“Muhafazakâr siyaset sayesinde artık İstanbul imgesini birkaç cami minaresi değil birkaç yüz gökdelen külahı belirliyor.”
Dücane CUNDİOĞLU
Kayseri’de “Kocasinan Bulvarı”nın adı “Mustafa Elitaş Bulvarı” olarak değiştirildi… Haberi duyunca Kayseri’de son yıllarda bulvarlara verilen isimleri geldi aklıma: Hulusi Akar Bulvarı, Mehmet Özhaseki Bulvarı, Bekir Yıldız Bulvarı… Ak Partili siyasetçilerin adları… Haydi Bekir Yıldız ve Hulusi Akar’ın isimleri yeni açılan bulvarlara verildi… Erciyes Bulvarı’nın tamamı ile Seyyid Burhaneddin Bulvarının büyük bölümüne Mehmet Özhaseki adı verilmesi, uzun yıllar belediye başkanlığı yapması yanında AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Çevre ve Şehircilik Bakanı olarak görev yapmış olması nedeniyle Kayserili hemşerilerim “Bizimkine de yakışır” diye düşünülmüş olacaklar ki bu değişiklik pek tepki almadı… Oysa Erciyes’in yüceliği ile kıyaslanamazdı Özhaseki… Hele Seyyid Burhanettin gibi bir devin karşısında esamesi bile okunmazdı… Kocasinan Bulvarının adının Mustafa Elitaş Bulvarı olarak değiştirilmesi, yani; sıradan bir siyasetçinin adının Türk Tarihinin en önemli kişilerinden Mimar Sinan adına tercih edilmesi, Kayseri’deki cadde isimleri tartışmasına tüy dikti…[i]
Beş altı yıl önce de Elazığ Belediyesi büyük bilgin Prof. Dr. Bahaeddin Ögel Caddesi’nin adını değiştirmiş caddeye Belediye Başkanın kayınpederinin adını vermişti: Seyda Molla Bahri Bulvarı
Bu konu üzerine konuşurken eşim “Bu nasıl muhafazakarlık?” deyince bu soruya cevap aramaya çalıştım…
Batıdan içini doldurmadan, “kes, kopyala, yapıştır” yöntemiyle aldığımız kavramlardan birisidir Muhafazakarlık…
Batıda “Muhafazakâr” yerleşmiş güzel-faydalı değerleri muhafaza eden kişi anlamınadır… Bizde ise, Muhafazakâr olduklarını söyleyenler, muhafazakarlık kavramı üzerine iki kelam edemezler, neyi muhafaza ettiklerini söyleyemezler…
Karşıtları ise bu kelimeyi “tutuculuk-gericilik” anlamına kullanır… Muhafazakârım diyenlerin küçümsenmeyecek bir bölümü Muhafazakarlığı; Şeriatçılıklarını gizleyecek bir maske olarak kullanırlar…
Muhafazakârım diyenlerinin bir bölümü, Muhafazakarlık kavramı üzerine düşünmeye gerek görmezler… Onların kârlarından başka bir şeyi muhafaza etmek gibi bir dertleri de yoktur…
Batılı ülkelerde, tarihi yapıları, tarihi kent dokusunu en iyi koruyanlar, bu konuda en fazla kafa yoranlar muhafazakarlardır…
Bizdekiler de tarihi binaları, sit alanlarını, yeşil alanları nasıl yok edip rant temin ederimin peşindedir. İşte Taşkışla, işte Haydarpaşa Garı, İşte Atatürk Orman Çiftliği…
Korumaya kalktığında da işi ehline vermediğinden, tüm restorasyon çalışmaları fiyaskoyla sonuçlanır, yapının aslına benzemeyen ucubeler çıkar…
İshakpaşa Sarayı, Urfa kalesi, Anamur Mamure Kalesi, Atik Valide Külliyesi ve Eskişehir Seyyid Battal Külliyesinde meydana gelen restorasyon rezaletleri aklıma ilk gelenler… Arama motoruna “Restorasyon rezaleti” yazın ne rezaletler göreceksiniz
Bizim sözde Muhafazakarların “estetik” diye bir kaygıları da yoktur…
Zevksiz, gökdelenlerin çirkinliğinde kaybolmuş, AVM’lerle işgal edilmiş, yeşil yoksunu kentler…
Bazı yabancı romanlardan, “Beş göbektir, ailemizin tüm fertleri aynı evde oturur, …. Lisesinden mezundur.” gibi cümleler hatırlarım… Hatta bu durum asaletin bir ölçütü olarak görülür…
Bizde mümkün mü?
Her Belediye Başkanı değişiminde sokakların, hatta caddelerin ismi değişir.
Rant için 15-20 yılda bir binalar yıkılır… Daha yükseği yapılır…
Binalarınızı koruyamazsınız, okullarınızın, caddelerinizin isimlerini koruyamazsınız…
İlkokulu Talas Anayurt İlkokulunda okudum, 2001 de bir zengin 8 derslikli ek bir bina yaptırınca, okulun geçmişi yok sayılmış okula onun adı verilmiş. Şimdi Anayurt ilkokulu yok.
Ortaokulu Talas Ortaokulunda okudum. İlkokullar ile ortaokullar birleştirilip ilköğretim okulu yaptılar. Şimdi Talas Ortaokulu da yok…
Liseyi Kayseri Lisesinde okudum. Türkiye’nin en eski liselerinden birisi… Nam-ı diğer TAŞ Mektep… 1893’yılında kurulmuş… Çok şükür küçük bir değişiklikle de olsa (Melikgazi Kayseri Lisesi) adını koruyor…
Yüksek Okulu Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisinde okudum. Akademi de Gazi Üniversitesinin bir Fakültesi oldu. Şimdi AİTİA de yok…
Çocuklarıma; Okuduğum okulları gösteremiyorum… Çünkü yoklar… Çocukluğumun geçtiği evleri gösteremiyorum, yıkıldılar…
Atatürk Havaalanı (Yeşilköy) ilk havaalanımızdır. Aynı zamanda Nuri Demirağ’ın ilk uçak fabrikasını kurduğu yerdir…
İlk kamu uçak fabrikası da Kayseri’de kurulmuştu. Hava İkmal Merkezi adıyla yakın zamana kadar hayatını sürdüren mahal aynı zamanda askeri havaalanı idi…
İkisi de ya yaşatılmalıydı ya da hava müzesi yapılmalıydı… Şimdi ikisi de milletle alay edilircesine Millet Bahçesi yapıldı
Böyle bir tarih düşmanlığı, vandallık dünyanın hiçbir yerinde görülmez…
Sonra gelirsiniz; gelenekçilikten, muhafazakarlıktan bahsedersiniz…
Geçiniz beyler,
Siz o kelimelerin anlamını bile bilmiyorsunuz… Siz sadece yıkarsınız, bozarsınız…
Muhafazakâr olmak; derin bir tarih bilgisi, mükemmel bir estetik algısı ve kentli bir kültür gerektirir…
Muhafazakârım diyenlerin çoğunda bunların hiçbiri yok…
Muhafazakârlıktan, eskinin güzel ve iyisine sahip çıkmayı değil de kapitalizme dini kisve giydirmeyi anladığımız o kadar açık ki…
Hatta, fiili durumdan hareketle, Türkiye muhafazakarlığını; “Dini kisve giydirilmiş kapitalizmin, zevksizlik ile soslanmış hali.” diye tanımlamak mümkün.
[i] Tüy dikmek kavramının doğuşu üzerine bir hikâye anlatılır… Krallık Fransa’sında tuvalet yokmuş…
Kral ya da kraliçe istediği yere çömelir dışkısını mermerlerin üzerine bırakırmış. Saraydaki diğer “asiller” de onların yaptığını yaparlarmış. Sarayın temizlik görevlileri mermerler üzerine bırakılan asil dışkılarını toplarmış. Marie Antoniette, kendi dışkısına gerekli ihtimam gösterilsin diye mermerlere bırakılan dışkıların arasında kendisine ait olanın üzerine peruğunu süsleyen tüylerden birini dikermiş. “Yaptığı yetmemiş gibi bir de üzerine tüy dikti” deyimi de buradan geliyormuş.
