Karaman’dan Öteye

Yolumuz Karaman’a idi.
Bir tabelada Sille adını gördük. Mahmut, içinde Sille geçen türküyü açtı, Rıza Konyalı söylüyordu;
“Şu Sille’den gece geçtim görmedim anam”
Ardından bir türkü daha Rıza Konyalı’dan;
“Yabandan gel kömür gözlüm yabandan
Aldım haberini fakir çobandan.”
Rıza Konyalı bir gün ekibiyle konsere gitmiş. Saz heyetinden birinin canı sıkılmış, “alır takımlarımı giderim” demiş. Takım dediği iki kaşık. İki kaşığı birbirine vuruyormuş da…
Türküde de “Gel Karaman’a doğru” diyordu.
Kazımkarabekir’in ilçesinden geçtik.
Hikmet Elitaş arkadaşımız var Karaman’da şair, yazar. Yeni Vezin Dergisi’ni çıkarıyor. Onu aradık, o da bize refakat etti Karaman’da.
Karaman’dan yetişmiş şair çok. Aşık Gufrani de bunlardan biri;
“Emrini terk eder, neyhini tutar
Kuru dava ile kul olur mu ya!…
Döner bir de halka sofuluk satar
Böyle erkan, böyle yol olur mu ya!…
Kişizadelik hiç alınmaz satın,
Asil azmaz diye söylerler bütün…
Bir mülevves yere düşse bir altın
O kıymetten düşüp pul olur mu ya!…
Terk-i heves edip hizmet tutmalı
Arı ahvalini ibret tutmalı
Her çiçekten birer çeşni tatmalı
Bal, bal desen ağzın bal olur mu ya!…
Gönül yücelerden yüc’olmak ister
Beş- on kuruş ile hac’olmak ister
Ellisinden sonra hoc’olmak ister
Kart ağaçtan taze dal olur mu ya!…
Şiir böyle devam ediyor.
Bekir Sıtkı Erdoğan, Ahmet Tufan Şentürk, Mehmet Çınarlı, Mehmet Zeki Akdağ da Karaman doğumlu şair büyüklerimizden.
Bizim Türkümüz’ü yazmıştı Bekir Sıtkı Erdoğan;
“Bozkurtlar vatanı sert yaylaların,
Huyundan huy kapmış ırkımız bizim.
Her birimiz bir savaşta doğmuşuz,
Zafere karışmış kırkımız bizim.
Atlarımız aldan, kırdan, yağızdan,
Akıncılar kopmuş gelmiş Oğuz’dan,
Küçüklü büyüklü hep bir ağızdan,
Dünyaca söylenir türkümüz bizim.
Üstümüzde üç kıtanın kayıdı,
Tarih dizimizde doğdu büyüdü,
Duymamışken medeniyet neyidi,
Garba ışık verdi şarkımız bizim.
..
Üç laf etsem Türk’üm derim üçünde,
Sana cevabım var, bana niçin de,
Yetmiş iki buçuk millet içinde,
İşte budur gerçek farkımız bizim.”
1926 yılında Karaman’da doğmuş Bekir Sıtkı Erdoğan. Kara Harp Okulunu bitirdikten sonra kıta subaylığı yapıyor. Daha sonra Heybeliada Deniz Lisesi’nde Edebiyat Öğretmeni olarak çalışıyor.
Vasiyeti gereği de Karaman’a defnediliyor.
Bekir Sıtkı Ağabey’in kabrine uğradık. Şöyle bir dörtlüğünü koymuşlar Bekir Sıtkı Ağabey’in,
Son Dilek
Hiç var mı ecelden kaçan etrafa bakın!
Geldikçe yaklaşmada gittikçe yakın…
Ey yolcu bu taş, ümîdimin son kapısı,
Bir Fatihacık üflemeden geçme sakın!
Fatihamızı okuduk.
Hikmet Bey yolda giderken bir dükkan gördü. İçeride hanımlar “mayalı” denen bir hamur işi yapıyorlarmış, onu gösterdi. İçeriye girdik, bakmaya geldiğimizi söyledi. Orada hamur işi yapanlardan bir hanım bize bir mayalı hediye etmek istedi. Parasını vermek istedim, “bu benim hediyem olsun, yevmiyemden öderim” dedi. Rica minnet parasını verdik. Arabadaki met helvalarından bir kutu hediye ettik bu güzel insanlara. İnsanımızın içinde içimizi ışıtan ne güzeller vardı.
Etli Ekmek’in esas yeri Karaman’mış. Öyle söylediler. Gerçi Hikmet Elitaş Bey de tam bir Karaman sevdalısı.
Bir şiirinde şöyle diyor;
“Muhabbetle kucaklayıp tamburu,
O şarkıyı bir daha çal bu gece.
Dökülsün tellerden sevda yağmuru
O şarkıyı bir daha çal bu gece.
Bu gece gökyüzü aşka boyansın,
Sen dokun tellere, mehtap uyansın…
Varsın gönlümüzde kor, ateş yansın
O şarkıyı bir daha çal bu gece.
Yaralı gönlümüz sevdaya kanmaz,
Bu sevdaya koca dağlar dayanmaz,
Bu saatten sonra zaten uyunmaz,
O şarkıyı bir daha çal bu gece.”
Akşam kısmet olursa türkü dinleyecektik bizde. Yolcu yolunda gerekti.
Ahmet Tufan Şentürk Ağabey’in mezarına da uğramaktı niyetimiz ama bu sefer de vakit yetmeyecekti. Altı, yedi saat gibi, belki de daha fazla bir zaman lazımdı. Üstelik Torosların ne durumda olduğunu da bilmiyorduk.
Mut üzerinden de gidiliyordu Mersin’e ama Seravul Geçidi için pek garanti veremediler. Biz de yönümüzü Pozantı’ya doğru çevirdik.
Torosların başı bembeyazdı.
Mahmut’da bir türkü açtı;
“Dağlar siz ne dağlarsız,
Kardan kemer bağlarsız,
Gül sizde bülbül sizde,
Siz ne der de ağlarsız.”
Akşamki programda Mehmet Özbek de vardı. Mehmet Özbek Ağabeyden de bir türkü dinlemek lâzımdı. Toros Dağlarının içinden geçiyorduk, türkünün içinde dağ da, kar da, yâr da geçmeliydi.
“Dağlar ağardı kardan
Haber gelmedi yardan
Ya gel ya mektup gönder
Kurtar beni bu dardan.”
Yazar
Mehmet Ali KALKAN

Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi (1980). Bir müddet Eskişehir Belediyesinde ... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen