Kelimelerde Gizli Medeniyet: Dîvân-u Lügati’t-Türk

Tam boy görmek için tıklayın.

 

Uğur UTKAN

 

Öz

Kaşgarlı Mahmud’un XI. yüzyılda kaleme aldığı Dîvân-u Lügâti’t-Türk, yalnızca Türk dilinin bilinen en eski sözlüğü olmakla kalmayıp Türklerin sosyal yapısını, inanç dünyasını, gündelik hayatını ve medeniyet anlayışını yansıtan temel bir kültür belgesidir. Bu çalışma, Dîvân-u Lügâti’t-Türk’te yer alan kelime ve kavramlar üzerinden Türk toplumunun sosyal normlarını, ahlaki değerlerini ve tasavvufî düşünceyle kurduğu erken dönem ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Eserde yer alan kelimelerin büyük çoğunluğunun Türkçe kökenli olması, Türkçenin İslamlaşma sürecinde dahi güçlü bir söz varlığına sahip olduğunu ortaya koymaktadır. “Törü” ve “ögreyük” gibi sosyal düzeni belirleyen kavramlar, Türk toplumunda yazılı olmayan hukuk ve gelenek sisteminin işleyişini göstermektedir. Bunun yanı sıra dini, tasavvufî ve ahlaki içerikli kelimeler; Türklerin İslam’ı yalnızca bir inanç değişimi olarak değil, zihinsel ve kültürel bir dönüşüm olarak benimsediğini göstermektedir. Atasözleri, deyimler ve örnek cümleler aracılığıyla eserde aktarılan dil malzemesi, Türklerin estetik anlayışını, toplumsal dayanışmasını ve ahlâkî değerlerini yansıtmaktadır. Sonuç olarak Dîvân-u Lügâti’t-Türk, Türk dilinin zenginliğini ve Türk medeniyetinin köklü yapısını ortaya koyan eşsiz bir kaynak olup, Türk kimliği ve medeniyet bilincinin anlaşılmasında vazgeçilmez bir eser niteliğindedir.

Anahtar kelimeler: Türkçe, Araplar, İslam, tasavvuf, divan

Abstract

Mahmud al-Kashgari’s Divan-u Lugati’t-Türk, written in the 11th century, is not only the oldest known dictionary of the Turkish language but also a fundamental cultural document reflecting the social structure, belief system, daily life, and understanding of civilization of the Turks. This study aims to examine the social norms, moral values, and early relationships with Sufi thought of Turkish society through the words and concepts found in Divan-u Lugati’t-Türk. The fact that the vast majority of words in the work are of Turkish origin reveals that Turkish possessed a strong vocabulary even during the process of Islamization. Concepts defining social order, such as “törü” and “ögreyük,” demonstrate the functioning of an unwritten legal and traditional system in Turkish society. Furthermore, words with religious, Sufi, and moral content show that the Turks embraced Islam not merely as a change in belief but as a mental and cultural transformation.  The linguistic material conveyed in the work through proverbs, idioms, and exemplary sentences reflects the aesthetic understanding, social solidarity, and moral values ​​of the Turks. Consequently, Dîvân-u Lügâti’t-Türk is a unique source revealing the richness of the Turkish language and the deep-rooted structure of Turkish civilization, and it is an indispensable work for understanding Turkish identity and civilizational consciousness.

Keywords: Turkish language, Arabs, Islam, Sufism, divan

DÎVÂN-I LÜGATİ’T-TÜRK

Türk adının “Olgunluk Çağı” anlamına geldiğini savunan Kaşgarlı Mahmud’un güzide eseri olan Dîvân-u Lügâti’t-Türk; Türk dilinin bilinen en eski sözlüğü olma özelliğine sahip olmaktan da öte Türklerin yaşama biçimini, dünyayı kavrayışını, gündelik hayatın inceliklerini satır satır kayda geçirmiş bir medeniyet belgesi durumundadır. Bu sözlükte yer alan sosyal normlarla ilgili kavramların belirlenmesi, o dönemdeki Türk topluluklarının yaşam biçimleri ve hayata bakış tarzları açısından önemli ipuçları verecektir.

“Divanü Lügati’t-Türk”te 11. yüzyılda Türk topluluklarının yaygın olarak kullandığı kelimelere yer verilmiştir. Döneminde yazılan diğer Türkçe eserlere göre tamamına yakını Türkçe kökenli kelimelerdir. Bu eserin yazıldığı dönem Türklerin kitleler halinde İslam’a geçtiği bir dönem olma özelliğine sahiptir. Bu sebeple Divan’da İslami birçok kavrama da yer verilmiştir.

Tasavvuf, Türklerin İslam’ı kabul ettiği bu dönemde İran ve Arap ülkelerinde yaygınlık kazanmış ve Türk coğrafyasının İran’la komşu olduğu bölgelerde etkisini göstermeye başlamıştır.[1]

Yani kaynaklar ışığında şunu diyebilmek mümkündür:

Tasavvuf, sözcük ve sistem olarak Hz. Muhammed zamanında yoktur.[2]

Daha da önemli husus şudur ki bugün dünyada mevcut olan pek çok İslâmi cemaat ve tarikatın tarihsel kökenlerini incelediğimizde en eski İslâmi cemaat ve tarikatların Arap olmayan milletlerin İslâm’a geçmeye başlamalarıyla var olmaya başladıklarını görmek imkân dahilindedir. Çünkü İslâmiyet yeryüzüne bir güneş gibi doğduğu ve en önemlisi de Arapların pek çok cahiliye alışkanlıklarına darbe vurduğu halde kabilecilik ve kan davası gütmekten Arapları alıkoyamamıştır. Dolayısıyla kendi içinde bile bir cemaat ve cemiyet oluşturma konusunda başarılı olamayan bir Arap milletinin İslâm’daki bugünkü anlamda ilk cemaat ve tarikatları var etmeleri zaten beklenemezdi. Nitekim İslâm’da bugünkü manadaki ilk cemaat ve tarikatlar, Türklerle İranlıların İslâm’a geçmeye başlamalarıyla vücut bulmaya başlamışlardır.[3]

Öte yandan 11. yüzyılın başında Farsça ve Arapça olarak ilk tasavvuf eserleri verilmeye başlanmıştır. Divanü Lügati’t-Türk (Divan)’de yer alan Türkçe kelime ve metinlerde de tasavvuf düşüncesinin etkisini görmek mümkündür. Bu da Türklerin tasavvuf öğretisine çok erken dönemlerde ilgi duyduğunu ve ona dâhil olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Divan’da dinî, tasavvufî ve ahlaki birçok konuda örnekler vardır. Bunlar: Tanrı, peygamber, ahret, nefis ve akıl, ibadet, Allah dostları, hayatın faniliği, sabır, dünyanın aldatıcılığı, bilge insanlara yakın olmak, yumuşak huy, iyilik ve cömertlik gibi konulardır. Bu ve benzeri birçok malzemeyi içinde barındıran “Divanü Lügati’t-Türk” o dönemki Türklerin tasavvuf konusunda hiç de azımsanamayacak bir söz varlığına sahip olduklarını göstermektedir.[4]

Divanü Lügati’t-Türk’te sosyal normları karşılamak üzere “törü” ve “ögreyük” kelimeleri yer alır. Törü kelimesi eserde beş ayrı yerde geçmektedir. Bunlardan biri madde başı olarak verilmiş, karşısında gerekli açıklama yapılmış, sözcüğün yer aldığı bir atasözü verilmiştir.

Diğerlerinde ise başka kelimeler açıklanırken bu kelime, örnek metinler arasında yer almıştır. Bu metinlerin üçü atasözü, biri dörtlükten ibarettir.

Ögreyük kelimesi ise bir yerde madde başı olarak yer almaktadır. Burada sözcüğün anlamı “âdet” biçiminde açıklanmış ve bir dörtlük içinde kullanımına örnek verilmiştir.

Ayrıca bazı kelimeler açıklanırken verilen örneklere bağlı olarak “bu, Türklerin âdetidir” gibi ifadelere yer verilmiş, böylece sosyal normların işlevi konusunda önemli bilgiler aktarılmıştır.[5]

Dîvân-u Lügâti’t-Türk ile ilgili daha da mühim olan gerçek şudur ki, dünyadaki ilk Tanrı sözcüğünün de, bugüne kadarki bilim dağarcığına göre, Türkçe olduğunu belirttikten sonra şu gerçeğin de üzerinde durmalıyız; Eski ve Orta Türkçedeki Tengri sözcüğü, Türkiye Türkçesinde Tanrı olmuş ve Türk dilinin bütün ağızlarında bulunmaktadır. Nitekim bu örneklerden biri Divan-ı Lügat-it Türk’te bulunmaktadır: Tengri[6]

TDK’ya göre Kaşgarlı Mahmud, anıtsal eseri Dîvânu Lugâti’t-Türk’ü yazış nedenini ilk sayfadaki Tanrı’ya ve Hz. Muhammed’e övgü bölümünden hemen sonra açıklamaktadır.

“Talih güneşinin Türk burcunda doğduğunu, Tanrı’nın Türk kağanlığını gökyüzünün katmanları arasına yerleştirdiğini, onlara Türk adını ve egemenliği verdiğini” yazan Kaşgarlı Mahmud, çağının kağanlarını Tanrı’nın Türkler arasından çıkardığını ve ulusları yönetme dizginlerini Türklere vererek bütün insanlığa egemen kıldığını belirtir. Türkleri doğruluğa yönelten Tanrı’nın, Türklerle birlikte olanları, birlikte çalışanları ve onlara katılanları aziz kıldığını, Türkler sayesinde onları isteklerine eriştirdiğini, yağmacıların kötülüklerinden onları koruduğunu anlatır Kâşgarlı Mahmud…

Türklerin oklarından korunmak için akıl sahibi olanların, Türklere katılması gerektiğini yazan Kâşgarlı Mahmud, en doğrusunun Türklerin gönlünü almak olduğunu, derdini dinletebilmek için onların diliyle konuşmaktan başka çıkar yol bulunmadığını ifade eder.

Bu görüşlerini kanıtlamak amacıyla Buharalı ve Nişaburlu iki ayrı imamdan işittiği bir hadisi tanık gösterir. Her iki imam da Hz. Muhammed’in kıyamet belirtilerinden, ahir zamandaki azaplardan ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkışından söz ederken “Türklerin dilini öğreniniz, çünkü onların egemenliği uzun sürecektir” buyurduğunu Kâşgarlı Mahmud’a anlatmıştır.

Konuyu daha detaylı biçimde ele almadan evvel üzerinde durulması gereken hakikat şudur:

Eğer Türk kültürünün ehemmiyetini Kâşgarlı Mahmud gibi duyan ve anlayan âlimler yetişse idi, millî dilin İslâm dünyasındaki rolü pek ehemmiyetli olurdu.

Mahmud, Türk dilinin öğrenilmesi ve yayılması için meşhur eserini yazarken bu maksadı terviç eden bir hadîs de nakletmektedir. Hadis diyor ki; «Türk dilini öğreniniz; çünkü onların hakimiyetleri uzun sürecektir.[7]

Bu hadis doğru ise –sorumluluğu anlatanların boyunlarına olsun– Türkçeyi öğrenmek dinsel bir gerekliliktir; yok kesin değilse, bilinç de bunu gerektirir bir iş olur. Bu doğru değil ise, akıl bunu emreder.[8]

Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Alparslan’ın Malazgirt zaferinden hemen sonra İslam dünyasında Türklerin, Türklüğün ve Türk dilinin öneminin daha da arttığı bir dönemde Araplara Türkçe’yi öğretmek, Türkçe’nin Arapça kadar zengin dil olduğunu ortaya koymak amacıyla Dîvân-u Lugâti’t-Türk’ü yazmıştır Kâşgarlı Mahmud…

Hazırladığı sözlük ile Türkçenin söz varlığının gücünün ortaya konulmasını sağlayan Kâşgarlı Mahmud, böylece Türkçe’nin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu da göstermiştir. Nitekim Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün giriş bölümünde Türk dilinin Arap dili ile birlikte at başı beraber yürüdüklerini ifade eden Kâşgarlı Mahmud, söz varlığı ile birlikte Türk kültürünün ve uygarlığının da zenginliğini gözler önüne sermiştir.

Eserinin pek çok yerinde Türkleri ve Türklüğü öven Kâşgarlı Mahmud, sözü kendisine getirerek Türklerin en güzel ve en etkili dile sahip bir kişisi olarak en açık anlatan, en akıllı, en iyi eğitimli, en soylu olmakla övünür.

Çok iyi kargı kullandığını sözlerine ekleyen Kâşgarlı Mahmud, bu özellikleri sayesinde bütün Türk illerini dolaşıp Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil, Yağma ve Kırgızların dillerini, sözlü edebiyat ürünlerini öğrendiğini belirttikten sonra bütün bu bilgileri kitabında en uygun bir biçimde sıralayarak düzenlediğini anlatır.

Yıllarca birçok güçlüğe göğüs gererek hazırladığını belirttiği Dîvân-u Lugâti’t-Türk’te sözleri arayanlar kolayca bulsun diye belirli bir düzene göre sıraladığını da belirten Kâşgarlı, atasözü, deyim ve şiir gibi edebî ürünlerle Türkçenin anlatım derinliğini ortaya çıkardığını söyler. Bunun için eserinin sözlük bölümünde tanımladığı hemen her sözün, içinde geçtiği örnek cümleleri, şiirleri, atasözleri ve deyimleri vermeye özen gösteren Kâşgarlı Mahmud:

“Türklerin görgülerini, bilgilerini göstermek için söyledikleri şiirlerden örnekleri kitaba serpiştirdim. Sıkıntılı veya sevinçli günlerde yüksek düşüncelerle söylenmiş olan ve ilk söyleyenden sonra kuşaktan kuşağa aktarılan atasözlerini de kitaba aldım. Böylece kitap en üst düzeyde yetkinliğe ve mükemmel arılığa ulaştı.” diyerek örnekli bir sözlük yazmasının gerekçelerini de açıklamaktadır.

Günümüzden dokuz yüz otuz altı yıl önce yazmaya başladığı Dîvânu Lugâti’t-Türk’te tanımları örneklerle pekiştiren Kâşgarlı Mahmud’un tuttuğu bu yol, çağdaş sözlük biliminde bugün de uygulanan bir yöntemdir. Türk sözlük biliminde açtığı bu çığır, Kâşgarlı Mahmud’a “Türk sözlükçülüğünün atası” unvanını kazandırmıştır.

751 yılındaki Talas Savaşı’ndan sonra ete kemiğe bürünen Müslüman Araplarla Türklerin yakınlaşma sürecini müteakip Abbâsî Hilâfeti ve Türk dünyasının stratejik ortaklıkla taçlanacak yoğun temaslar kurduğu, neticede Türklerin İslamlaşma sürecinin baş döndürücü bir hıza kavuşarak kitlesellik kazandığı bir dönemde yaşayan Kaşgarlı Mahmûd’un bizatihi kendisi de Abbâsî Hilâfeti ve Türk dünyasının stratejik ortaklıkla taçlanacak yoğun temaslarına katkı sağlamıştır.

1057 yılından itibaren bütün Türk coğrafyasını dolaşıp 1072 yılında ayak bastığı Bağdat’ta Dîvân-u Lügâti’t-Türk’ü tamamlayarak Abbâsî Halîfesi el-Muktedî Billâh’a sunarak insanlığa kazandıran Kaşgarlı Mahmûd’un bu eseri ortak mirasımızın, evrensel hüviyeti haiz bir simgesi olmakla birlikte, Türk halklarının dünya medeniyetine yaptığı büyük katkıların da bir vesikası konumundadır.

11. Yüzyıl’a ayna tutan ve 1000 yıl öncesinin medeniyeti hakkında bilgi edinebileceğimiz böylesine eşsiz bir kültür hazinesi, ne yazık ki günümüzde hak ettiği ilgiyi görmemekte olup, bu eşsiz esere olan ilgisizliği anlamak mümkün değildir.

Öyle ki, Kaşgarlı’nın Divan’ında aktardığı “Benim doğuda Türk adını verdiğim bir askerim vardır; hangi kavme gazap edersem onları o kavim üzerine sevk ederim.”[9] gibi hadislerde de belirtildiği gibi İslam dünyasının 11. Yüzyıl başında ciddi bir şekilde yaşamaya başladığı siyasi bunalımların bir sonucu olarak Türklerin büyük bir kurtarıcı ve güç olarak algılandığı biliniyor. Türklere yüklenen bu görev asırlarca devam edecektir. Bu dönemde sonra Müslüman Türkler yalnızca kâfir olan başka milletlerle değil İslam dinine geçmemiş Türk boylarıyla da sürekli bir mücadeleye girişmiştir.[10]

İslam dinine geçen Türkler sadece dini bir dönüşüm değil, zihinsel ve dilsel bir dönüşüm de geçirmişlerdir. Böylece Türk edebi eserlerinde İslam’a dair konuların işlenmesi kadar İslam kültürünün Türklerden önceki taşıyıcıları Arap ve Fars dillerinden de kelimeler alınmaya başlanmıştır. Ancak Divan’ın ortalama 8000 civarındaki kelime hacmi (Divan’a sadece yaygın kullanılan kelimeler alınmıştır) sadece Türkçe kelimelerden oluşturmuştur. Elbette Divan’da Çince, Moğolca ve Soğdakça kökenli kelimeler olmakla birlikte bu kelimeler Türkçeleşmiştir. Karahanlı Türkçesi ile yazılmış dönemin diğer eserleri incelendiğinde Türkçe kökenli kelimelerin oran olarak en fazla olduğu eser Divanü Lügati’t-Türk’tür.[11] Karahanlı Türkçesi ile yazılmış diğer eserler olan “Kutadgu Bilig” (Türk-İslam Edebiyatında tasavvufla ilgili olarak münācāt türünden ilk şiirler Yusuf Has Hacib’in 1069 yılında tamamlanan Kutadgu Bilig isimli eserinde yer almaktadır.[12]), “Atebetü’l-Hakayık”, “Kur’an Tercümesi” (Bununla ilgili ilk Türkçe mealin Karahanlılar devrinde basıldığının bilincinde olmak gerek.)[13] ve “Divân-ı Hikmet”te Arapça ve Farsça kelimeler farklı oranlarda olmakla birlikte Ahmet Yesevi tarafından yazılan ve içeriğinin büyük kısmının yazılma tarihi 14. ve 15. yüzyıllara tarihlenen bir tasavvuf eseri olan “Divân-ı Hikmet”in yarısından fazlasında Arapça ve Farsça kelimeler hâkimdir.[14] Bunu belirtmemizdeki amaç Divan’ın İslami ve tasavvufi konulara katkısız bir Türkçe ile yer veren en önemli eser olduğunun anlaşılması içindir.[15]

Türk tarihinin en önemli üç yazılı belgesinden biri ve 8 bin civarında da madde başı içeren Dîvân-u Lügâti’t-Türk, iki ana bölümden oluşmakla birlikte Kâşgarlı Mahmud, Dîvân-u Lugâti’t-Türk’ü sekiz ayrı bölümden oluşturduğunu belirtir ve hem sekizinci bölümün hem de Dîvân-u Lugâti’t-Türk’ün bittiğini şu sözlerle açıklar:

“Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah’a… Hüseyin oğlu Mahmud der ki: Bu kitabı yazmaya başlarken Türk dilinin sözlerini toplama, kurallarını ve usullerini bildirme, ölçülerini açıklama, bölümlerini sıralama sözünü vermiştik. Bu sözümüzü yerine getirmiş, amacımıza ulaşmış oluyoruz. Gereksiz sözleri, fazlalıkları, kullanımdan düşmüş şekilleri kitabın dışında tuttum. Burada sona eren kitabımız sonsuza kadar varlığını sürdürsün. Hamd, ezelî ve ebedî olan Allah’a, salat ve selam Muhammed’e ve onun soyuna olsun…”

Dîvân-u Lugâti’t-Türk’ün sözlük bölümünü oluşturan bölümler XI. yüzyıldaki Türk dilinin söz varlığını gözler önüne seren eşsiz bir hazine niteliğindedir.

 

Dîvân-u Lugâti’t-Türk’ün Söz Varlığı

Kâşgarlı Mahmûd’un Türkçe’ye en büyük hizmeti, örnekleriyle ortaya koyduğu yaklaşık bin yıl önceki Türk topluluklarının söz varlığında genel Türk dilinde kullanılan sözler olduğu gibi Uygurların, Oğuzların, Türkmenlerin, Kırgızların, Çiğillerin, Yağmaların, Arguların ve diğer Türk topluluklarının kendilerine özgü sözleri de bulunmaktadır. Kâşgarlı Mahmud bununla da yetinmemiş, Türk lehçelerinin yanı sıra bu lehçelerin ağızlarında yerel olarak kullanılan sözlere de yer vermiştir.

Kâşgarlı Mahmud’un özel adları da söz varlığına alarak ayrıntılı bilgiler vermesi esere ansiklopedik sözlük, hatta ansiklopedi niteliğini de kazandırmıştır. Bunlar içerisinde şehir, köy, dağ, ırmak, deniz gibi coğrafya adları ile kişi ve topluluk adları da yer almaktadır.

Özellikle Türk topluluklarının adlarını açıkladığı maddelerde Kâşgarlı Mahmud’un verdiği ayrıntılı bilgiler dikkat çekicidir. Kâşgarlı Mahmud bu adlarla ilgili olarak kısa tanım yapmak yerine ayrıntılı bilgi vermeye, anlattıklarını atasözleriyle, manzum parçalarla, zaman zaman da hadislerle tanıklamaya özen göstermiştir.

Böylesine zengin bir içeriğe sahip olan ve elime türetme yollarından eklerin fonksiyonlarına, hatta cümle yapısına kadar pek çok konuda ayrıntılı bilgi vermek suretiyle Türk dilinin eşsiz söz varlığını ortaya koyan Dîvân-u Lügati’t-Türk’te ele alınan kelimelerin karşılığını farklı bir dilde verilmesi bunun yanında Türk şive ve ağızları üzerinde de örneklemeler sunulması, eserin zenginliğini ve araştırma sahasını genişleten en önemli unsurlardan biri olmuş.

Hál böyle iken bu sözlükte yer alan kelimeler, atasözleri ve deyimler; Türk topluluklarının yaşam tarzı hakkında bizlere ayrıntılı bilgiler sunmuştur.

Peki sözlükte Türk örf ve adetlerine, sosyal normlarına işaret eden kelimeler nelerdir?

DÎVÂN-U LÜGATİ’T-TÜRK’TE ORTAYA KONAN KELİME HAZİNESİNDEN GÜZEL ÖRNEKLER

AŞAÇ

Anlamı: Tencere.

Bir evin en sıcak yeri mutfaktır. “Aşaç” kelimesi, yemek pişirilen bir kaptan da öte birlikte oturulan sofraların, paylaşılan ekmeğin sembolü…

ENLİK

Anlamı: Kadınların yanaklarına sürdükleri allık.

Ne kadar nârin bir kelime. Eñlik demek, güzelliğe, renge, kendine özen göstermeye verilen değer demek. O çağda bile estetik duygusu varmış dilde.

KÖZLÜK / KÖZÜLDÜRÜK

Anlamı: At kuyruğundan yapılmış dokuma; göz ağrısı veya kamaşması için göze konur.

Doğadan şifa üretmeyi bilen bir kültürün sözcüğü bu. Közlük, hem doğaya güvenin hem de tedavi bilgisinin göstergesi. Ne kadar sade, o kadar bilgece.

ÜTÜG

Anlamı: Ütü.

Düşünsenize, 11. yüzyılda bile insanlar giysilerini ütülüyormuş. “Ütüg” sözcüğü, temizliğe, düzene, özen göstermeye verilen değerin göstergesi. O çağda bile pürüzsüzlüğü arayan bir estetik anlayışı var demek ki.

 

DİDEK

Anlamı: Gelin giderken yüzünü örtmek için kullanılan örtü.

Ne kadar zarif bir gelenek. Didek, gelinin yeni hayata adım atarken taşıdığı mahcubiyetin, heyecanın simgesi. Örtü, saklamak için değil; bir geçişi anlatmak için var burada.

KARIN ATMAK

Anlamı: Hayvan boğazlandıktan sonra işkembeye nişan alınarak ok atmak; vuran kişi etinden bir parça alır.

Bir tür törensel oyun gibi. Cesaret, paylaşım, avcılığın geleneğe dönüşmüş hali. Karın atmak, yaşamla doğa arasındaki saygıyı gösteriyor.

BAŞMAK

Anlamı: Pabuç.

Bugün hâlâ bazı köylerde “başmak” denir ayakkabıya. Bin yıldır aynı sesle söylenmesi çok etkileyici.

BEZENMEK

Kaşgarlı Mahmut bu kelimeyi, “bezenmek, kadın süslenmek, kadın makyaj yapmak” olarak kullanır. Divanü Lügati’t-Türk’te geçen “bezen(makyaj), enlik (allık) boğmak (kolye), önik (takma saç, peruk) gibi kelimelerden kadınların süslenmek ve kendilerini güzel göstermek için makyaj yaptıklarını, yanaklarına kırmızı allıklar sürdüklerini, kolyeler ve peruklar taktıklarını görüyoruz.

 

BASAN

Anlamı: Ölü gömüldükten sonra verilen yemek.

Basan, acının içinde bile bir araya gelmenin, paylaşmanın sözü. Toplumun dayanışmasını anlatan sessiz bir kelime.

KÜBEN

Anlamı: Deve havudunun altına konulan çul.

Hayvana bile özen gösteren bir halk… Küben, sadece bir eşyayı değil, merhameti anlatır. Yol arkadaşına rahatsızlık vermemek bile kültürün bir parçasıymış.

TÖRÜ

“Törü: Töre, atalardan kalan ve yazılı olmayan kurallar bütünüdür.

ÖGREYÜK

“Ögreyük” kelimesi Divan’da bir kez, madde başı olarak yer alır. Kaşgarlı, kelimeyi “âdet” olarak Arapçaya çevirir.

Ögreyük, âdet, “birtakım kalıplaşmış davranışlar” anlamında kullanılmıştır ve yaptırım gücü töre kadar kuvvetli değildir.

ÇUWI

Eserde “çuwı” kelimesi, “Hotan töresince hakandan iki seviye aşağıda bulunan kimselere verilen bir unvan” olarak verilmiş. Bunu ise “Türklerin bir töresidir” diyerek açıklamış.

KAZ

Kaşgarlı tarafından “âdet ve görenek” kelimeleriyle açıklanır. Eserde kaz maddesi açıklanırken şu şekilde bir bilgi verilir: “Mecusiler yılda bir gün buraya gelirler ve onun öldürüldüğü yerin çevresinde ağlarlar. Kurban keserler ve kurban kanını onun kadınının üzerine dökerler. Onların âdeti budur.”

YOGLADI

Kaşgarlı, “yogladı” kelimesini “ol, ölügge yogladı” cümlesinde kullanır ve bunu “o, ölü için yemek verdi” biçiminde Arapçaya aktardıktan sonra “Türklerin âdeti böyledir” şeklinde bir açıklama yapar.

DÎVÂN-U LÜGATİ’T-TÜRK’TE ORTAYA KONAN CÜMLE HAZİNESİNDEN GÜZEL ÖRNEKLER

“Kuş kanadıyla, er yoldaşıyla.” = İnsan, dostuyla ve çevresiyle güçlü olur.

“Tat yemezse acı bilmez.” = Zorluk çekmeyen, nimetin kıymetini bilmez.

“Beg başı budun yasın tutar.” = Bey ölürse halk yas tutar.

“Yalnguk sözinden bilge bilür.” = Bilge kişi, halkın sözünden anlam çıkarır.

“Kişi oğlı atı bilan bilür.” = İnsan, adıyla tanınır. (Yiğit nâmıyla anılır.)

“Er igid bolsa, sözünde durur.” = Yiğit kişi sözünde durur.

SÖZÜN ÖZÜ

Dîvân-u Lugâti’t-Türk, yalnızca bir sözlük değil, Türk kimliğinin, dilinin ve medeniyet idrakinin de biricik temelidir ve bu temel olmadıkça Türk milletinin kimliğine, diline ve sahip olduğu kültür zenginliğine sahip çıkması ve kıymetini bilmesi de zor olacaktır.

Eserin hak ettiği ilgiden mahrum kalması, aslında bizim kendi öz değerlerimize yeterince eğilmememizle ilgilidir ve öz değerlerine yeterince eğilmeyen milletler benliklerini ve millet olma şuurlarını kaybetmeye mahkumdurlar.

Dolayısıyla Dîvân-u Lugâti’t-Türk’e yönelmek, yalnızca bir tarihî metne değil, bir medeniyetin bilincine yönelmektir. Kaldı ki bir medeniyet bilinci olmadan bir milletin benliğini, köklerini, kimliğini ve en önemlisi millet olma şuurunu koruyabilmesi mümkün değildir.

O yüzden her ne kadar günümüzde özellikle Türk dili, edebiyatı ve tarih bölümlerinde Dîvân yeniden keşfedilip üzerine tezler, makaleler yazılsa da geniş halk kesiminde hâlâ adı bilinmekte, içeriği ve önemi yeterince tanınmamaktadır. Bu yüzden Dîvân-u Lugâti’t-Türk’ün günümüz Türk kültürüne kazandırılıp geniş halk kesiminde de özümsenmesinin sağlanması için çalışmalara ağırlık verilmeli ve devlet eliyle de desteklenmelidir.

Kaynakça:

Dilaver DÜZGÜN, “Divanü Lügati’t-Türk’te Sosyal Normları Karşılayan Kavramlar”, A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 35, Erzurum, 2007

Divan-ı Lügat-it Türk, c.III, Ankara, 1941

Emek ÜŞENMEZ, “Karahanlı eserlerindeki söz varlığı hakkında”, Akademik İncelemeler Dergisi, 3(1), 2008, 1915-1922

Hayrani ALTINTAŞ, “Tasavvuf tarihi”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Basımevi, Ankara, 1986

Kaşgarlı Mahmûd, Dîvânü Lugat-it-Türk, (Çev. Fuat Bozkurt), Eğitim Yayınevi, Konya, 2012

Meder Saliev, “Divanü Lugati’t-Türk’te Tasavvufî ve Ahlâkî Unsurlar”, Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, 6(4), 2023

Osman TURAN, Selçuklular ve İslamiyet, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1993

Raşit ÇÖLOĞLU, “Başkurt Türklerinin halk edebiyatında münâcât”, Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, 3(3), 2020, 43-54

Uğur UTKAN, Dinlerde Türkçe İbadetin Tarihçesi, Makale Arşivi, 23 Haziran 2025, https://makalearsivi.com/tarih/dinlerde-turkce-ibadetin-tarihcesi/, Erişim Tarihi: 17.12.2025

[1] Meder SALİEV, “Divanü Lugati’t-Türk’te Tasavvufî ve Ahlakî Unsurlar”, Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, 6(4), 2023, Sf. 65

[2] Hayrani ALTINTAŞ, “Tasavvuf tarihi”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Basımevi, Ankara, 1986, Sf. 4

[3] Uğur UTKAN, “Türkler olmasaydı, bugün bildiğimiz anlamda İbrâhîmi dinler var olabilir miydi?”, Haberton, 16 Eylül 2025, https://haberton.com/turkler-olmasaydi-bugun-bildigimiz-anlamda-ibrahimi-dinler-var-olabilir-miydi/, Erişim Tarihi: 17.12.2025

[4] Meder SALİEV, a.g.e., Sf. 65

[5] Dilaver DÜZGÜN, “Divanü Lügati’t-Türk’te Sosyal Normları Karşılayan Kavramlar”, A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 35, Erzurum, 2007, Sf. 201

[6] Divan-ı Lügat-it Türk, c.III, Ankara, 1941, s. 376-377

[7] Osman TURAN, Selçuklular ve İslamiyet, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1993, Sf. 25

[8] Kaşgarlı Mahmûd, Dîvânü Lugat-it-Türk, (Çev. Fuat Bozkurt), Eğitim Yayınevi, Konya, 2012, Sf. 19

[9] Osman TURAN, Selçuklular ve İslamiyet. Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1998, Sf. 15

[10] Meder SALİEV, a.g.e., Sf. 66

[11] Emek ÜŞENMEZ, “Karahanlı eserlerindeki söz varlığı hakkında”, Akademik İncelemeler Dergisi, 3(1), 2008, 1916

[12] Raşit ÇÖLOĞLU, “Başkurt Türklerinin halk edebiyatında münâcât”, Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, 3(3), 2020, 44

[13] Detay için bkz. Uğur UTKAN, Dinlerde Türkçe İbadetin Tarihçesi, Makale Arşivi, 23 Haziran 2025, https://makalearsivi.com/tarih/dinlerde-turkce-ibadetin-tarihcesi/, Erişim Tarihi: 17.12.2025

[14] Emek ÜŞENMEZ, a.g.e., Sf. 1920

[15] Meder SALİEV, a.g.e., Sf. 66

Yazar
Uğur UTKAN

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen