İbnülemin Ve Edebi Tenkit

Tam boy görmek için tıklayın.

Türk Edebiyatında, tenkit konusunda dikkat çeken isimlerden birisi yakın dönem biyografi yazarlarından biri olan İbnülemin Mahmud Kemal İnal’dır. İbnülemin’in kaleme aldığı eserlerden biri, edebiyat tarihimiz için belki en önemli kaynaklardan kabul edebileceğimiz Son Asır Türk Şairleri’dir. Son Asır Türk Şairleri bize sunduğu biyografik malzemenin yanında şiir ve şairlik konularında da bazı tipik değerlendirmeler barındırmaktadır. Bilindiği gibi tezkire ve divanlardaki şiir ve şairlik değerlendirmeleri bize eski şiirimizin poetikası diyebileceğimiz birtakım malzemeleri sunması açısından önemlidir. İşte Son Asır Türk Şairleri hem bu tür malzemeler bakımından hem de Osmanlı şiirinin dayandığı temelleri haber vermesi açısından dikkat çekicidir.

İbnülemin Mahmud Kemal, tezkiresinde (Son Asır Türk Şairleri’nde) çeşitli şairler hakkında tenkitler getirmektedir. Bunların bir kısmı münekkit hakkında “nev’i şahsına münhasır” denebilecek bir özellik göstermektedir. İbnülemin, tenkitlerinde zaman zaman taraf tutmasına rağmen asla “insafsız” değildir. Ancak az önce de belirttiğimiz gibi o, “nev’i şahsına münhasır” bir münekkittir.

İbnülemin’e göre şairliğin en birinci şartı doğuştan böyle bir kabiliyete sahip olmaktır. Sonra aşk, bu şartların içinde en önde gelenlerdendir. Ona göre şair ve aşk birbirinden ayrı değildir. Şair olabilmek biraz da âşık olmaya bağlıdır. Dolayısıyla burada şiirin beslendiği kaynak olarak aşk konusuna dikkat çekilmektedir. Diğer bir husus şiirin şuurla kurduğu bağdır. İbnülemin’e göre şuuru tam olanlar tam şair olamazlar. Delilik, fart-ı zekâ gibi ifadeler şiirle birlikte anılır.

İbnülemin, şiirin beslendiği kaynaklardan biri olarak ilim konusunu da zaman zaman ele alır. Ona göre şair ve âlim başka şeylerdir. Ancak bu iki konu birbirini beslediğinde ve kişi bu iki alanda da rüştünü ispat ettiğinde takdiri hak eder. Fakat şiiriyle değil de ilmiyle öne çıkan şairler takdir edilseler de şiir konusundaki durumları örnekler yoluyla dile getirilir ve buradan hareketle şair hakkında bir hüküm verilir. Bunların hakkaniyetli hükümler olmasına dikkat edilir.

İbnülemin, özellikle hakkında pek fazla bilgi bulunmayan şairlerle ilgili ulaşabildiği bütün kaynakları kullanmış ve verdiği malumatı olabildiği kadar geniş tutmuştur. Dolayısıyla tezkiresinde birçok ayrıntıya girmiştir. Ayrıca onun bir şairi, kendisine duyduğu yakınlığa göre ele aldığı da olmuştur.

İbnülemin övülmekten hoşlanmaktadır. Kendisine gösterilen hürmeti eserlerinde sık sık söz konusu eder. Son Asır Türk Şairleri’nde “O bize hürmet-i mahsûsada bulunurdu. Biz de riâyette kusur etmemeğe çalışırdık. Beynimizde nice latif latifeler cereyan etmiştir.” ve “Senelerce görüşüldüğü hâlde beni gücendirecek bir harekette bulunmadı.” şeklindeki ifadeler oldukça fazladır. Bu tür ifadeler onun tenkitlerine de etki etmektedir.

İbnülemin, Son Asır Türk Şairleri’nde şiirlerin diğer nüshalardaki farklılıklarına işaret eder, şiire en uygun düşecek kelime veya terkibi söyler. Şiir zayıfsa onu ciddi bir biçimde tenkit eder ve tezkiresine niçin aldığına dair mazeretini dile getirir. Şairler hakkında bazen de sert tenkitleri olur. Şiirlerin hangi şairin şiirine yakın olduğunu veya hangisine nazire olarak yazıldığını söyler. Hatta mânâ ve lafız olarak Arapça, Farsça şiirlere yakınlık gösteren mısra, beyit ve kıtalara işaret ettiği olur. Zaman zaman şiirlerdeki temennilere, sorulara, yakınmalara karşılık verir. Şiirlerinde yer yer, hâlinden şikâyet eden şairleri, durumundan yakınanları tenkit eder.

İbnülemin zaman zaman şiirle ilgili düşüncelerini de yine Son Asır Türk Şairleri’nde dile getirir. Ona göre şiirin kıymeti azlığı veya çokluğunda değil metânet ve letafetindedir. Ona göre her şeyin güzeli gibi sözün güzel olanı da azdır. İnsanların bazıları kendinde söz söylemek gibi bir hakkı hayal etmese ya da söyledikleri her sözün güzel olduğunu düşünmese, sözün güzeline ve güzel söz söyleyene tesadüf olunabilir. O bir vesileyle şöyle der: “Hüner, az sözle pek çok şey söyleyebilmektedir.” Bu husus tezkirede ısrarla dile getirilir ve az şiir yazanların genelde güzel yazdıkları çeşitli vesilelerle anlatılır. Eserde hece ve aruz ölçüsüyle yazılan şiirler arasında ayrım yapılmadığı belirtilse de başka bir yerde müellifin aruzu tercih edenlerden olduğu hemen anlaşılır.

İbnülemin’in üzerinde durduğu konulardan biri de hiciv ve şiir bahsidir. Bu hususta başarılı örnekler olduğunu kabul eden İbnülemin, eserine bunların müstehcen olanlarını almaz. Fakat hiciv yüzünden kıymeti takdir edilemeyen, bir köşede kalan, yine bu yolla kıymeti göz ardı edilen ve sürgüne gönderilen şairlerden bahseder.

O, mukaddimelerinde çağına ve geleceğe karşı sorumlu bir edebiyat tarihçisi olarak hareket eder. Fatin Tezkiresi hususunda yazdığı gibi tezkirecilerin ve edebiyat tarihiyle meşgul olanların eldeki mevcut bilgileri ve fırsatları sonuna kadar kullanması taraftarıdır. Çünkü kaybedilen zaman bize bir edebiyatçı hakkındaki birçok malumatı da kaybettirebilir. Ona göre şairlere dâir bilgilerin bir tezkireci tarafından derhal kaydedilmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın divan mukaddimeleri göstermektedir ki, Türkiye’deki metin neşri konusundaki problemler harf değişikliğinden daha önce başlamıştır. Nitekim divanlarda harflerin kullanımına dair tercihler ve bu tercihlerde zaman zaman gördüğümüz farklılıklar bunu göstermektedir. İkinci olarak İbnülemin’in divan neşirlerini dikkat çekici kılan özelliklerin başında edebî tenkit bahsi gelmektedir. İbnülemin, çalışmasında şiirleri güçlü ve zayıf bulduğu taraflarıyla incelemektedir. Bilhassa Şeyhülislâm Yahyâ Divanı’na yazdığı mukaddimede görüleceği üzere şiirleri çeşitli cephelerden incelemiş; muhtevayı da çeşitli başlıklar altında tayin etmiştir. Ayrıca divan neşirlerinde şiirlerin kime nazire olduğunun ifade edilmesi, birçok müellifin sözlerine yer verilmesi, İbnülemin’in kendi kriterlerine göre bile olsa beyit ve mısraları çeşitli başlıklar altında toplaması oldukça önemlidir.

İbnülemin bu neşirlerinde gelenekli şiirin ve tezkirecilik anlayışının hâkim olduğu bir tenkit anlayışı sergilemektedir. Yalnız onun diğerlerinden bir farkı vardır. O hemen her zaman, ele aldığı kimsenin hayatını, şahsiyetini ve eserlerini derinliğine ortaya koymanın peşindedir. İbnülemin, şairlerin hayatına, sanatına ve muhitine âdetâ dâhil olur. Yeri geldiği zaman şairi savunur. Bazen de şairin bir yakını gibi ona sitem ettiği olur. Örneğin Şeyhülislam Yahya Divanı’na yazdığı mukaddimede İbnülemin’in bu tavrını net bir şekilde görebiliriz. Yahya Efendi’nin bazı siyasi gerilimler içinde geçen hayatını ve devlet kademelerindeki hizmetlerini dikkatli bir şekilde inceleyen, onun şahsiyetini ve edebî kişiliğinin çeşitli yönlerini ortaya koyan İbnülemin burada birçok tarihi kaynağı, tezkireyi, bilgi ve belgeyi kullanma yoluna giderek mukaddimeyi beslemiştir.

İbnülemin, tenkit konu olunca kendini merkeze koyan bir şahsiyet olarak karşımıza çıkar. Bu durum zaman zaman onun taraflı hükümler vermesine ve sevmediği kimseler hakkında kısa malumat nakletmesine sebep olmuştur. Bu husus bilhassa Son Asır Türk Şairleri’nde görülebilmektedir. Ancak bunu divan neşirleri için söyleyemeyiz. Meselâ Hersekli Ârif Hikmet Divanı’na yazdığı mukaddimede şairin şahsiyetinin çizgilerini göstermede başarılı olduğunu söylememiz mümkündür.

İbnülemin, divan neşirleriyle edebiyat tarihimiz için son derece kıymetli olduğunu düşündüğümüz çalışmalar ortaya koymuştur. Yakın geçmişten günümüze kadar, Hersekli Ârif Hikmet ve Leskofçalı Gâlib hakkındaki çalışmalar genelde onun ortaya koyduğu eserlere dayanmıştır. Bilhassa Hersekli ile ilgili yazdığı Kemâlü’l-Hikmet ve şairin yayına hazırladığı divanı bu şairi edebiyat tarihimize kazandıran önemli yayın hamleleridir. Aynı şey Leskofçalı Gâlib Bey için de söz konusudur. Gâlib’in şiirlerini elde etmek için gösterdiği gayretler, divanına yazdığı mukaddimede kayıtlıdır. Bu üç divan ortaya konulurken İstanbul kütüphaneleri büyük ölçüde taranmış, mektuplarla bazı kimselerden şiirler ve şairlerin biyografileri konusunda yardımlar alınmıştır. Bütün bu gayretler elden geldiği kadar mükemmel bir neşir ortaya koymak üzere gösterilmiştir. Bu da gösteriyor ki, sadece edebî tenkit yönünden değil metin tenkidi bakımından da İbnülemin’in divan neşirleri edebiyat tarihimiz için kıymetli ve dikkate değer çalışmalardır.

Eserlerine baktığımızda İbnülemin’in tenkitlerinde şahsiyetinden, modern ve geleneksel tenkit anlayışından bağımsız olmadığı görebiliriz. Buna rağmen o, geleneksel tenkit anlayışını sürdüren, eleştirilerine yer yer duygu ve tecrübelerini de katan, dolayısıyla doğrudan doğruya tenkitlerinin içinde yer alan bir tezkireci ve edebiyat tarihçisi kimliği sergilemektedir. Fakat bu durum onun modern edebiyat anlayışından uzakta kaldığını göstermez. Burada görüldüğü gibi o, divanları modern ölçüler içinde değerlendirebilmiş ve âdetâ kendince bir sentez meydana getirebilmiştir. İbnülemin, incelediği divanın baştan sona kadar tam bir edebiyat şaheseri olduğunu asla ileri sürmeden eserin genel hatları hakkındaki fikirlerini örnekleriyle beraber ortaya koymuş ve kendi görüşlerini de bir edebiyat tarihçisi olarak muhakkak söylemiştir. Tezkiresinde de önemli denebilecek miktarda şiir tenkitleri vardır. Edebî zevkine uymayan, mânâ ve söyleyiş bakımından hatalı bulduğu şiirleri, beyit ve mısraları dile getirmiştir. Bütün bu ortaya koyduğu tenkit ve değerlendirmeler sayesinde İbnülemin’in, eserlerinde sağlam edebî tenkidin ilk ve önemli örneklerini sergilediğini söylemek isteriz.

Yazar
Yasin ŞEN

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen