Zulüm, işgal ve sömürünün olduğu yerde buna muhatap olanın dini mezhebine bakılmaz. Zulmü kim yaparsa yapsın, zalimin karşısında, zulme uğrayan kim olursa olsun mazlumun yanında olmak insani, ahlaki ve islama yakışır bir tutumdur.
İslam dünyasındaki bu mezhepçilik, en büyük düşmanımızdır. Mezhepçilik, hem ateizme hem de sömürgeciliğe açılan kapıdır.
Rus işgalcilerin mezhepçiliği kullanmasına Türk toplumunun tepkisine bir örnek:
Her zaman olduğu gibi işgal dönemlerinde de dış dinamiklerin müslümanlar arasında mezhep ayrılığını kurumsallaştırmak yoluyla onları zayıf düşürmek ve parçalamak istedikleri, bunun için pek çok stratejik planların devreye sokulduğu görülmektedir. Nitekim Rusların Türkleri Şiî ve Sünnî olarak bölmek için onların camilerini ve müftülüklerini ayırmasına karşı Şiî ve Sünnî Türkler ortak tepki göstermişlerdir. Bu tepki ilk mecliste Kars milletvekili olan Fahrettin Erdoğan tarafından, hatıralarında şu şekilde anlatılmaktadır: “Kars şehrinde 28 Cami vardı. Bunlardan Kümbet Camii namını alan ve Selçukîlerden kalan bu tarihî camii Ruslar askeriyeye ait resmî kilise yapmışlardır. … Yalnız Türklerin ibadetleri için Evliya Camii’ni Sünnîlere tahsis etmişlerdi. Yusuf Paşa Camii’ni de Şiîlere ayırmakla Türkler arasında bu şekilde de ayrılık sokmak amacını gütmekte idiler. … Ayırdıkarı camiler gibi müftülükleri de ikiye ayırmışlardı; her şehirde aynı caddede karşı karşıya bir Sünnî müftülüğü, bir de Şiî müftülüğü ihdas etmişlerdi.
Kapılarında bulunan Rus polisleri bunlara müracaat edenleri ilk defa mezheplerini sorarak ayrı ayrı müftülüklere göndermekte idiler. Ruslar, dini âlet ederek bütün Kafkas Türklerinin birleşmelerine bu şekilde mâni olmakta idiler. Bu nahoş harekete mâruz kalan Türkler birleşmeye karar verdiklerinden, Sünnî ve Şiî hocaları başlarına Kur’an’ı Kerîm’i alarak bütün Şiî ve Sünnî köylerini geziyorlar, bundan böyle ne Sünnî, ne de Şiîlik vardır; yalnız Müslümanlık ve Türklük vardır diye halkı birleştirmeye çağırıyorlardı. Gazeteler ve dergiler bu hususta heyecanlı yazılar yazıyorlardı. Gazetelerden maada plaklara alınan hisleri uyandıran Şiirler her tarafa dağıtılıyordu. Bunlardan şarkı haline getirilen ve çocuklara kadar herkes tarafından söylenen bir örnek veriyoruz:
Uyan ey millet-i âli
Bu ne cehl ne cehalet
Biri Sünnî biri Şiî
Deyüben kıldı adavet
Bu ne gayret, bu ne himmet
Elden gitti kamu millet
İki peygamberimiz mi?
İki Kur’anımız mı var
Haricî düşman olanlar
Araya soktu adavet
Bu ne gayret, bu ne himmet
Elden gitti kamu millet”
Mezhepçilik olgusunu doğru anlamak için birkaç makalemin linkini paylaşıyorum:
- Sönmez Kutlu, “İslam Düşüncesinde Mezhepler ve Mezhepçilik Olgusu”,
https://makale.isam.org.tr/…/e99a7e3a-0365-4d9b…/content
- Sönmez Kutlu, “Müslümanlar Arasında Barışı Tehdit Eden Mezhep Çatışmasının Temel Dinamikleri ve Çözüm Yolları”,
https://makale.isam.org.tr/…/fb7f5d40-457a-4871…/content
[i] Prof.Dr., Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
