İlber Ortaylı Hocanın Ardından

Tam boy görmek için tıklayın.

 

A. Yağmur TUNALI

 

İlber Hoca, Ankara’da Yılmaz Öztuna sohbet meclisine devam ederdi.

O mecliste değişmeyen konular vardı.

Aktüel konular görüşülürdü.

Edebiyattan mûsikîye bütün sanatlar konuşulurdu.

Müzisyenlerden gelenler olursa Yılmaz Bey’in neşesi artardı.

Ahmet Hatipoğlu, Ergun Balcı geldiği vakit “Özledik. Bugün mûsikî konuşacağız” derdi.

Konservatuardan öğrencisi kanuni Lokman Tuncer’e veya benim gibi ilgili dinleyicilerden birine dönerek söylerdi.

İlber Hoca, Batı Mûsikîsi repertuarına yakındı.

Eserleri sanatkârları da tanır ve bilirdi.

Fazıl Say da çeşitli vesilelerle bunları anlattı.

Hoca, bir Türk Tarihçisi olarak Türk Müziğine o kadar yakın olmayışına hayıflanırdı.

Sıkça bunu söyler ve Yılmaz Öztuna’nın tarihçiliğinin en büyük değerlerinden birinin müzisyen ve müzikolog oluşu olduğunu söylerdi.

Bu eksik tarafımı telafi etmeliyim dediği de olurdu.

Çünkü Türk tarihçisinin Türk müziğine uzaklığı düşünülemezdi.

Hoca, halk yaşayışına kadar Türk hayatını bilir, yakından görmek ve yaşamak için uğraşırdı.

O üstten bakışı altında çok mütevazı bir halk adamı tavrı da açıktı.

Milletinin insanlarını derin bir hisle severdi.

Bir milliyetçinin başka türlü duyması ve düşünmesi zaten mümkün değildir.

Mûsikîde eksiğini zevk alanlarla beraber gidermek isterdi.

Ahmet Hatipoğlu’nu ev toplantılarında dinlemiş ve çok sevmişti.

Galiba 1999 olacak, kalabalık bir dost grubunu Ahmet Hatipoğlu ile evine yemeğe davet etmişti.

Kızları Tuna galiba lise birinci sınıftaydı.

Eşi Ayşe Hanım’la o günkü ev sahipliklerini katılanlar çok güzel hatırlar ve anlatırız.

O günden bir önemli bilgiyi de söylemeliyim.

Hatipoğlu, bestelediği Su Kasidesi’ni ilk defa Hoca’nın evinde o gün icra etmişti.

Ben de kasideyi okumuştum.

Çok hoş bir havada görüşler dile getirilmişti.

O detaylardan aklımda kalanları belki başka bir zaman anlatırım.

Yalnız şunu söylemekle yetineyim:

O İlber Hoca’nın akşamıydı.

Keyfine diyecek yoktu.

Hoca bu zevke katılmayı çeşitli vesilelerle salon konserlerinden çok ev toplantılarında devam ettirdi.

İstanbul’da da zaman zaman, müziğin önemli icra merkezlerinden, klasik havayı devam ettiren, özellikle tasavvuf çevreleriyle beraber olduğunu anlatırdı.

Merakını gidermekten öteydi, o müzikli çevrelerde bulunmaktan zevk alıyordu.

İlber Hoca gibi hayatını neredeyse bütünüyle toplumun önünde yaşayan bir değerin bu tarafı özeldir ve yalnız oralarda beraber olduğu kimselerce bilinir.

Spekülasyona meydan vermemek için de dikkat ettiğini söylemek yanlış olmaz.

Geleneğe göre doğrusu da budur.

Din ve dindarlık gösteriş işi değildir.

Hele hele kesin hükümler vererek ahkam kesmeler hiç değildir.

Celal Şengör’le yakınlığından hareketle Hoca’yı dinsiz sananlardan bu incelik beklenmez.

Kendisini Tanrı yerine koyarak hüküm verenin dinliye de dinsize de, kimseye vereceği iyi bir şey olamayacağı açık.

Müslümana dinsiz demenin ne manaya geleceğini erbabı söylesin demeye de gerek yoktur.

Türkiye’de bu dinden geçinmeyle yerleşen Tanrı adına konuşanları da, hepimizi de Yüceler Yücesi ıslah olacak akıl ve duyguya getirsin!

Ben onların yaptığını yapmayayım demek doğru da, susup oturmak doğru değildir.

Müzik söz konusu ise elbette o yaygın beğeni kılıklı tercihlerine dokunacaklar olacak

“Kâbe’de Hacılar” tamtamına takılanlarımızın yüksek Türk Kültürüne, Türk Müslümanlığına yakınlaşmaları hayaline kapılmayacak kadar çok yaşayan ve çok şey yaşayanlardanız.

Türk yaratıcılığının zirvelerinde seyreden müzik dehalarımızın bazı eserlerine olsun yakınlaşacaklarla yol yürünecektir.

Başka türlü olursa -Hak saklasın!- işid’in, El-Kaaide’nin arka bahçesi olunur, Taliban’la buluşulur.

Milletler arasında yerimiz yükseklerdedir.

Kültürümüzle yükseklerdedir.

Mûsikîmizle yükseklerdedir.

Bunu bileceğiz.

Zekâî Dede’nin bu Acemaşiran’ını, zirvelerde seyreden Mevlevî Âyinleriyle, nefis klasik eserleriyle, şarkılarıyla beraber düşünmek gönlümü okşuyor.

İftihar duygularıyla göğsüm ve gözüm doluyor.

İlber Hoca’yı ağlatan 18 Mart’a üç gün kala içimin kabarışını hissediyorum.

Evet İlber Hoca, “18 Mart artık bize fazla geliyor. Kaldıramıyoruz. O muazzam zaferi söyleyen Âkif bizi başka türlü dolduruyor.”

Seni, Acemşairan’dan, Hüseyni Aşiran’dan en güzel eserleri veren Zekâî Dedemizin bu nefis Acemaşiranıyla uğurluyoruz.

A sultânım sen var iken

Ya ben kime yalvarayım?

İsmin Gani Settâr iken

Ya ben kime yalvarayım?

Yunus-u bîhûş eyleyen

Ya ben kime yalvarayım?

  1. Yağmur TUNALI

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen