltına demektedirler ki; Siz! Beyni çıplaklıkta olanlar! Kısa eteğimden, dekoltemden fırlayan göğsümden içi gıcıklanan, başı dönen zihniyet siz ham ervahsınız! Siz kadının etinin, derisinin ardındaki ruhu görmüyorsunuz! Yani bir çeşit felsefe yapıyor bu tarz kızlarımız.

Fakat bu tekâmül nasıl olacaktır? Başını döndüren bu manzaralara bakıp bocalayıp duracak mıdır hep bu kör olası erkek milleti? Kadına, iffete, ismete hiçbir rol düşmemekte midir bu perdede? Burada en büyük ve temel rol kendisinin iken bu rolün yeniden tespit ve tahlil edilmesi, güncellenmesi hiç mi gerekmemektedir?

Sualler böylece uzayıp gidiyor…

Benim bu kızlarımıza tavsiyem ellerine zorla tutuşturulmaya çalışılan bu aynayı kırmalarıdır! Batılının dili ve kelimeleriyle düşünüp konuşmayı bırakıp gözlerini yumarak aynayı kendine, kendi içlerine çevirmeleridir.

Ve yine onlara derim ki; Batı, senelerdir bu donmuş kelimelerin ve kavramların karanlığında yürürken insanlığını dahî unuttu. Oysa Hakk ışığının uyandığı yerdir iç.. Batı o karanlıkta buldukları ve bildikleri miktârınca kendinde öldü. Oysa sen öldükçe dirilibilecek bir kökten geliyorsun. İçine bak göreceksin; kökenden geliyorsun. Kimselerin bulmakla bilemeyeceği o cevher yâni “hikmet” senin içinde, gönül ateşinde. Yandıkça irfânın artar.. İşte etinin ardındaki ruh bu mânâ’dadır.

Unutma insan bu âlemde ya olur, ya ölür…

İnsan, başkasının etinin ardında göremez insanı, insan olanı…

İnsan aynayı bir kere içine çevirmeye görsün meftûn olur içindeki ceylân bakışlıya… Kendini bulmak için kendinden bile kaçar, dağılır, sonun da ne tarzı kalır ne de bir beni. Kadın o vakit bir “Leylâ” ve “cân” olur.

Ve dileriz bu millet öldürülmeye çalışılan masumiyet ve kadınlıkta bilhassa analıkta yeniden “cân” bulur!

Yeniden “Anadolu” olur!

Çünkü hasretiz masumiyete!

Hasretiz anneye!

En çok da cânâ

ve Hazreti İnsana!”

Saliha MALHUN

Yazar
Saliha MALHUN

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen