Onur Utanç

Günümüz Türkiye’sinde çok acı bir sistemle yaşıyoruz. Bir tarafta ekmeğimizi azaltan diğer tarafta kendi cebini veya hesabını köpürten bir yapı. Birilerinin ekmek çaldığı için hücrede azap çekmesi diğerinin ise istifa yalanıyla haramın içinden çıktığını zannetmesi.

Emekli polis Ali Şekeroğlu’nun Anayasa Mahkemesi önündeki gösterilerde onuru için canına kıyması belki banka hesabı kabarık münafıkları etkilememiştir ama inanın özünde vicdan taşıyan yürekleri cayır cayır yakmıştır. Devlet ve millete yıllarca hizmetinin karşılığı olarak onuru için kendi silahından çıkan kurşuna kafa attı. Hani bir zamanlar şakağına sıktığı kurşun için Ali Tatar hakkında “Kurşuna kafa attı” diye para kölesi olan satılık kalemlerin kullandığı cümleyi aynen bu şerefli emekli polis için ben kullansam acaba ar damarı çatlamış ruhsuzlar anlar mı bilmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde borsa üzerinden şeytanın bile aklına gelmeyecek davranışlarla bu milletin varlığına çöküp parasını bire bin artırıp sonra da konu açığa çıkınca “ben bakanlık ve partimdeki idarecilik görevlerimden affımı istiyorum” açıklaması bu ülkenin hangi işkembe-i kübra tarafından yönetildiğini biraz olsun göstermiyor mu? İnsan olma özelliklerinin çamura belendiği bu tiplerin bu ülke insanı ve bu vatan için ne kadar zararlı olduğunu düşünen, duyan, gören ve anlayan herkes mutlaka bir gün geç de olsa fark edecektir.

Burada Şeyh Edebali’nin ders niyetindeki çok anlamlı bir uyarısı kulaklarımızda çınladı. “Unutma ki yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.” Yüksektekine vicdansız bir kapı açılırken aşağıdakiler utanç içinde kalmamalı. Vicdan ve namus bunu gerektirir. Utancı hak edenin yaşaması gerektiğini insan olan herkes idrak etmeli.

Şurası muhakkak ki utanmak, yanlış politikanın kabulü anlamına gelir. Utanmayan idareci, insanı sayıya dönüştürür. Sayıya dönüşen insan, bir gün alana yani sokağa çıkar. Kimi gün hançeresini yırtarcasına sesini yükseltir. Kimi gün de silahını kavrayıp kendi kafasına tetiği çeker. O silah, kişinin acizliği değil; yaşadığı sistemin acımasızlığıdır.

Acımasızca arabanın önüne taktıkları zam furyası öyle bir koşuyor ki yakalayana aşk olsun. Benim zavallı emeklim ve asgari ücretlim de bu acımasız düzen içinde azapla yaşamaya daha doğrusu onuru için şakağına namlu dayamakla meşgul.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Bu cümle rakam değil, devlet aklıdır. Emekliyi açlık sınırının altında bırakan anlayış, devleti değil; yalnızca sayıları yaşatır.

Bir kesimin ahlaki bir iflasın eşiğinde servetine servet katması belki o kesimin dünyevi ihtiyaçlarını doyum noktasına getirir ama ahlaki muhtaçlığı da çevresindeki düşünen ve insan olduğunu hisseden herkes tarafından kabul edilir ve nefretle yad edilir.

Sonuç olarak belirtmeliyim ki, devlet insanını yaşatmazsa kendisi de yaşayamaz. Utancın her makamda, her görevde ve her mevkide hissedilmesi devletin onurunu da kurtarır. Yoksa daha çok onuru için tetiği çeken vicdanlı evlatların tabutlarını omuzlayacağımız muhakkaktır.

Yazar
Cemal ŞAFAK

Cemal ŞAFAK 1952 yılında Ardahan ili, Çıldır ilçesi, Aşık Şenlik köyünde dünyaya geldi. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini Kars’ta tamamladı. Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsünden mezun oldu. Eskişehir Anadolu Ünive... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen