Bir insan bu hayatta sakinliği, sükûneti aradığını anlayana kadar çok yoruluyor. Bu yorgunluk asıl aradığımız şeyin dışarıda olmadığını gösteriyor bize. Dış âlem bir seyir, ibret, tefekkür vesilesidir.
Hakikati içimizde aramak dışarıdaki nimetleri, güzellikleri, olan biteni inkâr etmek demek değildir. Sadece bu yaşamı seyir makamında, hiçbir şeye duygusal bir tepki geliştirmeden yani arada bir hukuk doğmasına izin vermeden izlemek demektir. Bu durum hayatta elimizden gelenin en iyisini yaparak mümkün olabilir. İşte o zaman duyguyu ve düşünmeyi, manevi kuvvetimizi, zamanımızı sömüren şeylere de bir dur deme şansına sahip oluruz. Yoksa insanı yoran, onu perişan hâllere sevk eden şeylerin haddi hesabı olmaz bu âlemde.
Bahsettiğim şey, kendimizi korumak, ömrümüzü ve vaktimizi tüketen şeyleri teşhis etmek ve sonra bu güzelim hayatı doya doya yaşamak, tecrübeye sahip olmak için kendimize bir imkân tanımaktır. Bu yüzden bir insanın, kimselerin erişemeyeceği, sakin kalabileceği, huzurla bir şeyleri tefekkür edilebileceği bir yalnızlık alanı olmalıdır.
Her şeyden, sosyal medyadan ve diğer insanlardan uzak kalabildiğimiz bir yalnızlık alanı kendimizi tanımaya başladığımız bir imkândır. Bu yalnızlık tercih edilmiştir. Kabul etmek gerekir ki, bu tercihin özünde nice hüzünler, ayrılıklar, kederler, parçalanmışlıklar, kopuşlar vardır.
Hayat, bizi içimizde huzurlu bir köşe kurmaya ikna etmek için olmadık senaryolarla çıkar karşımıza. Bunun sebebi bir köşeye çekilip o kadar yaşanmışlığı tefekkür etmek, olan biteni sineye çekmek ve bu kadar serencamın bize ne söylediğini anlamaya çalışmaktır.
Günümüz insanının büyük meselelerinden biri olayların, kişilerin, görüntülerin elinde çok fazla savrulmasıdır. İdrak, kalp, akıl, duygu, düşünce neredeyse hiçbir şeye odaklanamıyor. Bunca yaşanmışlığın üzerinde durup düşünmek fırsatını bulamıyoruz. Hâliyle ruhumuz, olan biteni sindiremiyor ve dünya onu boğuyor, sıkıyor.
Kendi irademizle veya olan bitenin sevkiyle çekildiğimiz bir yalnızlık köşesi bize, dur durak bilmeden akan hayatı değerlendirmek, sebepleri anlamak, bunlardan çıkarmamız gereken dersleri, hikmetleri ve ibretleri görmek için gereklidir. Hayatı hazmetmek ancak anlamlı meşguliyetler ve tercih edilmiş bir yalnızlıkla mümkün olabilir.
