Sermaye Yapısı ve Siyaset İlişkisi

Tam boy görmek için tıklayın.

Prof.Dr. Feyzullah EROĞLU

Bir toplumun nasıl bir yönetim tarzına muhatap olacağının temel göstergelerinden birisi de ülkede egemen olan sermaye yapısı ile siyasetin karşılıklı etkileşimidir. Sermaye yapısı ve ilişkileri, siyasetin işleyiş tarzını belirlerken; siyaset de toplumdaki gelir dağılımını belirleyen etkenlerin başında geliyor.

Temiz Sermaye ve Temiz Siyaset

Genel olarak sermayenin meşru yollardan kazanılmış olması, nispeten temiz bir siyaset ve yönetim tarzına yol açıyor. Ülke ekonomisindeki iş yapma imkânı ve zenginlik olgusu, siyasi iktidar değişimlerinden nispeten bağımsız gelişiyor. Ekonomik sistemde, nispeten eşit rekabet şartları geçerli olunca, üretkenlik ve verimlilik yüksek oluyor. Girişimciler ve iş insanları, ihtiyaçları olan sermayeyi, büyük ölçüde siyasi iktidarlara yanaşma gereği duymadan temin edebiliyor.

Zengin olmanın yolu, doğrudan reel sektörlerdeki yatırım ve üretim artışı ile katma değer yaratılan ekonomik etkinliklerden geçiyor. Sermaye sahipliği ve zenginlik, ekonomik kurallar ve ahlaki bir çerçevede gerçekleştiği için milli gelire somut katkılar yapılıyor. Kişiler ve firmalar, kazançları oranında vergisini veriyor.

Kayıtlı Ekonomiler ve Sivil Toplum

Üretken ve verimli bir ekonomide, kayıt dışı ve gayri meşru yollardan zengin olma imkânı kalmayınca, hükümetlerin kendilerine bağlı zengin yaratma kirliliği de azalmış oluyor. Böylece, siyasi demokrasinin en büyük çeldiricisi ‘siyasetçi- iş insanı’ ilişkilerindeki ihale yolsuzluğu ve rüşvet gibi eylemler en az düzeye inmiş oluyor. Ekonomik olarak rekabetçi bir piyasa oluşurken siyaseten daha bağımsız ve demokratik bir yönetim tarzı doğuyor.

Kayıtlı ekonomilerin egemen olduğu zengin ülkelerde, vergiden muaf tutulan asgari geçim düzeyinin üzerindeki her gelir, mümkün olduğu ölçüde artan oranlı olarak vergilendiriliyor. Milli bütçedeki toplam vergi miktarında, sermayedar ve girişimcilerden alınan vergiler, çiftçiler ile ücret ve maaş gelirlerine sahip olanlardan alınan vergiden daha fazla oluyor. Ayrıca, gelir ve servet üzerinden alınan vergi oranı ve miktarı da nispeten dolaylı vergilerden daha fazla oluyor. Bu bağlamda, vergisini veren vatandaş ve firmalar, yönetimler karşısında hak ve özgürlüklerine daha çok sahip çıkıyor. Kişiler, firmalar, kurum ve kuruluşlar siyasal iktidarlar karşısında nispeten bağımsız karar alma ve hareket etme imkânı buluyor. Göreceli olarak, gerçek bir ‘sivil toplum’ olma bağlamı ve ortamı doğmuş oluyor.

Haksız Sermaye ve Kirli Siyaset

Kayıt dışı ekonomilerin yaygın olduğu yoksul ülkelerde, sermaye sahipliğini, çoğunlukla siyasal yandaşlık ve paydaşlık belirliyor. Devlet teşvikleri ve ihaleleri, belirli bir zümrenin ekonomik faaliyetlerini desteklemeye göre ayarlanıyor. Ayrıca, yandaş zenginlerin kayıt dışı eylemleri görülmezden gelinirken, vergi yükümlülüğü de muhalif iş çevresi ile emek gelirleriyle yaşayan toplumsal kesimlerin üzerine yıkılıyor. Yoksul halkın, bir yandan gelirleri giderek azalıyor; buna karşılık tüketim üzerinden ödedikleri dolaylı vergilerin miktarı -özellikle kasıtlı olarak yükseltilen ve önlenmeyip ‘önlenmeye çalışılıyormuş gibi’ yapılan yüksek enflasyondan dolayı- sürekli artıyor.

Kayıt Dışı Ekonomiler ve Vergi Adaletsizliği

Milli kimliğin ve demokratik bilincin gelişmediği ya da kasten zayıflatıldığı, çoğunluğun yoksul olduğu ülkelerde, yüksek gelir gruplarının vergilendirilmesi oldukça sorunludur. Kolay yoldan vergi toplamak üzere, çoğunlukla zaten yoksul olan halkın tüketim harcamaları üzerinden vergilendirme yapılıyor. Söz gelimi, ülkemizde devletin topladığı vergilerin önemli bir kısmı, zaten düşük olan ücret ve maaşlardan kesilen gelir vergileri ile yoksul halkın tüketim harcamaları üzerinden toplanıyor. Buna karşılık, kayıt dışılığın nispeten yüksek oranlarda olduğu sektörlerdeki varlıklı kesimin -özellikle ihale zenginlerinin- gelir vergileri yeterince devlet bütçesine katılamıyor. Varlıklı kesim, gelir ve servetlerine oranla daha az vergi öderken, yoksullar neredeyse bütün gelirlerini harcamak zorunda kalmaları nedeniyle toplamda epeyce vergi ödemiş oluyor.

Kayıt Dışılık ve Pahalı Siyaset İlişkisi

Zengin ülkeler, kayıt dışı ekonomik etkinlikleri nispeten önlerken; yoksul ülkelerdeki kayıt dışılık aslında önlenebilir bir durum olmakla birlikte neden önlenmek istenmiyor? Bu bağlamda, vergi kaçırma yoluyla devletin vergi havuzuna girmeyen gelirlerin, nasıl kullanıldığı ve harcandığı, büyük ölçüde toplumsal bir sır gibi duruyor.

Ülke ekonomisine egemen olan sermayenin, belirli oranda kayıt dışı ekonomiye ve gayri meşru kazanca dayandığı zaman, demokraside çoğunlukla bir yozlaşma ortaya çıkıyor. Siyasi demokrasi, kendine özgü ilke ve ahlaki kurallarından uzaklaşarak yalnızca seçim sandığına indirgeniyor. Liyakat ve ehliyeti temsil edecek gerçek siyasetçiler yerine, ortalığı çoğunlukla daha fazla para ve şöhret elde etme ihtirası olan kişiler kaplıyor. Seçim kazanmak uğruna, seçildikleri vakit kazanacakları meşru gelirlerden çok daha fazlasını kayıt dışı yollardan harcamaktan hiç çekinmiyorlar. ‘Bu değirmenin suyu nereden geliyor?’

Kayıt Dışılık Önlenemez Mi?

Kişi ve firmaların ekonomik etkinliklerinin izlenmesi ve denetlenmesi bağlamında, hükümetlerin yasal yetkilerini kullanmak suretiyle birçok denetim sistemi ve yönetim birimi oluşturma imkânı bulunmaktadır. Toplumsal adalete ve ekonomik rekabete uygun düşen bir vergi sistemi ile kayıt dışılık önlenmeye çalışılabilir. Toplam vergi içinde zenginlerden alınan vergilerin oranı çoğaltılarak kamu harcamaları en sağlam kaynaklar aracılığıyla yapılmış olur.
Zengin ülkelerde, kayıtlı ekonomi konusunda çok dikkatli hukuki alt yapı olup ciddi mali bir denetim sistemi bulunuyor. Buna rağmen, bu ülkelerde bile kayıt dışılığın sıfırlanması mümkün görünmeyip ortalama yüzde on ile on beş oranında bir kayıt dışılık olduğu düşünülüyor. Bu oranın, yoksul ve otoriter ülkelerde çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor.

Türkiye’de kayıt dışı ekonominin hacmini ölçmek ve vergi kaybını ortaya koymak amacıyla yapılan bir çalışmada, “2006 ile 2023 yılları arasındaki 71 dönemlik çeyrek dönemlerde milli gelire oranla %16 ile %68 arasındaki büyüklüklerde değişen kayıt dışılık tahmin edilmiştir” (Yıldıran, 2023, 335-351).

Kayıt Dışılık ve Toplumsal Kara Delikler

Kayıt dışı ekonomilerde yaşanan çarpık ve adaletsiz durumun, bütün olumsuz sonuçlarına rağmen, sürüp gitmesinin gerçek nedeni ne olabilir? Görünürde ileri sürülen temel gerekçeler, birçok yasal boşluğun olduğu ve yönetim sisteminin etkinsiz kaldığı biçimindedir. Bir defa, otoriter yönetimler, sürekli kendilerini iktidarda tutmaya yarayan anti demokratik birçok yasayı kolayca çıkartıp bunları uygulamaya koyabiliyor. Eğer, gerçekten kayıt dışılık önlenmek istense bütün yasalar çıkarılır ve denetimler de yapılabilirler. Neden, bu konuda ciddi bir adım atılmıyor? Bunun cevabını, resmi kayıtlardan ya da çeşitli istatistiki oranlara bakarak bulmak mümkün görünmüyor.

Yoksul ve otoriter ülke yönetimlerinde, toplumsal adalet çerçevesinde vergi yoluyla kamu gelirlerini artırmak yerine, belirli ölçüde kayıt dışılığa göz yumuluyor gibi görünüyor. Ayrıca, yandaş ve paydaş iş çevreleri hem haksız teşvikler alıp hem de vergilerini sildirebiliyor ve bunların birtakım kayıt dışı ekonomik faaliyetleri görmezden geliniyor. “İtaat ve biat etme’ niyetinde olmayanlar üzerine ‘maliye’ ve ‘çalışma müfettişleri’ yollanarak, muhalefet üzerinde siyasal tahakküm yaratılıyor.

Kayıt dışı ekonomilerde, eğer ciddi vergi denetimleri olsaydı zenginlerin vermesi gereken vergileri kaçırmalarına göz yumulmuş olması ile kamu harcamaları için devletin sürekli ‘özelleştirme’ yapması ve borçlanma yönüne gitmesi oldukça çelişkili bir durumdur. Bu yüzden, toplumsal iradeyi çarpıtan ve demokratik işleyişi çeldiren pahalı siyasetin, yine ‘kayıt dışı’ yoldan desteklenmiş olabileceği hakkında çok ciddi kuşku doğuyor. Ayrıca, ülke ekonomisindeki kayıt dışılık ile siyasal yozlaşma ve yönetimin otoriterleşmesi at başı gidiyor.
Sonuç olarak, vurguncu ve yağmacı kapitalist sistemde, hiç kimsenin kolay yoldan para kazanması izlenip yalnızca kendi başına yemesine seyirci kalınmaz!

Mustafa YILDIRAN (2023): Türkiye’de Kayıt Dışı Ekonominin Büyüklüğü Ve Vergi Kaybı (2005-2023). Hak İş Uluslararası Emek Ve Toplum Dergisi, 12(34), 335-351. https://doi.org/10.31199/hakisderg.1403418 (Erişim Tarihi:10.03.2024)

————————————–

Kaynak:

https://millidusunce.com/misak/sermaye-yapisi-ve-siyaset-iliskisi/

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen