Perişan Bir Halk, Perişan Protestolar

Tam boy görmek için tıklayın.

Bizde bu tür protesto mitinglerinin başarılı olması için mutlaka siyasi partiler, milyonlarca üyesi olan sendikalar ya da cemaatler tarafından organize edilmiş olması gerekiyor. Toplanan kalabalıklar bireysel olarak değil kendilerini ait hissettikleri örgütün mensupları olarak gelen kimselerden oluşuyor. İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelerde düzenlenen protesto mitinglerine katılanların profilleri farklı. Oralardaki mahşeri kalabalığı oluşturan insanlar falanca derneğin, filanca kilisenin mensupları olarak orada değiller. Bireysel ahlaki bir tercihle tepkilerini ortaya koymak üzere oradalar. Biz ise bireysellikten korkup kaçtığımız, her daim bizi sürü misali güdecek bir çoban aradığımız için Filistin’e destek mitingimiz böyle zayıf kaldı. Çünkü bu sefer bindirilmiş kıtaları organize edecek çobanlar yoktu. Gördüğüm kadarıyla organizasyonu yapan küçük grubun (Filistin inisiyatifi) çevresi dışında bireysel inisiyatif alarak gelen pek kimse yoktu.

*****

Salih Cenap BAYDAR

12 Kasım 2023 günü oğlumla beraber, Ankara Ulus’ta yeni yapılan şatafatlı Melike Hatun camiinin önünde düzenleneceğini öğrendiğimiz “Filistin’e destek” mitingine katılmak üzere yola çıktık.

Zihnimizde Avrupa’da, Amerika’da hatta Kore’de Japonya’da İsrail’in dünyanıngözünün içine baka baka işlediği savaş suçlarının durdurulması için sokağa dökülen yüzbinlerin görüntüleri vardı.

Biz de üzerimize düşeni yapacak, dünyaya Ankara’dan mesajımızı verecektik.

Olmadı…

Bu yazıda paylaşacağım fotoğraflardan da görüleceği üzere bizi çok zayıf, çok sönük bir “protesto gösterisi girişimi” bekliyordu.

Metroda kılık kıyafetlerinden Filistin mitingine gittiği anlaşılan bir iki kişiyi görüp heyecanlanan küçük oğlumla vardığımız alandaki çok az sayıda kişiyi görünce büyük hayal kırıklığına uğradık. 

Büyük, enerjik bir kalabalık beklerken, mecalsiz, heyecansız ve ürkek bir avuç insanla karşılaştık.

 

kirmizilar.com

Neden böyle oldu diye düşündüm.

Nasıl oluyor da 9 milyonluk Londra’da 300.000 kişi bir protesto yapabiliyor ama Müslüman Türklerin 6 milyonluk başkentinde 3000 kişi bile bir araya gelemiyor?…

İşte bu soruya kendimce bulabildiğim bazı cevaplar:

1. Birey olma meselesi

Bizde bu tür protesto mitinglerinin başarılı olması için mutlaka siyasi partiler, milyonlarca üyesi olan sendikalar ya da cemaatler tarafından organize edilmiş olması gerekiyor. Toplanan kalabalıklar bireysel olarak değil kendilerini ait hissettikleri örgütün mensupları olarak gelen kimselerden oluşuyor. İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelerde düzenlenen protesto mitinglerine katılanların profilleri farklı. Oralardaki mahşeri kalabalığı oluşturan insanlar falanca derneğin, filanca kilisenin mensupları olarak orada değiller. Bireysel ahlaki bir tercihle tepkilerini ortaya koymak üzere oradalar. Biz ise bireysellikten korkup kaçtığımız, her daim bizi sürü misali güdecek bir çoban aradığımız için Filistin’e destek mitingimiz böyle zayıf kaldı. Çünkü bu sefer bindirilmiş kıtaları organize edecek çobanlar yoktu. Gördüğüm kadarıyla organizasyonu yapan küçük grubun (Filistin inisiyatifi) çevresi dışında bireysel inisiyatif alarak gelen pek kimse yoktu.

2. Protestonun hedefsizliği, adresinin belirsizliği

Bir protesto gösterisinin belli bir amacı, açık bir hedefi olması gerekir. Mesela o yabancı ülkelerde yürüyenlerin hedefleri açık: İsrail’in korkunç katliamına açıkça destek veren hükumetlerini protesto ediyorlar. Amaçları, seçmen olarak hükumetlerinin politikasından memnun olmadıklarını siyasilere fark ettirmek. Hedef İsrail hükumeti değil kendi hükûmetleri. Yoksa fırsat buldukça öldürmeye devam eden bir psikopatı, Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz bir canavarı protesto ederek yaptıklarından vazgeçirmenin mümkün olmadığını her akıllı insan bilir. Önemli olan “o psikopatı durdurma imkânı olanları” harekete geçmeye zorlamaktır.

“Protesto” için Ulus’ta Melike Hatun camiinin avlusunda buluşanların, İsrail’in zulmü karşısında sade suya tirit birkaç kınama mesajı ve hamasi nutuklardan başka bir şey yapmayan, nota verme, elçimizi çekme, İsrail elçisini persona non grata ilan edip gönderme, ticari ilişkileri askıya alma, limanlarımızdan yapılan sevkiyatı durdurma, askeri işbirliği projelerini iptal etme gibi “soft” tedbirleri bile almayan iktidara yönelik bir tavır geliştirmeleri mevcut siyasi atmosferde imkânsız gibi görünüyordu. O zaman Ankara’da toplanan bu küçük grubun protesto edeceği anlamlı bir hedef kalmıyordu. “Katil İsrail” sloganlarını biteviye tekrar etmenin hiçbir fayda vermeyeceğinin herkes az çok farkında olduğu için “protesto” zaten hiç şişmemiş bir balonun fıslaması gibi geçti.

3. Anlatı (narrative) eksikliği

Öldürülen masum sivillerin, özellikle küçük çocukların görüntüleri ile vicdanları kanayan insanların yoğun hisleri, anlamlı, tutarlı, kapsayıcı ve bütüncül bir “anlatı” ile rasyonel bir tepkiye dönüştürülemiyor. Mesela herşeyden önce protestocu özneler olarak kendimizi nasıl tanımladığımız konusunda bir konsensüsümüz yok. Dindaşlarına karşı bir zulme tepki veren kimseler miyiz, bir zamanlar bize ait olan topraklarda yaşayan tebamızın torunlarına yapılanlara karşı durmak için kendini toparlamaya çalışan bir devletin vatandaşları olarak mı oradayız yoksa İngilizler, Almanlar, Fransızlar gibi sadece insani, vicdani, ahlaki hassasiyetlerle mi oradayız belli değil. Hamas’ın silahsız sivilleri öldürmesine kaçınılmaz bir mücadele yöntemi mi yoksa terör eylemi mi diyeceğiz? Yaptıklarını inkâr edip herşeyin İsrail propagandası olduğunu mu ileri süreceğiz? Filistin’in meşru temsilcisini FKÖ mü Hamas mı kabul edeceğiz? Hamas’ı alkışlayacak mıyız, yaptıklarını görmezden mi geleceğiz, yanlış mı bulacağız… Hiçbiri belli değil. Böyle belirsizlik olunca, sağdan soldan farklı ajandaları olan grupları (insanlık, vicdan, ahlak, tutarlılık vs. gibi) bir ortak paydada birleştirecek bir anlatı olmadıkça bu protestoların “dostlar alışverişte görsünden” öteye geçmesi mümkün değil.

4. Protesto gösterilerinin hükûmetçe gayrimeşru ilan edilmesi

Anayasamızın 34. maddesi “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” dese de bu hüküm fiilen rafa kaldırmış durumda. Gezi hadiselerinden sonra hükûmet, her türlü protestoyu “parti devletine” karşı bir meydan okuma, bir isyan ya da darbe girişimi olarak tanımladı. 15 Temmuz’dan sonra da “parti-devletinin”, sadece asker ve polisiyle değil, aynı zamanda el altından destekleyip organize ettiği paramiliter gruplar eliyle her türlü büyük protestoyu hukuk dışına çıkmaktan da çekinmeden çok ağır şekilde “cezalandıracağı” sık sık ima edilir hale geldi. Mitingde insanların birbirlerine “aman taşkınlık olmasın” diye fısıldayıp durmaları, devletin ölçüsüz şiddetine muhatap olup bir anda hain ilan ediliverme endişesinin dışa vurumuydu. Bu kadar korkutulmuş, bastırılmış insanların özgürce “gerçek” bir protesto gösterisi yapmaları beklenemezdi.

5. Siyaset sahasının aşırı derecede daraltılmış olması

Geçtiğimiz “Türk usûlü başkanlık” sisteminde siyaset yapma “ayrıcalığı” yalnızca tepedeki tek kişiye hasredildi. Başkanın güçlü propaganda makinesinde amplifiye edilen anlatısına karşı çıkmak, başkana, millete, devlete karşı çıkmakla ve ihanetle özdeşleştirildi. Başkanın kendi partisi de dâhil olmak üzere her siyasi partiden arada sırada çıkan “aykırı” ya da “eleştirel” sesler derhal “gayri milli” ilan edilerek hedef tahtasına oturtuluyor. Böyle olunca topluma nefes aldırabilecek yeni/alternatif siyasi söylemler de daha doğmadan boğuluyor. Bu yoğun baskıya rağmen siyaset yapmaya çalışanlar kendilerini hapiste buluyorlar. İktidar için her alternatifi doğmadan yok etmek başarı sayılabilir ama bu “siyasetsizlik” hali toplumu çürütüyor, pasifize ediyor, etkisizleştiriyor.

6. Zamanın ruhu

Ağ toplumunda tüm zihinsel yapılar artık sanal âlemde inşa ediliyor. Siber âlemde yaygınlaşmayan, popülarite kazanmayan hassasiyetlerin özellikle gençlerde aksülamel bulması zor görünüyor. Miting alanında gençler vardı ama çoğu yalnız başlarına orada değillerdi. Aileleri ile gelmişlerdi. Filistin’de yaşananlardan gençlerin genel olarak habersiz oldukları görünüyor. Gençlerde yaşanan zulümle ilgili olarak bir farkındalık oluşturmak için influencer’ların devreye girmesi lazım. Aksi halde bu yakıcı konu gençlerin gündemine hiç girmeyecek. Elimizden gelen yegâne şey olan boykot çabaları da bu yüzden başarısızlığa mahkûm görünüyor.

7. İktidar partisi ve liderinin Filistin davasını tekeline alması

Filistin’de yaşanan mezalim her dinden, her ırktan, her siyasi görüşten vicdan sahiplerinin canını acıttığı halde Türkiye’de bu konuyu protesto için sokağa çıkmak devlet ve iktidar partisi taraftarı olmayla özdeşleştirilmiş durumda. Pek çok insan sakallı, sarıklı, cüppeli ve hatta Hamas militanlarının kıyafetine bürünmüş radikal tiplerle aynı safta buluşup beraber fotoğraf vermekten imtina ediyor. O yüzden de eylemler kitleselleşemiyor. Kalabalık gösteriler de belli bir siyasi partinin mitingi olmanın ötesinde bir anlam ifade etmiyor.

Maalesef görebildiğim hal-i perişanımız böyle… Paramparça olmuş, toplumsal bağları iyice zayıflamış, kendine güvenini yitirmiş, topluluk harici bireysel girişimlerden men edilmiş, yapacak hiçbir şey olmadığına inandırılmış, sürekli zikzaklarla içi dışına çıkarılarak neye inanacağı konusunda şüpheye düşürülmüş, ölçüsüz devlet şiddeti tehdidiyle sindirilmiş bir milletin protesto gösterisi, ancak bu kadar oluyor.

———————————————-

Kaynak:

https://fikircografyasi.com/makale/perisan-bir-halk-perisan-protestolar

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen