“Yâdigar olsun bu nazmım eviliyâ-yı sâgare
Per açıp gitti Rif’at ardınca feryâd eyleyin.”
Nedense elden uçup giden ve tekrar gelmeyecek değerleri andığımda hep Rıf’at Dede’nin “Ben şehî-i badeyem dostlar demim yâd eylesin” dizesiyle başlayan gazelinin bu son beyti aklıma gelir. Sonsuzluğa gitmeyi ne kadar güzel anlatır.
Urfa müzik dünyasının son yıldızlarından biriydi “Mahmut Usta”. Ona hemen herkes böyle seslenirdi. Bu seslenmede gerçek payı vardı elbette. Küçük yaşlardan beri sürdüğü tenekecilik işinden öte o bir müzik hastası, bir gönül ustasıydı.
Hatırladığım kadarıyla Mahmut Usta’yı 1950’li yılların sonlarına doğru Urfa Musiki Cemiyeti’nde tanıdım. Ağır, vakur ve usta bir kişiydi Müziğe olan merakı yüzünden, çok küçük yaşlarda müzik fasıllarına katılmış, “Mıkım Tahir”, “Damburacı Derviş” (Derviş Halıcı) gibi birçok ustanın çıraklığını yapmış ve onlardan çok yararlanmışsa da, Onun sanat kişiliğinin oluşmasında en çok etkilendiği kişi rahmetli Hacı Nuri Hafız (Nuri Başaran) olmuştur. Hastalık ve sıkıntılarla geçen çocukluğunda, ruhi bunalımlar geçirdiği gençlik yıllarında, ruhunu teselli edecek gücü Nuri Hafız’ın yanında, ona hizmet etmekte bulmuş, onun ilahi sesinde gönlünü mutluluğa kavuşturmuştur. Gece-gündüz, şehirde, dağda süren bu beraberlikte, Mahmut Usta Urfa makamlarının yapısını ve geleneksel üslûbun tüm inceliklerini öğrenir.
Urfa’da fasıl geçen topluluklarda, yörenin üslubunu bilen usta okuyucuların yanında bir de “veve…”ciler vardı. Bunlar ustaların terennümlerine katıldıklarında, gırtlakları müzik yapmaya uygun olmadığından, işlemeye uygun uzun sesleri ustalar gibi gırtlak nağmeleriyle değil, alt çeneyi hareket ettirerek “veveve…” gibi hecelerle geçiştirirlerdi. (Örnek olarak: “Canı dilde hane kıldın akıbet, Haneyi virane kıldın akıbet” ilahisini, “Cavavanıvı dil deveveve havavaneve kıvıvıldıvın avakivivibevevet” şeklinde okurlardı). İşte Mahmut Usta’nın en önemli özelliklerinden biri de sade ve nezih okuyuş üslûbunu benimsemesi ve okurken sesleri konuşur gibi yerli yerine oturtmasıydı,
Dâvudî, yani bariton ses rengine sahip olmasına karşılık, tenor dediğimiz ince seslerin çıkabileceği perdelere de çıkabilen 2 ½ oktavlık ses genişliğine sahipti Mahmut Usta. Üst ve alt perdelerde sesinin volümünü (gücünü) koruyabilir ve en kıvrak melodi pasajlarını rahatlıkla geçebilirdi. Son zamanlarında bile özellikle makam okurken sesinin üst sınırına geldiğini zannettiğimiz ve daha tizlere çıkamayacağı endişesine kapıldığımız anda bile ezgiyi tize doğru genişleterek dinleyenleri hayrete düşürür, onlarda artistik bir heyecan uyandırırdı. Kürdi ve Nevruz makamlarında İbrahimi şubesinden sonra, pek zor olmasına karşılık çekinmeden Elezber şubesini de okuyabilirdi.
Sağlam bir usûl ve dengeli bir ritme algısına sahipti. Bu özelliğinden ötürü musiki meclislerinde usul çalgısını, tef ya da darbukayı daima kendisine çaldırırlardı. Sesi ve icrası kıvrak olmasına karşılık usul vurmada velveleye kaçmazdı.
Okuma ve yazmayı son zamanlarda kendi gayretiyle çözen Usta, türkü ve divan havalarının sözlerini eksiksiz ve doğru bilirdi. Dil ve edebiyata vakıf, oldukça zengin birikimi olmasından ötürü, yanlış okunmuş bir şiiri ilk defa duyuyor olsa bile tamir edebilme yeteneğine sahipti. Şiirleri küçük yaşlardan beri kulaktan öğrenmesine rağmen Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerin anlamını bilir, okuduğu her gazelin açıklamasını yapabilirdi. Dinî musikiden gelen birikiminden dolayı okuduğu gazellerdeki kavram ve deyimlerin yanında telmihte esas olan kişi ve olaylardan da haberliydi.
Sağlam kişiliği ve zengin Urfa müziği birikimine sahip olması nedeniyle rahmetli Muzaffer Sarısözen, zaman zaman Ankara radyosuna giden ekip içinde Mahmut Usta’ya ayrı bir ilgi göstermiş ve her seferinde ondan yeni şeyler tespit etmiştir.
Diğer önemli özelliklerinden biri de Mahmut Usta’nın geniş bir hayal gücüne sahip olmasıdır. Verilen bir konu üzerine rahatlıkla bir hikâye düzebilir ve bunu nefis bir ustalıkla anlatabilirdi. Eskilerin deyimiyle iyi bir musannif, usta bir meddahtı.
En kızdığı şey, müziğin ve şiirin kadrini bilmeyenlerin eserleri eksik ve yanlış okumalarıydı. Gönlündeki sevgi ve dostluk duyguları ona daima kişisel sıkıntılarını unutturmuştur. Meclislerde son derece ılımlı olan Usta, özellikle atışmalarda ustalığını konuşturarak çok acımasız olurdu.
Öğretme konusunda çok alçak gönüllüydü. Gençliğimizin ve toyluğumuzun verdiği heyecanla nerde görsek onun dert ve sıkıntılarını düşünmeden ondan bir şeyler öğrenmeye çalışırdık. O da hiç çekinmeden dert ve sıkıntılarını bir tarafa bırakarak eline aldığı tütün tabakasını ya da bir kibrit kutusunu darbuka gibi kullanılır ve bize yeni şeyler söylemeye çalışırdı.
Mahmut Usta’nın repertuvarını üç ana başlıkta toplamak gerekir. Bunlardan biri “Urfa Halk Müziği”, diğeri “Urfa Yöresi Dini Müziğ” ve sonuncusu da “Klasik Türk Müziği” dir.
Mahmut Güzelgöz Urfa halk müziğini kırık havalar divanlar da dahil uzun havalar ve oyun havaları olmak üzere tüm incelikleriyle bilirdi. Popüler olmuş Urfa türküleri yanında, çoğu ustalarca unutulmuş birçok hava onun sağlam hafızasında canlılığını korurdu. Bunlarda biri “yayla mayası” dır.
“Havayıdır deli gönül havayı,
Alıcı kuş yüksek yapar yuvayı.
Türkmen kızı katarlamış mayayı,
Çeker gider yaylasına eline”
Sözleri Karacaoğlan’a ait olsa da ezgisi buram buram Urfa kokan bu havayı Usta büyük heyecanla okurdu.
Urfa makamlarının hemen hepsinin şubeleri ve ayaklarıyla eksiksiz bilmekle birlikte, en çok hicaz, kürdi ve nevruz makamlarını severdi. Urfalı şair Fehim’in “Yanıp bir nâr-ı ruhsâre çerâğân olduğun var mı?” diye başlayan gazeliyle okuduğu nevruz makamı onun şaheseridir.
Sevdiği ve beğendiği diğer yöre türkülerini büyük bir içtenlikle okur ve bunlardan derin bir zevk alırdı. Aşık Veysel’in “Havalanma telli turnam, uçup gitme yele karşı” deyişi bunlardan biridir.
Dinî müzikte de kendine has bir üslubu olmakla birlikte Urfa’da yaygın olan Süleyman Çelebi’nin “Vesilet-ün Necat”ını, “Mustafa Mevlidi”ni ve “Refet Mevlidi” ni ezbere bilir ve okurdu. Ayrıca bu ortam için çok sayıda kaside ve ilahi bilirdi.
Mahmut Usta Şarkı Müziği’nden de ayrı bir zevk alırdı. Repertuvarında basit makamların hemen hepsinden birçok eser vardı. Urfa müzik fasıllarında zaman zaman bu ezgilere de yer verilse de faslın esasını Urfa yöresinin türküleri oluşturur.
Sözlerimin sonunda, Mahmut Usta’yı değerlendirirken, onun her şeyden önce sıradan bir türkü çığırıcısı değil, halk klasiklerini “divan”ları Anadolu havalarını yaşatan ve sevdiren bir usta olduğunu belirtmek isterim.
Ne yazık ki giderek yozlaşan müzik bahçemizin temel renklerinden biri olan divan havaları, kısa sürelerle birbiri ardınca bizlere veda eden Tenekeci Mahmut, Ahmet Hafız ve Halil Hafız gibi ustalarla birlikte uçup gitmektedirler. Kır çiçeği gibi olan sade türkülerle daima karşılaşabiliriz. Ama geçmişle günümüz, aydınla halk arasındaki duygu ve anlayış birliği sağlayan bu havaları bir daha yeşertmek çok zor görünmektedir. Mimarîde Sinan üslûbu yaşatıldığı gibi müzikte de divan üslubunu yaşatmak gerekir. Yeni yetişen Urfalı gençlere bu alanda büyük görevler düşmektedir.
Allah’ın rahmeti bu dünyadan gelip geçen ve bize bir hoş seda bırakanların üzerlerinde olsun.
(4 Mart 1992 tarihinde yapılan Urfa halk müziği konusunda büyük usta “Tenekeci Mahmut Güzelgöz’ü anma gecesinde yaptığım konuşmayı ses kaydından yazıya döken Dr. Cihat Kürkçüoğluna çok teşekkür ederim.)
Prof.Dr. Mehmet ÖZBEK
