Popülist yöneticiler ve yönetim şizofrenisi

Tam boy görmek için tıklayın.

 

Aşırı ikiyüzlülük ve tutarsızlık hâli, başta siyasetçi ve yöneticiler olmak üzere, toplumda öncü durumundaki kişi ve kurumlara sirayet ediyor. Sonunda, toplumda hukuki, ahlaki ve insani değerlere karşı derin bir duyarsızlık baş gösteriyor.

Prof.Dr. Feyzullah EROĞLU

İnsanlık tarihi boyunca, her türlü insan topluluğunu belirli bir düzen içinde yönetmek üzere çeşitli yönetim tarzları oluşmuştur. Bu yönetim uygulamaları, büyük ölçüde iktidar ve sermaye sahipleri ile zengin sınıfların lehine yürütülmüştür. ‘Aslan payını’, yöneticileri tayin eden iktidar sahipleri ve onların güdümünde iş gören yöneticiler almıştır.

Neo-Liberal kapitalizm yönetim sistemlerini zehirliyor

Yönetim etkinlikleri, 20. yy’a kadar daha çok deneme yanılma yoluyla yürütülmüştür. Yönetim ile ilgili bilimsel çalışmalar, 20. yy. başlarından itibaren başlamıştır. Avrupa ve ABD ekonomilerinde egemen olan liberal-kapitalist sistemin gölgesi altında çeşitli yönetim teorileri geliştirilmiştir. Bu yönetim teorileri, üretkenlik ve verimliliğe yaptıkları katkı oranında eskiye göre yönetilenlere daha fazla haklar sağlamakla birlikte, çoğunlukla sermaye sahipleri ve yöneticileri önceleyen bir ağırlığa sahip olmuştur. Ancak, yüksek kültür ekseninde millî kültürün ve vatandaşlık bilincinin geliştiği toplumlarda, nispeten demokratik ve katılımcı yönetim uygulamaları da gözükmüştür. Sermaye sınıfı, akılcı düşünceyi esas alarak insan kaynağının üretkenlik ve yeteneğini ranta çevirme amacıyla belirli ölçüde yönetilenleri yönetime katma ihtiyacı duymuştur.

21. yy’da, neo-liberal küresel kapitalist sistem, bütün dünya ekonomisini kendisine ait birer ekonomik coğrafya olarak görüyor. Bütün kaynaklara göz dikiyor, bütün hükümetleri kendi taşeronu hâline getirmeye, insanların geçmişte var olan çalışma haklarını geriletmeye çalışıyor. Amacına ulaşma konusunda, denetimi altında tuttuğu askerî güçler ile terör örgütlerini ‘sert güç’ olarak kullanırken, kadim millî kültürleri ise etkili bir ‘yumuşak güç’ aracı olan popüler kültür üzerinden zehirliyor. Popüler kültür, uygar rejimlerin ortak paydası olan milletleşme, ulus devlet, millî kimlik, demokrasi, yönetime katılma ve insan hakları gibi kazanımları etkisiz bir hâle getirecek bir kaldıraç gibi kullanılıyor.

Postmodern bir anlayışla topluma pompalanan popüler kültürün etkisindeki yönetim düşüncesine, akılcı düşüncenin yerine, tıpkı vahşi kapitalizm döneminde olduğu gibi kör bir kâr hırsının ikame edildiği görülüyor. Neo-liberal küresel kapitalist sistemin ‘yumuşak gücü’ olan popüler kültürün manipüle ettiği yöneticiler üzerinden, bir yandan genel halkın demokratik hak ve özgürlükleri, bir yandan da emekçilerin çalışma hakları âdeta geriletiliyor. Bu bağlamda, çoğu yönetim uygulamalarında, büyük ölçüde popülist yaklaşımlar yer alıyor.

Popüler kültür ve popülist kişilikler

Popüler kültür, modernliğin akılcı tavrından uzak olduğu gibi geleneksel değerlerin iyiliksever yönünden de uzaktır ve birtakım türedi kültür öğelerinden oluşur. Bu yüzden, popülist kişilikler, oldukça basit ve sıradan, sorumluluktan kaçan, tutarsız ve ikiyüzlü, güçlü ve egemen olanlara mutlak bağımlılık gösteren davranış özellikleriyle tanınırlar.

Popülist kişiler, toplumsal olayları ve olguları akıl süzgecinden geçirmeden ve hiçbir değer yargısını referans almadan, işine nasıl geliyorsa öyle davranmaya yöneliyor. Söylediklerinin tam zıddını yapabiliyor; yaptıklarının tam zıddını söyleyebiliyorlar. Toplumsal değerlerle ilgili bütün söylem ve sembolleri kendilerine örtü yapıp bunların arkasından tam tersi eylemler yapıyorlar. Böylece, asıl kişiliklerin gölgesi altında son derece yanılsatıcı bir ikiyüzlülük sergileniyor. Her şey bir gösteriye dönüşürken; ‘dürüst olmak’ yerine ‘dürüstmüş gibi’, ‘bilgili olmak’ yerine ‘bilgiliymiş gibi’ görünmek isteniyor. Aynı popüler kültür kuşağında yaşayan ahalinin büyük bir kısmı da benzer davranışlar göstererek hayatın içinde tutunmaya ve kendilerine bir çıkış yolu bulmaya çalışıyor.

Popülist kişiliğin ikiyüzlülük ve tutarsızlık sendromu

Popüler kültürün en yaygın davranış kalıbı ikiyüzlülüktür. İkiyüzlülük, insan davranışlarında büyük bir yer tutan tutumların tutarsızlığından kaynaklanır. Tutumlar, insanların herhangi bir psikolojik nesne, kişi, görüş, inanç veya çeşitli konularla ilgili duygu, düşünce ve davranışlarına ilişkin eğilimlerini ifade eder (Baron, 1977, 41). Sosyal psikoloji araştırmalarına göre, her tutumun üç temel öğesi vardır. Kişinin herhangi bir şeyle ilgili tutumunun birinci öğesi, onunla ilgili olumlu ya da olumsuz duygusu, ikincisi bu psikolojik öğe hakkındaki düşüncesi ve üçüncüsü bu duygu ve düşünceye bağlı olarak gerçekleşecek olan davranışıdır. Akılcı bir tavırla hareket eden kişiler için tutumlarının duygu ve düşünce öğesi ne ise fiilî davranış öğelerinin de aynı yönde gerçekleşmesi gerekir. Söz gelimi, soğuktan hoşlanmayan (duygu öğesi) ve havanın soğuk olduğunu düşünen (düşünce öğesi) kişi, kışlık giysi giyer (davranış öğesi). Bu tutumun üç öğesi birbiriyle çelişmediği için tutarlı bir harekettir. Buna karşılık, örnekteki kişi, soğuktan hoşlanmadığı ve havanın soğuk olduğunu düşündüğü halde, tam ters bir davranışla yazlık giysi giyerse tutumu tutarsız olur (Kağıtçıbaşı, 1988, 92).

Tutum öğeleri arasındaki uyumlu tavırlar, insanların tutarlılığını gösterir. Bu anlamda, ‘modern’ bir insanın çoğunlukla akıl ve bilim ekseninde tutum oluşturması nedeniyle çoğu zaman tavırlarında tutarlılık söz konusudur. Aynı şekilde, özünde çoğunlukla geleneksel değerlere dayalı bir hayat süren ve kendi değer ölçüsüne göre hareket eden insanların da çoğu zaman tutum ve tavırları tutarlıdır. Kişilerin, çeşitli iç ve dış zorlayıcı etkenlere bağlı olarak, bazen duygu ve düşüncelerinden farklı yönde birtakım davranışlarına rastlanabilir. Bu çelişkili duruma, ilk defa Leon Festinger tarafından ortaya atılan bir kavram olarak zihinsel tutarsızlık denilmektedir.

Popüler kültür gölgesi altında yaşayan toplumda, insanların davranışlarına yön veren temel referansların yetersizliği nedeniyle tutumların tutarsızlığı çok sık yaşanır. Böylece, popüler kültür taşıyıcısı siyasetçi ve yöneticilerde olsun, aynı kültür ortamında yaşayan ve benzer davranış kalıplarını paylaşan kişilerde olsun, çoğunlukla ikiyüzlülük ve tutarsızlık hâli çok yaygındır.

Popüler kültür ortamında, aşırı ikiyüzlülük ve tutarsızlık, süreklilik arz etmeye başlıyor ve neredeyse herkesi içine çeken bir kültürel anafora dönüşüyor. Yaygın bir ikiyüzlülük ve tutarsızlık hâli, hayatın akışı içinde kitlenin davranışlarında artık kontrol edilemeyecek bir boyut kazanıyor. Kişiliği oluşturan temel referanslardan yoksun olunması nedeniyle insanların kişilik bütünlüğü bozuluyor. Aşırı ikiyüzlülük ve tutarsızlık hâli, başta siyasetçi ve yöneticiler olmak üzere, toplumda öncü durumundaki kişi ve kurumlara sirayet ediyor. Sonunda, toplumda hukuki, ahlaki ve insani değerlere karşı derin bir duyarsızlık baş gösteriyor.

Yönetim süreçlerinde ikiyüzlülük ve akıl yarılması

Çalışanlarda popülist eğilimler arttığı ölçüde, araştırma sonuçlarında eski zamanlara göre çok sayıda çelişkili ve tutarsız bulgular ortaya çıkıyor. Yönetim yapılarında, yukarıdan aşağıya ve merkezden çevreye doğru, birçok konuda aşırı bir yönetim tutarsızlığı gözleniyor. Söz gelimi, yönetime katılma konusunda iş örgütlerinde yapılan son yıllardaki araştırmalarda; yönetici konumunda olanların, kendi üstlerinin demokratik ve katılımcı olmasını beklerken, kendi astlarına karşı aynı duyarlılığı göstermedikleri hakkında birçok bulguya rastlanıyor. Yönetim süreçleriyle ilgili araştırmalarda ve gözlemlerde ortaya çıkan bu aşırı tutarsızlık ve çelişkili durumlara genel olarak yönetim şizofrenisi yani ‘yönetsel akıl yarılması’ adı verilmektedir. Böyle bir ortamda, en fazla da yönetici kesimde olmak üzere kişilik parçalanması meydana gelmekte ve birbiriyle oldukça tutarsız âdeta iki kişiliğe sahip olunmaktadır (Türkel, 1981, 39-56).

Popülist anlayışın egemen olduğu yönetim ilişkilerinde, tutumlara ilişkin olarak duygu ve düşünceyle mantıki bir neden-sonuç ilişkisi olan davranış değil de tam tersi davranışlar yaygınlaşıyor. Yöneticilerin karar ve davranışlarındaki illiyet bağının çözülmesi, aslında bir sorun çözme sanatı olarak bilinen yönetimin, tutarsızlıktan dolayı başlı başına kendisini bir toplumsal sorun haline getiriyor. Popülist yöneticiler, yönetim süreçlerinde ikiyüzlülükle başlayıp çeşitli tutarsızlıklarla süren sinsi bir otoriterlik sergiliyorlar.

Akıl ve bilime sırtını dönenler bağımsızlığını kaybediyor

Akıl ve bilimin öncülüğünde yüksek kültür destekli bir toplum düzeni kurulamadığı zaman, yalnızca gelenekçi yaklaşımlarla çağa uyum gösterme çabaları, son derece tutarsız ve dengesiz bir popüler kültür ortaya çıkarıyor. Popüler kültürün halkın önemli bir kısmını içine alacak yaygınlığa ulaşması sonucunda çoğu siyasetçide popülist davranışlar kendini gösteriyor. Popülist davranışların dayanılmaz çekiciliğine kapılan bazı yöneticiler, giderek karar ve uygulamalarında akıl ve etik dışı yollara başvurmakta bir sakınca görmeyebiliyor.

Sonuç olarak, insanlık, akıl ve bilimin öncülüğüne yeniden sarılmak zorundadır. Akıl ve bilimden uzaklaşmanın kültürel bir sonucu olarak yaşanan popüler kültür, toplumların millî kültürlerini ve yönetim sistemlerini bozuyor.

‘….. Allah, aklını kullanmayanların üzerine iğrenç bir pislik yağdırır (Yûnus Suresi/ 100).

Kaynakça:

Robert A. Baron; Barry H. Donn-Kontowitz (1977): Psychology Understanding Behavior, W.B. Saunders Company, Philadelphia

Çiğdem Kağıtçıbaşı (1988): İnsan ve İnsanlar, 7.Basım, Evrim-Basım-Yayım Dağıtım, İstanbul

Süleyman Türkel (1981): Yönetim Kavramının Analitik Bir Değerlemesi ve Çağdaş Yönetim Şizofrenisi, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 1(1), 39-56.

———————————————–

Kaynak:

Popülist yöneticiler ve yönetim şizofrenisi

Yazar
Feyzullah EROĞLU

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2025

medyagen