Ölüm Düşüncesi

Bundan kırk sene kadar önce Çetin Altan İzmit yolunda geçirdiği bir kazadan sonra yazdığı yazıda yanılmıyorsam “Ölüm eşekçe bir şey” diye bir hükme varmıştı. Yazarlığının zirvesine doğru tırmanırken Demokrat Parti ileri gelenlerinin idamları söz konusu olunca da “İki şey kansız olmaz, birisi devrim, ikincisi gerdek” demekten çekinmemişti. Hangi Fransızdı, “Başkasının ölümü olağan, bizimkisi ise bir cinayettir” diyen.

Ondan sonraki yazılarında ve eserlerinde politikasını Marksizm’e, sanatını da fröydizme (Büyük Gözaltı) dayandıran yazar 12 Eylül’den sonra ölüm hakkında daha yumuşak düşünmeye başladı. Bu konudaki ilk yazısını yazarlık çeşnisi diye nitelendirdiğimi hatırlıyorum.

Ama fıkra yazarlığına da başladığı Milliyet’e döndükten sonra artık başka yerde değil burada işi tamamlamak istediğini söylemesinde bir burukluk vardı. Geçenlerde de gazeteci olmasına karşı çıkan babasını o genel müdürün kapısında elinde dosyalar beklerken gazeteci kimliğiyle girdiği odada biraz da babasını üzmek için fazla kalıp beklettiğini ve bugün gazetecilikten memnun kaldığını anlattıktan sonra yazısını çok patetik bir cümleyle bitiriyordu. “Ama keşke babamı bekletmeseydim”

Ve bu bayram yazısında da bundan sonra bir bayram kutlamasında bulunma şüphesi belirtiyor.

Sadece yaşlılıktan mı?

Elbette yaşlılığın tesiri var ama Arthur Koestler’in bir sözünü hiç unutmadım. “Ölüm düşüncesi, sadece insan cinsine has bir şeydir.” Gençliğimden beri âşinâ olduğum düşünce bu. O kadar ki ilk denemem de onunla alakalıdır. “Meşhurların Son Sözleri” Çok çeşitli inanç ve karakterdeki insanların son sözlerini bir araya getirme merakından doğan bu denemem sonradan büyüyerek altı baskıya ve ansiklopedi çapına ulaştı. Gerçi Rocherfoucauld “Güneşe de ölüme de devamlı bakılamaz.” Demekte ise de birçok büyük sanatkârın onu devamlı düşündükleri ortadadır. Batıdan Maettarlinc başta hemen hepsi bizde de Hamid ve bilhassa Necip Fazıl hemen hepsi. Hem de çok genç yaşlardan itibaren.

Laik ölüm

Tanınmış Romen komünisti Panait Istrati “Laik ölüm, duyan yüreklerin düşünen kafaların en büyük işkencesi ve cezasıdır. ”der. Bu onun deneyiminin sonucu bir hükümdür. Bağdatlı Cüneyt ise laik değildir ve ruhunu Allah’a “Bismillahirrahmanirrahim” diye huzur ve şükürle teslim eder.

Ölüm düşüncesi insanları bu dünyadan çok ölüm ötesinde ayırır. Öteye inananlar ve inanmayanlar. Son sözlerinde de bu belli olur.

İnananlar inançlarını tekrarlayarak inanmayanlar yaşadıklarını yankılandırarak kimi mutmain ve mesrur, kimi mütereddit ve kederli geçerler. Kuran-ı Kerim’in hiç kimse tarafından inkâr edilemeyecek bir muhteşem âyeti, ebedî ve beşeri hakikatlerin merkezidir: “Her nefs ölümü tadacaktır.” Bir başka âyet “Hayatı da ölümü de yaratan O’dur.” Demek ölüm de bir yaratık bir gün o da ölecek.

Hiçbir şey geç değildir

Palto giymeden kendisini soğuğa uygun hale getiremeyen insan bütün hayatını nefsine uygun yaşadıktan sonra geldiği ölümün kapısında elbette duralayacaktır. Karşısında hiç düşünmediği ve bilmediği bir feza açılmıştır. Ne yapabilir ki? Ama yine Montaigne’in bir sözü bu kapıda, eski konak kapılarındaki gibi bir küçük kapı açar. “Ölümü tefekkür, özgürlüğü tefekkürdür. Ölümü bilmek, insanı her türlü sübjektiflikten, nefsaniyetten ve mecburiyetten azad eder.

“Ölüm âsude bahar ülkesi” olur. Herkese sağlıklı, uzun ve “bahar ülkesine” varan bir ölüm dilemekten daha güzel ne olabilir?

[1] Tercüman, Ocak 2003

Yazar
Ergun GÖZE

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen