Netanyahu’nun Gazze Planı

Dünya üzerinde iki büyük Yahudi topluluğu vardır, bilirsiniz.  Biri İberik Yarımadası’ndan, İspanya ve Portekiz’den Katolik Ferdinant ve Katolik İsabelle’in hışmından dünyaya dağılan daha doğrusu kaçan Sefarad (Sefardi) Yahudileri; diğeri ise Orta ve Doğu Avrupa kökenli olan Aşkenazi Yahudileridir. Hıristiyan dinine geçmemek için, “Konverso”, “Marrano” olmamaya direnen, bütün birikimlerini bırakarak kaçan   Yahudileri kast ediyorum. “Marrano” ya da “Konverso” olarak adlandırılan “Dönmeler” in, yani bu kalan Yahudilerin sayısı daha sonradan bir çığ gibi artmış olduğunu ise sadece söylemekle yetinelim. Ha aklıma gelmişken şunu da söyleyeyim, “Konverso” sözcüğünü “Marrano” kavramıyla aynı anlamda kullanmayan düşün adamları da mevcuttur. Hani bir kamyon yazısında yazıldığı gibi “mevzu derin”. Efendim, bu şekilde ortaya çıkan bu topluluk ilk başlarda normal bir şekilde muamele görerek Hıristiyan toplumu içerisinde kabul görse de daha sonraları sahip oldukları sosyal konum ve servet dolayısıyla toplumun değişik kesimlerinin tepkisine neden olmuşlardır. Bunun yanında toplumda oluşan “sahte Hıristiyanlar” algısı da Hıristiyanlar arasında gittikçe kök salmıştır. (1)

Sefarad Yahudileri İspanyolca-İbranice karışımı bir dil olan ‘Ladino İspanyolcası’, Aşkenazi Yahudileri ise Almanca-İbranice karışımı “Yiddişçe” konuşurlar. Geçtiğimiz yüzyılın başına kadar arkaik bir ibadet ve yazı dili konumunda bulunan “İbranice” böyle korunmuş, günümüze kadar taşınmıştır. İbranicenin Yahudiler arasında konuşma ve günlük iletişim diline dönüşmesini, Eliezer Ben-Yehuda adlı Belarus doğumlu bir dilbilimcinin çabalarına borçludur. Ben-Yehuda, Osmanlı vatandaşı olarak 1881’de yerleştiği Kudüs’te başladığı çalışmalarını, 1922’deki ölümüne kadar yoğun biçimde sürdürmüş, arkasında binlerce makale ve 17 ciltlik dev bir İbranice sözlük bırakmıştır. (1) Yani bugünkü köktendinci işgali anlayabilmek için dilin önemini anlatmaya çalışıyorum, sevgili okurlar. İşgalin birinci koşulu, sabırla beklemek ve dilini hiçbir biçimde unutmamaktır. Evet, vatansız bir millet olmaya devam edersiniz, yüzyıllarca büyük bir sabırla beklersiniz ama pundunu buldunuz mu? Elalemin toprağına hemencecik çökersiniz. Sistem bu. Bu sistemin başı siyasetin generali ve savaşın hahamı da siyaset ve savaşın kodlarını kıran, barış kağıtlarının sayfalarını barut ve kana bulayan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’dur. Siyonist liderliği ruhu kendisini ele geçirmiş ve Siyonist projenin ilk teorisyeni olan Herzl, İsrail devletinin kurucusu David Ben-Gurion, kuruluş dönemi, savaş ve siyasetin temel direkleri İzak Rabin, Şimon Peres ve General Moşe Dayan’ı aşmakta ısrarlı bir Netenyahu’dan bahsediyorum. İsrail’in ilk İsrail topraklarında doğan başbakanı Netanyahu, Yafa’da Amerikalı Yahudi bir anne ve Polonya’dan göç etmiş bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelmiş, Aşkenaz bir Yahudidir. Unutmayalım, kuruluşundan bu yana İsrail’de siyasete yön verenlerin çoğu Doğu Avrupa kökenli Aşkenaz Yahudileridir. (2)

Ama gelin görün ki, bu iki Yahudi grubu birbirlerine karşı o kadar mesafelidir ki, görüp de şaşırıp kalırsınız. Ondan daha da öte Aşkenazi Yahudilerinin bir alt kolu durumundaki Hasidik Yahudileri bir o kadar fanatiklerdir.  Aşırı muhafazakâr olan Hasidik Aşkenazi aileler, çocuklarının Sefardi Yahudi olan diğer öğrencilerle aynı sınıfta okumasına izin vermedikleri gibi, aileler, kızlarının Sefardi Yahudi ailelerinin kızlarıyla aynı sınıfları paylaşmasına bile karşı çıkmaktadırlar. Aşırı muhafazakâr, son derece öfkeli Hasidik Aşkenazi aileler, çocuklarının Sefardi Yahudi olan diğer öğrencilerle aynı sınıfta okumasına izin vermeyince, hapis cezası bile almışlardır. 2010 yılının Ağustos ayında İsrail Yüksek Mahkemesi Sefardi kızların Aşkenazilerle birlikte okuması yönünde karar vermiştir. Bunun üzerine bazı Aşkenazi veliler kızlarını okuldan almışlardır. (4) Evet sevgili okurlar, Gazzeli’lerin savaştıkları bu fundamentalist Hasidik Yahudilerdir. Onların en büyük şansızlığı bunların kurbanları olmak bahtsızlığına maruz kalmalarıdır. Oysa, hepimiz biliriz ki, İslam bütün insanlığı eşit haklara sahip görür, hakkı üstün tutar, sömürüyü reddeder, kimsenin kimseye kul ve köle olmasını kabul etmez. Bu yüzden Siyonizm tarih boyunca, hep hakkı üstün tutan İslam’ı hedef almıştır. İsterseniz tahrif edilmiş Tevrat’a, isterseniz Kabbala’ya bakın Siyonizm’in amentüsünün şunlar olduğunu görürsünüz:

Bunların birincisi, Beni İsrail üstün ırktır. İkincisi Beni İsrail dünyanın efendisi, diğerleri kölesi olacaktır. Diğer ırklar maymun olarak yaratılmış sonradan insana dönmüştür. Çünkü diğer insanlar Beni İsrail’e hizmetkar olsun diye yaratılmıştır. Nihaî hedef Siyonizm’in dünya hakimiyetini kurmaktır. Bunun için birinci adım olarak sürgündeki Yahudiler Filistin’de toplanacaktır. İkinci adımda, Fırat’la Nil arasındaki vaat edilmiş topraklarda Büyük İsrail kurulacaktır. İsrail Devletinin emniyetini sağlamak için Fas’tan Endonezya’ya kadar 28 ülkenin yönetimi elde tutulacak, bölünüp parçalanacaktır. İsrail’in güvenliği için Anadolu’da 19 Haçlı Seferini püskürten Selçuklu ve Osmanlı mirasçısı, bağımsız bir devlet olmayacaktır. Mescit-i Aksa’nın yerine Süleyman Mabedi yeniden inşa edilecek ve bütün bunlar gerçekleştiği zaman, Mesih yeryüzüne inecek, Davut Aleyhisselam’ın tahtına bir Yahudi Kralı olarak oturacaktır. Şimdiden Süleyman Mabedinin kubbesine konulacak som altından insan boyundaki 7 kollu şamdan “menora” hazırlanmıştır. Yahudi mezarlarında görmüş olduğunuz sütunlu mezarlıklar bu beklentinin bir yansımasıdır. Yahudi kralı dünya hakimiyetini ebediyen perçinleyecek. Siyonizm’in inancı bu. Bunlar İsrail’in dinidir. (5)

Şimdi gelelim, gelinen noktada Binyamin Netenyahu’nun Gazze Planına. Gazze’deki soykırım savaşının beşinci ayını doldururken Netenyahu, Filistinlilere yaşattığı cehennem için korkunç bir final sahnesi hazırlamakla meşgul olduğunu hemen ilk bakışta ifade edelim. Mısır sınırındaki Refah. Süpürüle süpürüle Refah’da toplanmış 1,5 milyon insan, 30 bin canını toprağa gömmüş, 7 bin ferdini enkazın altında bırakmış, 70 bin yaralıyı sırtlanarak geldikleri Refah’ta onları ne beklemektedir? Açıkta ya da etten püften bir çadırda aç, biilaç İsrail’in kana doymasını değil, nasıl bir mezalim devreye girecek onu beklemektedirler.

Öncelikle şunu kabul etmekte yarar var. Bir kere tam bağımsız, bırakalım bağımsızlığı bir tarafa ortalık yerde Filistin diye bir devlet yok, Tekraren söyleyelim Filistin Devleti diye bir şey yok. Filistin’in statüsü 138 BM üyesi tarafından tanınmakla birlikte, 2012’den bu yana “Birleşmiş Milletler’de üye olmayan bir gözlemci devlet statüsündedir”. Eskiden hiçbir özelliği olmayan “gözlemci” devlet statüsünde idi. Bunlar pek bilinmiyor. 2012 yılında Vatikan gibi “üye olmayan gözlemci devlet” statüsü verilmesi amacıyla mücadele etmiş ve de kazanmıştır. Ancak bunun bir kıymet-i harbiyesinin olmadığı da görülmüştür. Ne bileyim, El Feth Lideri Mahmut Abbas bu statüyle Filistinlilerin papalığına mı soyunmayı ümit ediyor, anlamak mümkün değildir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu nedenle her gittiği yerde “devlet devlet” diye yırtınmaktadır, kendisini haraplamaktadır, hırpalamaktadır. Uzun lafın kısası öncelikle ve ivedilikle Filistin Devleti behemehâl ilan edilmelidir.  Bu büyük ölçüde simgesel ve gerekli bir adımdır. Ancak Filistinli liderler en azından üzerinde bir devlet kurmak istedikleri toprakların (ki bu topraklar İsrailli yerleşimlerin hızla büyümesiyle giderek küçülüyor) tanımlanmış olacağını ve resmi tanınma anlamına geleceğini savunmaktadırlar.  Ölme eşeğim ölme beni tarlada koma! Fakat nedense daha sonra “beni tarlada koma” bölümü evrim geçirip bu vecizeden atılmıştır. Aslında bunun devamı da var. “Bahar gele, yonca bite, ot ot ola, canına yete” şeklinde söylenirse ne demek istediğim anlaşılacaktır. Umutsuz bir bekleyiş, ancak bu kadar güzel anlatılabilir.  Çıkarım nedir? Derseniz, Filistin devlet olmadığı için tek başına Lahey Adalet Divanı’na müracaatta bulunamaz. İşte bunun için önce bu devlet olma sorunu çözülmeli, çözümlenmelidir. Nitekim. Milletlerarası Adalet Divanı (MAD) ihtiyati tedbir kararı almıştır. Bu kararda Filistin devletinin adı yoktur. Sadece sivil halkın korunması vardır. Şöyle ki; “1. Eylemden kaçınması 2. Soykırımı önlemek için tedbirler alınmasını sağlamaktır.” Şeklinde. “İsrail’in Gazze sakinlerine yönelik öldürme, saldırı ve yıkımla”. HAMAS tek başına davaya taraf değildir. Elfetih Lideri Mahmut Abbas da olamaz. MAD Güney Afrika Cumhuriyeti’nin 12 Şubat’ta yaptığı, İsrail’in Refah’taki uygulamalarının durdurulması için acil ek önlem talebine ilişkin bir açıklama gereği duymuştur. Milletlerarası Adalet Divanı, 26 Ocak’ta verdiği kararda, İsrail’in Gazze’deki soykırım eylemlerini önlemek için yetkisi dahilindeki tüm önlemleri alması gerektiğine karar vermişti. Mahkeme yaptığı son açıklamasında bu kararın Refah için de geçerli olduğunu vurgulayarak geçici ek önlemlere gerek olmadığını bildirmiştir. MAD’dan yapılan açıklamada, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Gazze Şeridi’nde ve özellikle Refah’ta yaşanan son gelişmelerin “zaten bir insani kâbus olan durumu katlanarak artıracağı ve bölgesel sonuçlar doğuracağı” görüşü de bir iyi niyet gösterisi olarak anımsatılmıştır.

Ayrıca bölgede tam bir Amerikan paradoksu da yaşanmaktadır. Terörle savaş, Irak ve Afganistan hezimetlerinden ders çıkarmayan ABD yönetimi şimdi de Siyonist İsrail rejimi eliyle Gazze’de soykırım projesinin destekçiliğini yapmaktadır. Öte yandan Ukrayna’da da yüz binlerce insanı öldüren, yaralayan, milyonlarcasını göçe zorlayan ve ülke çapında muazzam yıkıma yol açan bir vekâlet savaşını teşvik edip finanse ettiğini hem Sisi biliyor hem de Mısır’daki sağır Sultan. Roma’dan tevarüs eden ‘Libido dominandi’ denilen kudret tutkusu, güç arzusu ve başkaları üzerinde kontrol sahibi olma tiranlığı artık eskisi kadar ses getirmemektedir, ABD için, hele Biden yönetimi için. Yani? Yanisi şu: Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Amerika’ya, Monreo Doktrinini önüne koy, pek sınırlarının dışına çıkma, sevilmiyorsun artık ey Amerika.

Şimdi gelelim Netenyahu’nun beklentisine ve planına. Plana göre, İsrail, her ne pahasına olursa olsun Filistin’in devlet fikrine karşı koymaktadır. Daha doğru bir deyişle uzun vadeli hedefler listesinde Netanyahu bir Filistin devletinin “tek taraflı olarak tanınmasını” reddetmektedir. Üstüne üstlük Filistinlilerin bağımsız bir devlet kurmak istedikleri işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze de dahil olmak üzere Ürdün’ün batısındaki tüm topraklar üzerinde güvenlik kontrolünü tam olarak sürdüreceğini dillendirmektedir.

Netanyahu’nun Gazze için orta vadeli hedefleri ise silahsızlanma ve radikalleşmenin önlenmesi birincil hedeftir. Bu ara aşamanın ne zaman başlayacağı ya da ne kadar süreceği konusunda ayrıntılı bilgi verilmemekle beraber, İsrail’in saldırıları nedeniyle büyük bölümü yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası için de bölgenin tamamen silahtan arındırılması ucu açık bir öngörüdür. Plana göre, savaş sona erdikten sonra Gazze’nin sivil işleri “idari deneyime sahip” ve “terörizmi destekleyen ülke ya da kuruluşlarla bağlantısı olmayan” yerel yetkililer tarafından yürütülecektir.

Netanyahu, Gazze’nin güneyinde Mısır sınırında İsrail güçlerinin varlığını ve Refah sınır kapısı da dahil olmak üzere kaçakçılık girişimlerini önlemek için Mısır ve ABD ile işbirliği yapmasını da önermektedir. Ayrıca Birleşmiş Milletler (BM) Filistinli mülteciler ajansı UNRWA’nın kapatılması ve yerine başka uluslararası yardım gruplarının kurulması çağrısında bulunmaktadır. (6)

Evet Sevgili okurlar, iki devletli çözüm uzun zamandır Batı’nın bölgedeki temel politikalarından biri olmasına karşın 1990’ların başında Oslo Anlaşmalarının imzalanmasından bu yana Filistin devletinin kurulması konusunda çok az ilerleme kaydedilmiştir. Ateşin, kan ve gözyaşının durması için öncelikle ve ivedilikle Gazze’de uçuşa yasak bölge (No-Fly Zone) ilan edilmeli ve rehinelerin serbest bırakılması karşılığında askeri tedbirler bütünüyle yasaklanmalıdır. Barış, huzur ve sükunun temini için BM çatısı altında bir Barış Koruma ve Kollama misyonu tesis edilip bölgeye gönderilmelidir. Filistin’de BM gözetiminde seçimler yapılmalı, bir çözüme ulaşabilmek maksadıyla, yeni teşkil edilecek hükümet ile İsrail arasında doğrudan müzakerelere başlanılmalı ve bağımsız statüde bir Filistin Devleti behemehâl ilan edilmelidir.

Dipnotlar:

(1) Taha Kılınç, “Dil ve İşgal Eliezer Ben – Yehuda ve Modern İbranicenin Doğuşu ”, İstanbul, 2024.

(2) Abdurrahman Şalkam, Eski Libya Dışişleri Bakanı, “Binyamin Netanyahu: Siyasetin Generali ve Savaşın Hahamı”, Independent Türkçe, 20 Kasım 2022; https://www.indyturk.com/node/578506/d%C3%BCnyadan-sesler/binyamin-netanyahu-siyasetin-generali-ve-sava%C5%9F%C4%B1n-haham%C4%B1/ Erişim Tarihi 25.02.2024/

(3) Cihat Şeker, “Marranolar’ın Tarihi ve Kültürü”, Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul, 2012, s.2

(4) BBC News Türkçe Servisi, “Kudüs’te Yahudi Okullarında Din Ayrımı Gerginliği”, 17 Haziran 2010;https://www.bbc.com/turkce/haberler/2010/06/100617_israel_schools/ Erişim Tarihi 25.02.2024/

(5) Sinan Burhan, “Necmettin Erbakan: Son Söyleşim Siyonizm Hapishanesinde İsyan”, İstanbul, 2024, ss 71-72

(6) BBC News Türkçe Servisi, “İsrail’in savaş sonrası Gazze planı ne içeriyor?”, 23 Şubat 2024; https://www.bbc.com/turkce/articles/cw4qzlwy3dlo/ Erişim Tarihi 25.02.2024/

Yazar
Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi da... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen