Hüseyin ÖZBEK
Mahmut Esat Bozkurt (1892-1943) İlk mektepten İdadi (Lise) bitimine kadar İzmir’ de öğrenim görür. 1908’ de kaydolduğu Darülfünun Mekteb-i Hukuk’tan (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi) 1912 ‘de mezun olur. Mahmut Esat’ın çocukluk ve gençlik yıllarının İzmir’inde batının ekonomik ve kültürel etkisi fazlasıyla hissedilir. 19 yüzyıl sonları, yirminci yüzyıl başlarının İzmir’ inde Levanten kesim ve gayrimüslim komprador burjuvazinin damgası çok belirgindir. Emperyalizmin pençesine düşmüş Osmanlı’nın bu liman kentinin Türklerin kendilerini yabancı hissettikleri bir döneminden bahsediyoruz. Batılı şirketlerin temsilcilikleriyle, acenteleriyle, tutulan köprübaşı sonrası, genişleyen ticari ve ekonomik ilişkilerle oluşan kolonilerin, toplumsal, kültürel etkilerinin yerelliği, milliliği baskılayan liman kozmopolitizmi yükselmektedir artık. İşbirlikçi, gayrı Türk burjuvazi, emperyalist acenteliğini sürdürürken, batılı değerlerin ülkeye sokulmasıyla oluşturulan sömürge kültürünün en fazla liman kentlerinde görülmesi olağan karşılanmalıdır.
Bu dönemde tefeci bezirganlarca kanı iliği sömürülen Egeli Türk köylüsü hızla mülksüzleşirken, topraklar ve ekonomik güç, İngilizler başta olmak üzere yabancılara ve Osmanlı uyruğu gayrimüslim komprador burjuvaziye geçmektedir. Osmanlının asli unsuru Türkler için yoksulluk ve kırım yılları, birileri için mutluluk yüzyılı olabilmektedir. Çocukluğundan lise bitimine kadar, Aydın Vilayetinin Kuşadası’nda ve İzmir’inde tanığı olduğu bu tablonun Mahmut Esat üzerindeki etkisi ömür boyu sürecektir.
Mahmut Esat, Türklerin yoksulluğunun ve sefaletinin nedeninin, emperyalizm ve ona bağımlı hale gelmiş çürümüş, işbirlikçi, ulusuna yabancılaşmış çağdışı idare olduğunu bilmektedir. Ulusun refahının ve geleceğinin milli, antiemperyalist bir kurtuluş savaşı ve düşünsel temelini bu savaştan alacak halkçı bir ihtilal olduğunu da bilmektedir. Anlattığımız ortamın etkisiyle oluşan ulusçu, halkçı, emek yanlısı ihtilalci kişiliğini ve heyecanını ölünceye kadar yitirmeyecektir.
Milli duyarlılıkla sarmallaşan devrimci kişiliğinin oluşmasında büyük etkisi olan dayısı Ubeydullah Efendi’nin yardımıyla gittiği İsviçre’de Frioburg Üniversitesi’nde tekrar lisans eğitimi alır ve doktora yapar. Mahmut Esat’ın doktora tezi, “Du Regimes des Capitulations Ottomanes – Osmanlı Kapitülasyonları Rejimi”dir.
Sözün burasında okurlarımıza hatırlatalım: Birinci Dünya Savaşına Alman emperyalizminin saflarında sürüklenmek zorunda kalan Osmanlı hükümeti bu fırsattan yararlanmak isteyecek, Kapitülasyonları kaldırdığını ilan edecektir. Babıali’nin bu kararına en şiddetli tepki, müttefiğimiz, Almanya’dan gelecektir. Alman Büyükelçisi Baron Von Wangenheim savaşta hasımları olan batılı devletlerin diplomatlarıyla İstanbul’da bir toplantı düzenler. Toplantı sonunda alınan kararları, huzuruna çağırıp bir güzel haşladığı Osmanlı Sadrazamına tebliğ eder: “Uluslararası sözleşmeler – kendilerinin onayı olmadıkça – tek taraflı irade beyanıyla ortadan kaldırılamaz!”
İşte böyle bir dönemde, 1. Paylaşım Savaşı sürerken, Mahmut Esat’ın, bir Avrupa üniversitesinde, ünlü hukukçulardan oluşan jüri karşısında Osmanlı İmparatorluğunun kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırmaya hakkı olduğunu savunan doktora tezi pekiyi derece ile kabul edilecektir!
Doktora tezinin sonuç bölümünde Mahmut Esat’ ın yargısı şudur: “Kapitülasyonlar ister tek taraflı, ister karşılıklı anlaşma sayılsın, taraflardan birinin hayati çıkarlarına aykırı düşerse veya tabi oldukları şartlar değişirse tek taraflı olarak ilga edilebilirler!”
15 Mayıs 1919’ da İzmir’ in Yunanlılarca işgal edildiğini duyan Mahmut Esat, Frioburg Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı tarafından verilen, doktora tezinin “Cum Laude” derecesiyle kabulüne ilişkin belgeyi alarak ülkesine döner.
Ege’de işgale karşı direnişin örgütlenmesinde görev alır. Demirci Mehmet Efe’yle Nazilli’de görüşür. İşgale karşı oluşturulan cephenin Kuşadası bölümündeki 120 kişilik Kuvayı Milliye müfrezesinin başına geçer. Temmuz 1919’ dan, TBMM’de milletvekili ve bakan olarak uğraş vereceği ana kadar geçen sürede onu Ege dağlarında elde silah milli müfrezelerin başında görürüz. Mahmut Esat, Ege’ de sürdürdüğü mücadele nedeniyle, 23 Nisan 1920’ de açılan TBMM’ye 1920 yılı Eylül ayı başlarında katılabilecektir.
Mahmut Esat TBMM’nin en hareketli vekillerindendir. İhtilalci kişiliği, ezilenlerden yana tavrı, konuşmalarına yansımaktadır. Milletvekillerinin mesleki temsil esasına göre seçilmeleri gerektiğini savunur. Kurtuluş Savaşına en büyük katkının üretici köylü tarafından yapıldığına işaret eder ve her sınıfın yaptığı katkı oranında elde edilen başarıdan pay almasını savunur.1920 yılı sonlarında TBMM’ye Maarif ve Adliye Vekilliği için aday gösterilir. 15 Aralık 1920’ de, bu önerilerle ilgili olarak Mustafa Kemal’ e yazdığı mektupta Heyet-i Vekile’ de çalışmasının imkânı olmadığını, kendisinin “İttihat ve Terakki Fırkası’nın -tabiri caiz ise- sol cenahına kanaat-ı tamme ile merbut “olduğunu belirtir. Adliye Vekilliğini ret gerekçesi, gördüğü hukuk eğitiminin Adli sistemde ve yasalarda köklü değişiklikler yapmayı gerektirmesi, bunların gerçekleştirilmesinin mevcut hükümetle mümkün olamayacağı düşüncesinde olmasındandır.
Birinci İnönü zaferinden sonra Londra’ya çağrılan Bekir Sami heyetinde murahhas üye olarak bulunur. İşgalci Yunanistan’ ın ardındaki asıl gücü, emperyalist sistemi bu konferans vesilesiyle bir kez daha görmüştür. Başarısızlıkla sonuçlanan Londra Konferansına ilişkin görüşlerini TBMM’ nin 5 Mart 1921 tarihli gizli oturumunda açıklar: “Efendiler, önünde bulunduğumuz dava, kanaati acizâneme göre bir Yunan meselesi değildir. Bir Şark davasıdır. Bu Şark Davası –Doğu sorunu- önünde İngilizlerin bizimle kolay kolay uyuşabilme imkânı yoktur.”
TBMM’ nin ilk döneminde 12 Temmuz 1922 – 27 Ekim 1923 arası İktisat Vekili olarak görev yapar. Bu dönemde küçük çiftçilerin ve küçük esnafın ihtiyaç duydukları kredinin daha çabuk ve kolayca temini için Türkiye Köy Bankaları Kanunu tasarısını hazırlatır. Köylülerin ekonomik ve sosyal durumlarının düzelmesi, üretimin artması amaçlanmaktadır. Mahmut Esat’ın bu girişimi kanunlaşamaz. İktisat Bakanlığınca 1923 yılında İstihsal ve alım ve satım kooperatif nizamnamesi hazırlatır ve yayınlanır. Türk kooperatifçiliğinde yeni bir dönem başlamaktadır. Esnafın, küçük üreticilerin üretim, alım satım ortaklıklarının kurulmasıyla ekonomik canlılık amaçlanmaktadır.
Kurtuluş Savaşı sonrasında, Lozan konferansının başlamasının ertesi günü 21 Kasım 1922’de Mustafa Kemal’e İzmir’den gönderdiği telgrafta;” Memleketin iktisadiyatı uzun senelerden beri unutulmuştur. İktisat amilleri dinlenmemiştir. Bu meslek adamlarını dinlemek ve onların dileklerine göre bir iktisat programı oluşturmak, doğrudan doğruya memleketin vicdanını ve kalbini dinleyerek bir program vücuda getirmek lazımdır.” demektedir.
Cumhuriyet sonrası ekonomi politikalarının belirlenmesinde birinci derecede etkisi olan İzmir İktisat Kongresi (17 Şubat – 4 Mart 1923) Mahmut Esat’ın İktisat Bakanlığı döneminde, onun önerisiyle gerçekleşir. Kongrede yaptığı konuşmada Türk ulusunun asırlarca Firavunların ehramlarına taş çeken esirlerden daha acılı bir yaşam sürdükten sonra egemenlik hakkını geri alabildiğini belirtikten sonra şöyle devam eder: “Egemenlik gerek çağdaş hukukta ve gerek milli ve dini hukukiyatımızda doğrudan doğruya millete ait bulunduğundan, Sultanlar, Halifeler milletin iradesinden, arzusundan bir karış ileri geçmek hak ve yetkisine sahip değildirler. Bunun aksine hareket edenler Türk milleti nezdinde ya başlarını kaybederler veya kaçışın utancıyla memleketi terk ederler ve giderler”
Konuşmasının devamında milletlerin medeni, yarı medeni ve barbar olarak sınıflandırılıp buna göre haklar tanınması anlayışına karşı olduklarını, bütün milletleri istisnasız bir şekilde özgür ve bağımsız görmek istediklerini, özgürlük ve bağımsızlığın bütün milletlerin hakkı olduğunu belirtir.
1924 Anayasa tasarısında Cumhurbaşkanına TBMM’yi fesih yetkisi veren 25. maddedeki düzenlemenin yanlışlığına işaret eder, eleştirir, değişik ülkelerden örnekler vererek hukuksal açıklamalarda bulunur. TBMM’nin 23 Mart 1923 tarihli oturumunda uzun tartışmalardan sonra bu madde reddedilir.
1924 -1930 yılları arasındaki Adalet Bakanlığı döneminde gerçekleşen hukuk devriminin mimarıdır. 1925 yılında bu devriminin genç kadrolarını yetiştirmek üzere Ankara Adliye Hukuk Mektebinin kuruluşunu gerçekleştirir. Kurtuluş Savaşıyla kurulan ulus devletin, çağdaş Türkiye’nin devrimci kuşaklarını eğitmek için bakanlığın yoğun mesaisine akademik çalışmalarını da ekler. Hukuk Fakültesinin Profesörler Meclisi başkanlığını yürütür ve İhtilaller Tarihi dersini okutur. 1941 yılına kadar değişik fakültelerde Devletler Genel Hukuku, Anayasa Hukuku, Devrim Tarihi Dersleri okutur.
Bakanlığı ve milletvekilliği süresince, son nefesine kadar, Kuşadası dağlarında İşgalci Yunan ordularına kurşun sıkan adamın heyecanını hiç kaybetmedi. İhtilalci, yoksuldan yana, ulusçu, halkçı özelliğinin, kabına sığmayan coşkusunun eserlerine yansıdığı açıkça görülür.
Millî Mücadelenin öncü kadrolarından bazılarının kurtuluştan sonraki yaşamlarında siyasal nüfuzlarını kullanarak ekonomik çıkar elde etmelerine, bazı şirketlerin yönetim kurullarına girmelerine, arsa spekülasyonu girişimlerine şiddetle karşı çıkar. Bakanlığında olsun, ölümüne kadarki milletvekilliği sürecinde olsun, dönemin gazetelerine yansıyan Bozkurt’un polemikleri günümüz için de ilginç derslerle doludur. Bu bahsi kapatırken Halk Dostu Gazetesinde yazdığı makalelerden birinin başlığını vermek yeterli olacaktır: “Hırsızlar Teslim Olunuz!”
Yasal hak sahibi olduğu halde devlet olanaklarından yararlanma konusundaki titizliğine bir örnek verelim: Yunan Ordusu Bozkurt’ un Kuşadası’ndaki evlerini, dükkanlarını yakar. Kurtuluş Savaşından sonra işgal bölgelerinde resmi heyetlerce zarar tespitleri yapılmaktadır. Ortaya çıkan zarar da devletçe karşılanmaktadır. Yapılan inceleme sonucu Bozkurt için de 50 bin liralık zararı olduğuna ilişkin belge ( Harikzede Mazbatası) tanzim edilir. Bozkurt nüfuzunu kullanarak devletten çıkar sağladığı yargısına varılabileceği düşüncesiyle belgeyi bakanlığı süresince devlete ibraz etmez ve hükümsüz bırakır…
Ulusların ihtilal yapmaya haklarının olup olmadığı konusunu inceleyen, İngiliz, Fransız, Alman düşünülerinin değişik görüşlerine yer veren Bozkurt, ihtilalin bir hak olduğu yargısına varır. Türk Devrimi karşılığı olarak Türk İhtilali sözünü kullanır. 1932 yılından itibaren Kemalizm deyimini de kullandığını görmekteyiz. Kemalizm’ i Türkiye için olduğu kadar, diğer ulusları da bunalımdan kurtaracak bir ideoloji olarak tanımlar. O’na göre Kemalizm; milliyetçi, cumhuriyetçi, parlamenter ve barışçıdır.
Bozkurt, 18. yüzyılda ortaya çıkan liberalizmin bireyci özelliği ve sosyal devlet anlayışını reddetmesiyle 20. yüzyılda insanlığın gereksinimlerini karşılayamayacağını söylemektedir. Ülkemizin Tanzimat’tan bu yana uygulanan liberal politikalar nedeniyle geri kaldığını ve yarı sömürge haline geldiğine işaret etmektedir. “Liberallik Masalı”, “Liberalliğin Ölümü”, “Serbestçiliğin Kanlı Tarihi”, “Serbestçilik Hailesi” makalelerinde liberalizmi inceler, Fethi Okyar’ın Serbest Cumhuriyet Fırkası’ nı liberal anlayışı nedeniyle eleştirir, devletçiliği savunur.
Bozkurt, canileri, soyguncuları cezalandıran devletin, binlerce kişiyi ekonomi politikalarıyla soyan, sömüren tüccar ve tefecileri de cezalandırmasını istemektedir. 1933 – 1943 yılları arasında Anadolu Gazetesi’ndeki bazı makalelerinin yalnızca başlıklarını vermek bu konuda bir fikir vermeye yetecektir: “Kravatlı Eşkıyalar”, “Haydut”, “Haydut Muhtekirler”, “Haydut Tefeciler”.
Kurtuluş Savaşında en büyük özveriyi gösteren köylülerin sefalet içindeki yaşamları Bozkurt’un vicdanını sızlatmaktadır. 1929 dünya Ekonomik buhranın en çok bu kesimi etkilediğini, köylünün tüccar ve simsar tarafından sömürüldüğünü belirtmektedir. İzmir’ in Yemiş Çarşısı’ nda incir-üzüm üreticilerinin birkaç ihracatçı ve simsarın elinde bulunduğunu söyleyerek bu durumu facia olarak tanımlamakta, tüccar ve simsarların kravatlı eşkıya olduğunu yazmaktadır. Türk köylüsünün elinden tutulup radikal bir şekilde yükseltilmedikçe, Türk ulusunun gerçek yükselmesinin mümkün olamayacağını vurgulamaktadır. Derebeyliğin, mütegalibeliğin tasfiye edildiğini, fakat tefeci ve faizcinin kuduz gibi ayakta durduğundan yakınmaktadır.
Türk işçisini Türk tarihinin en mazlum çehresi olarak tanımlayan Bozkurt, ülkede her şeyi işçinin yaptığını, her türlü yokluğa katlandığını, ülkeyi işçinin kanının koruduğunu, gerekirse yine koruyacağını, Türkiye’ nin Türk işçisinin emeği üzerinde yükseldiğini söyleyen M. Esat ; “ Türkiye nüfusunun % 80’ den fazlasının emekçiden, yani köylü ve işçiden oluştuğunu, bunların haklarını savunanlara Komünist yahut sosyalist damgasını yapıştırma gayesini güdenler şahsi menfaatlerini çalışan kitlelerin zararlarında arayanlardır ” demektedir.
Mahmut Esat ülkesinin, ulusunun, ezilenlerin hukukunu savunan Müdafaayı Hukuk’çu ve Kuvayı Milliyeci kimliğini ölünceye kadar kişilik ve kimlik olarak üzerinde taşımıştır. Bu kimlik, edindiği derin hukuk kültürü ve sosyal adaletçi anlayışla tamamlanarak Cumhuriyetin Devrimci Adalet Bakanını ortaya çıkarmaktadır.
La- Hey Adalet Divanında görülen Bozkurt – Lotus davasının hayranlık uyandıran seçkin hukukçusu, bakanlık sonrası artık sade bir milletvekili ve üniversite hocasıdır. 1937 yılında Fransız Tramvay Şirketi devletleştirilir. Şirket Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine dava açar. Bozkurt’ u ziyaret eden Fransız heyeti çok yüklü bir vekalet ücreti teklifiyle davayı üstlenmesini ister. Fransızları reddeden Bozkurt aynı davada Türkiye’nin vekilliğini üstlenir ve davayı kazanır, bir kuruş vekalet ücreti de talep etmez. Mareşal Fevzi Çakmak Bozkurt’un karısı Hatice Feheda Hanım’a; “Kızım bu kadarı da fazla, namuslu, dürüst, fedakâr, fakat bu kadarı da…” der. Mareşalin sözlerini nakleden eşine Mahmut Esat Bey; “Ne var ki ne alacağız? Hazinede bir şey yok ki! Milletin nesi var ki alalım.” yanıtını verir.
Ne yazık ki yaşadığımız süreçte artık emperyalizmin çizmeleri altından kurtardıkları ülkesinin ve ulusunun kurtuluşunun, kuruluşunun heyecanının içinde bir kor gibi hisseden devrimci Bozkurt’lar yoktur. Olsa da devletin tüm kademelerinde yıllardır sinsice, günümüzde açıktan sürdürülen bilinçli bir tasfiyenin mağdurlarıdırlar.
Bağımsızlıktan, Atatürk ilkelerinden, ulus devlet anlayışından, laiklikten verilen ödünler, Cumhuriyetle kapanmamış hesabı olan dış ve iç çıkar çevrelerini, Hilafet Ordusu artıklarını, İslam Teali Cemiyeti ve Kürt Teali Cemiyeti’ nin günümüzdeki mirasçılarını fazlasıyla heyecanlandırmakta ve daha fazlasını talep etme konusunda cesaretlendirmektedir.
Anti emperyalist bir kurtuluş savaşıyla kurulan, kuruluş felsefesini Bozkurt’ un tanımıyla Atatürk İhtilali’ den alan Türkiye Cumhuriyeti’nin günümüzde geldiği noktayı belki de en iyi ifade eden sözler ne yazık ki yakın dönemin bir Yargıtay başkanına aittir: “Mahmut Esat Bozkurt dönemi artık kapanmıştır”.
Bu sözler Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus devlet niteliğinin, çağdaşlığının, devrimlerinin dayanağı olan bir anlayışa, bir diğer söylemle Cumhuriyet’ in hukuk temeline, kuruluş felsefesine karşı, en üst düzeyde dillendirilen bir manifesto, bir meydan okumadır!
Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyayı değiştirip, dönüştürüp, yapay etnik lokmalara bölüp yutma girişimini geçmişte mazlumların direnme hakkının meşruiyet kaynağı olan hukukumuzu müdafaa ederek – Müdafaayı Hukuk-, milli kuvvetlere – Kuvayı Milliye – dayanarak boşa çıkarmıştık. Küresel emperyalizmin GOP’ unu, BOP’ unu boşa çıkarıp, sömürgenleri bir kez daha aynı coğrafyada mağlup etmek için gereken manevi miras, Atatürk başta olmak üzere, Mahmut Esat Bozkurt’ ların döneminde fazlasıyla bulunuyor. Kurtuluşun, kuruluşun o milli, devrimci, halkçı, dünyaya meydan okuyan atmosferini içimizde duymanın, koklamanın gerektiği bir süreci yaşıyoruz hep birlikte…
—————————–
Kaynak:
https://www.veryansintv.com/izmir-iktisat-kongresinin-103-yilinda-mahmut-esat-bozkurt-ve-turkun-hukuku
