Planlama ve Uygulamada Kronik Sorunlarımız

Tam boy görmek için tıklayın.

Prof.Dr. Haldun GÜNER

Planlamacı ya da siyasetçi değilim. Genel görüntülerine bakarak görüşlerimi bildireceğim. Eksiklik ve yanlışlıklarımın mazur görülmesini dilerim. “Bize plan değil pilav lazım”dan bugünlere geldik. Geriye dönüp, devlet sistemimizin işleyişine bakıldığında, eskiden, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Milli Prodüktivite Merkezi (MPM) vb. gibi çok ciddi işleyen kurumlarımız vardı. Bir projenin yaşama geçirilebilmesi için, önce DPT uzmanlarının onayını almak gerekirdi. Bu kurumlardan yetişmiş bürokrat ve teknik elemanlar arasından, devletin önemli kadrolarına atanan ya da siyaseten yükselenler olurdu. Genel müdür, bakanlık müsteşarı, milletvekili, bakan, başbakan hatta cumhurbaşkanı gibi. Günümüze bakıldığında, MPM kapatılmış, DPT bakanlıkta daire başkanlığı konumuna dönüştürülerek pasifize edilmiş durumda.

Yönetimler ve iktidarlar, daima devletin bütçesine göre hareket etmek durumundadırlar. Aileden başlarsak, şirketlerden devletlere kadar, hiçbir kurum ve kuruluşun geliri sonsuz ve sınırsız değildir. Ortada daima belirli bir bütçe vardır. Yapılması düşünülenler, daima bütçe olanaklarına göre hayata geçirilir. Hükümetler, o yıl elde edileceği düşünülen gelirlerine göre, gelecek yılın planlamasını yaparlar.

Böyle olmadığında, konuya şuraya elli, buraya yüz milyon, yetmezse milyar verelim, şu kuruma gereksiz olsa da, yüz kişi daha tayin edelim tarzında yaklaşıldığında, bütçe ileri derecede açık verir. Bütçe açığını kapatmak için, ya dışarıdan/içeriden borç almak ya da banknot matbaasında para basmak gerekir. Böyle olduğunda kaçınılmaz sonuç, pahalılık ve enflasyondur. Bir aile, borçlarını ödeyemez duruma gelirse, eve hacizciler gelir.  Yabancılar borç verirler ama, faiziyle geri almak kaydıyla. Kişi ya da devlet fark etmez, genel kuraldır: ‘borç alan, bir süre sonra emir almaya da başlar’. Borca girmeden önce bunları da etraflıca düşünmek lazım gelir.

Önce yabancı ülkelere verilen imtiyaz ve kapitülasyonlar, 1838’de İngiltere ile yapılan Balta Limanı Anlaşması sonucunda, bundan 140 yıl önce, 1875’te Osmanlı devleti dış ülkelere olan borçlarını ödeyemeyip, iflas ettiğinde, devletimizin nasıl haciz edildiğini yaşamıştık. Yabancılar, devletin tüm gelirlerine el koyarak, 1881 de önce ‘Düyunu Umumiye İdaresi’ni kurdular. Daha sonra tütün gelirleri için de, Reji idaresi kuruldu. Mustafa Kemal önderliğinde, yedi düveli dize getiren o muhteşem ‘Kurtuluş Savaşlarımız’ sonrasında, şükür her ikisini de yurttan kovarak, Cumhuriyetimizi kurduk. Kapitülasyonları kaldırdık. Yabancıların işlettiği kurum ve şirketleri millileştirdik. Lozan’da, kabul etmek durumunda kaldığımız Osmanlı Devleti’nin tüm borçlarını, 1950’li yıllara kadar, kuruşu kuruşuna ödeyip bitirdik. Maalesef, daha sonra yeniden borç almaya başladık. Genç cumhuriyetimizin ilk yıllarında, yamalı gezer, ancak başımız dik ve bütçelerimiz daima denk olurdu. Daha sonra, 1973’te kurulan Ecevit-Erbakan koalisyon hükümeti dışında, denk bütçemiz hiç olmadı. İki büyüğümüz de nurlar içinde uyusun, mekanları cennet olsun.

Bir yatırım yapılmadan önce, o işin çok detaylı fizibilitesi yapılarak, ne kadara mal olacağı, ilerideki getirisi, kurulmasının kaç yıl süreceği, ne zaman gelir sağlamaya başlayacağı, kendisini kaç yılda amorti edeceği, tek tek hesaplanmalıdır.  Örneğin, bir fabrika, resmi bina, ya da bir baraj kurulacaksa, kaç yılda kurulacağı, tam üretime ne zaman geçileceği, kaç kişi çalışacağı, ham madde tedarikinin kimlerden ve nasıl olacağı, üretilen malın kime ve hangi fiyatla satılacağı önceden bilinmelidir. Her gecikme, zarar hanesine yazılır. Örneğin beş yılda bitecek olan bir fabrikanın, inşaat ve kuruluşundaki gecikmeler, ileride şirketi iflasa kadar götürebilir. Eğer fabrika bir devlet yatırımı ise, daha planlanırken yapılan hata ve gecikme, gelecek yılın bütçesinde para ayrılamaması sonucunda devlet batmaz. Ancak bunun faturası vatandaşa çıkar. İster devlet, ister özel sektör olsun, yapılan her yatırım ve harcanan sermaye, istihdam ve katma değer yaratmalı, çoğunlukla ihracata yönelik olmalı ve ülkemize döviz kazandırmalıdır.

İktidarlar değişseler bile, devletlerin planlama ve yatırımları aynen sürdürülmelidir. Ülkemizde, iyi örneklerin yanında kötü örneklerin de olduğunu görüyoruz. Örneğin, GAP, Atatürk Barajı, büyük şehirlerin Metroları vb., iktidarlar değiştiğinde bile devam ettirilip hizmete sokulabilmiştir. ‘Hükümetimiz bu yıl o yatırım için ödenek ayıramıyor’ denilerek yarım bırakılan işler de olmuyor değil. Temeli atılıp yarım bırakılanlar, Ankara İstanbul demiryolunda yarım bırakılan Ayaş Tüneli gibi.

Baştan sona her işte ve her yatırımda, planlamanın çok iyi yapılması lazım. Oy kazanmak uğruna yapılan gereksiz yatırımların da, satılıp kapatılanların de ceremesini yine halkımız çekiyor. Hemen aklıma geliveren olumsuz örnekler olarak, yapılıp çalıştırılamayan Kütahya Zafer Havalimanı, israf örneği Çamlıca Camisi, kapatılan Hıfzıssıhha ve aşı üretim tesislerimiz, şehir hastaneleri uğruna, çalışmakta olan Devlet Hastaneleri ve sigara fabrikalarımızın kapatılması sayılabilir. ‘Yetkim var yaparım’, ya da ‘biz yaptık oldu’ tarzında plansız ve programsız yaklaşımların sonuçlarını ve ceremesini, ülkenin vatandaşları çekmek zorunda mıdır? Uzun yıllardır, diğer ülkelerde olmayan, yüksek enflasyon ve pahalılığın, yukarıda anlatılan plansız ve hesapsız yaklaşımların kaçınılmaz neticesi olup olmadığını bir düşünün bakalım.

————————————-

Kaynak:

Planlama ve Uygulamada Kronik Sorunlarımız

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2025

medyagen