“İlahî bir metin” dendiği zaman Allah katından gelen metinler, buyruklar, ayetler akla gelir. Dinî-tasavvufî özellik taşıyan bestelenmiş şiirler ise” İlahi” olarak adlandırılıyor. Türk edebiyatında “ilahi” denince daha çok Yunus Emre akla gelir. Son yıllarda pek çok ilahi bestelendi, söylendi. Yunus Emre ve benzerlerine ait ilahilerin bir ağırlığı, uhrevi bir havası vardı. Daha sonra içinde şirke, bidate varan ifadeler barındıran ilahiler de ortaya çıktı. Bu ilahiler dini törenlerde, düğünlerde, hatta camilerde bile söylendi, söyleniyor. Tamamen kontrolden çıkmış bir durum söz konusu idi.
Ancak öyle anlaşılıyor ki o yeni yetme ilahiler, son günlerde “İlahi” diye allanıp pullanarak ortaya sürülen ve “Kâbe’de Hacılar Hû der Allah” diye başlayan sözde ilahinin öncüsü imişler. Öyle ki, tam bir oyun havası ritminde söylenen bu sözde ilahi hepsinin önüne geçmekle kalmayıp tam bir magazin malzemesi oluverdi. Öyle ki siyasilerin bile koruma kalkanı altına girdi. Televizyon ekranlarında, sosyal medya ağlarında, ortalıkta dolaşan videolarda, gazete sayfalarında hep o var. Hatta İzmir’de durumdan vazife çıkaran bir okul müdürü zil müziği olarak bile kullanmaya başlamış. Tabii, ardından da tartışmalar…
Hele Ramazan Ayı bir çıkıp düğün törenleri başlasın da nelere şahit olacağız bakalım. Korkum odur ki, aslında bir ağıt olan ve Çanakkale savaşları için daha bıyıkları bile terlememiş Tokatlı Halil ile emsallerinin cepheye sevk edilmesi üzerine yakılan ağıt misali, şıkıdım şıkıdım bir oyun havası olarak çalınıp söylenecektir. O ağıtı bilirsiniz:
“Hey onbeşli onbeşli/Tokat yolları taşlı/Onbeşliler gidiyor/Kızların gözü yaşlı”
Hepimiz şâhit olmuşuzdur; bu ağıt istisnalar hariç, genelde hareketli bir türkü gibi okunuyor ve düğünlerde oyun havası olarak ilgi görüyor. Siyasilerin bilerek ya da bilmeyerek destek verdikleri adı geçen “ilahi”nin akıbetinin de böyle olması kaçınılmaz görünüyor. Nitekim sosyal medyada dolaşan bir videodan da bu anlaşılıyor. Kadınlardan oluşan bir grup şenlik – şamata havasında söyleyip gidiyorlardı.
“Kadınlardan oluşan bir grup” derken aklıma geldi… Bu ilahi görünümlü beste son yıllarda jeepleriyle hava atan, yeni doğan çocuklarına “Baby Shower”, yurt dışından dönen arkadaşlarına “Welcome Party” ve daha bilmem neler düzenleyip kamuoyunda “Süslümanlar” olarak nitelendirilen zümrenin ev toplantılarıyla geniş katılımlı partilerinde de söylenir artık, ne diyelim!
Gerçi son zamanlarda bütün kavramlar alt üst olmuş, değerler birbirine karıştırılmış durumda. Milli Eğitim’e bağlı bir okulda sicilli teröriste “Selefi yemini” ettirilmesi, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bir başka okulda adına “ilahi” denen düzenlemenin zil sesi yapılması gibi uygulamalar milletimizin huzurunu bozmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Allah, Kur’an, Kâbe, din, iman… Bunlar ayrıştırıcı değil birleştirici olmalı, magazine malzeme edilmemelidir.
Yazıp anlattıklarımızdan anlaşılacağı üzere ilahilere ve ilahi kavramına karşı değiliz. Eleştirenlerin çoğu da karşı değil. Aksine ilahilerin uhreviyatını, masumiyetini savunuyoruz. Üstelik “Kuşlar” isimli bir ilahi güftesi yazmışlığım bile var; bestelendi ve TRT radyolarında da okundu. İşte o ilahi:
Seher vakti öten kuşlar
Ne söylerler ne yaparlar?
Yaprak yaprak, çiçek çiçek
Bilmem neler konuşurlar!
Bir İlâhî zikir midir?
Akla gelmez fikir midir?
Yaradan’a şükür müdür?
Her gün böyle buluşurlar!
Güneş doğar salınırlar
Dört bir yana dağılırlar
Hem dağlarda, ovalarda
Rızık için uçuşurlar!
Kuşlar kuşlar canım kuşlar
Seher vakti öten kuşlar
Hayatımın tadı kuşlar
Yaradan’la konuşurlar!
Haliyle “Bu ilahiden niye rahatsız oluyorsunuz” sorusunun muhatabı değiliz. Rahatsız olduğumuz konu bellidir; Allah, Kur’an, Kâbe, din, iman gibi konuların ağırlıklarına, hassasiyetlerine dikkat edilmeden magazine konu edilmeleri!
İlahi, dini programlarda, kutsal gecelerde, camilerde okunup insanları manevi atmosfere sürükleyebilmeli, türkü, şarkı ve hele de oyun havası ritmine sokulmamalıdır.
Kaldı ki rahatsız olduğumuz daha pek çok konu, pek çok uygulama var. Bir eğitimci, üstelik bir ilahiyatçı olan Osman Erenalp’in paylaşımına da göz atalım:
“…Sabıkalı terör önderi geçiyor öğrenci karşısına Şeflik ediyor Selefi andına. Nerede duracağı da belirsiz bu gidişin. Bu konu tartışılıyor kanallarda kaç gündür.
*
Öğretmen “cennette çikolata şelalelerinin” olduğunu söylüyor sınıfa. Çocuk varıyor eve. “Anne ölmek istiyorum cennette çikolata şelaleleri varmış” diyor.
(NOT: İslamiyet’i hakkıyla anlatmaktan aciz bazı “Hoca Efendi” ya da “Tarikat/Cemaat önderi” sıfatlı kişilerin Cennette sunulacak bilmem kaç yüz bin çeşitli kahvaltı sofrası ve huri fantezileri ile mürit toplama gayretleri de böyle değil mi?)
*
Bir başkası “Çocuklar yüksekten düşerlerse melekler tutar onları” demiş. Çocuk eve dönünce soruyor annesine; “Anne balkondan atlasam melekler beni tutar mı?”
Okullarda o körpe dimağlara daha neler neler yapıldı; sınıfın ortasına temsili mezar konup ölen anneye ağıt yaktırmak mı dersiniz, pedagojik formasyonu olmayan bazı diyanet görevlisi ya da dernek, tarikat, cemaat, vakıf yöneticilerinin sınıflara sokulup konuşturulması mı dersiniz?
Velhasıl gidiş nereye belli değil. İktidar Türk Milleti’ne, Milli Eğitim kendi öğretmenine güvenmek, aileler de çok ama çok dikkatli olmak zorunda.
