Sessizlik Üzerine Düşünceler; Her Şeyi Söylemek

İnsanlara her şeyi anlatma eğilimindeyiz çoğumuz. Fakat muhatabın dinleyeceği şeylere hazır olup olmadığını pek düşünmeyiz.

Konuşan ve daima bir şeyler anlatan insanların tamamına yakınının bir şeyi anlamaya çalıştıklarını ve bunu da sözlerle gizlediklerini fark ettiğimden beri çok kimseyi dinleyemiyorum artık.

Bu dünyada anladığını anlatan gerçekte çok az insan vardır.

Her insan kendi göre hikayesi ve ihtiyacı olan bir varlıktır. Yaşamın ilginç sırlarından birisi de kim neye muhtaç ise muhatabını er geç buluyor ve ondan alacağını alıyor. Bu sebepten insanda başkalarına bir şey vermek, onları sözün ona doğru yola iletmek, her şeyin en iyisini kendisinin bildiğini kabul ettirmek gibi bir ihtiyaç vardır.

Bu durum daha çok konuşurken açığa çıkar. Birilerine bir şeyler anlatma ihtiyacı içinde kıvranırken aslında içimize doğan şeylerin ve öğrendiklerimizin önce bize lazım olduğunu pek düşünmeyiz bile.

Öğrendiğimiz ve bizi heyecanlandıran şeyleri hazmetmek zordur. Her şeyi anlatmak gerektiğine dâir yanlış bir kanaat ve içimizden gelen bir baskı bunun önüne geçer. Halbuki her şeyi anlatmak, her şeyi konuşmak durumunda olmadığımız gibi bu durum, insanda ciddi meselelere de yol açmaktadır.

Konuşmak gerekli olduğunda sözlerin, ifadelerin bir anlamı olur. Gerekmeyen konuşmalar insan hayatında büyük bir yüktür.

Her şeyi söylemek ve konuşmak durumunda değiliz. İnsanlara anlatacak şeyleri önce hazmetmek, bunları bizim anlamamız gerekir. Bir şeyler söylenecekse vakti zamanı geldiğinde gereken elbette söylenir.

SESSİZLİK İKLİMİ

Bu sessizlik iyi geliyor bana. Bütün bir hayatın eninde sonunda biriktiği yer o derin ve sonsuz sessizlik iklimi oluyor. İnsan o kadar hay huydan sonra bu âlemde hiç var olmamışçasına bırakıp gidiyor şu dünyayı. Yanına duygudan, düşünceden, fiillerinden yana nasibi olan hâller, sevaplar, günahlar, doğrular, yanlışlar kalıyor.

Kendinde bütün bir âlemin, özünde İlâhî bir şeylerin var olduğunu anlayana kadar girmediği cehennem kalmıyor bu insanın. Bütün varlık tezahürleri yokluğu adres gösteriyor. Her şeyden, kendinden ve yaşamaktan bile sıkılan insanın arzuladığı şey bu varlık ve benlik günahından sıyrılıp yokluğunu ispat edebilmesi değil midir! Tabii ki, bu durum kelimelerin ifade ettiği gibi kolay olmadı, olmuyor.

 Hayatın ve varlığın kıyıcılığından kurtulmak için yokluk hâlini gönülde duyup yaşamı gönülden geldiği gibi aşk ve şevkle yaşamaktan başka bir yol var mıdır? Yaptığımız şeyin faydalı olması, insanlığa hizmet şuuruyla olması insanı bu âlemde daima huzurlu ve zinde tutabilecek güçte bir şeydir. Yoksa bu hayat her gürültünün, her tezahürün yerine yokluğu ve sessizliği koymada pek mahirdir.

SESSİZLİK ve İNSAN

Sessizlik, dertleri karşılamada emin bir yoldur. Sakin bir zihin ve gönül, yüksekçe bir tepeden kendine doğru gelen düşmanları karşılamak üzere onları izleyen bir muzaffer kumandan edasındadır. Daima gürültü ve hayatın hay huyu içinde olmak pusuya düşmek yahut daha da fecisi bozguna uğramak gibidir. Önemli ve gerekli olan kendimizi toplamak ve daima ne yapabileceğimize bakmaktır. Bundan sonra yeri ve zamanı geldikçe gerekeni yapmak, sâir zamanlardaki vakitleri huzur ve sessizlik içinde geçirmek anlamını taşır.

İnsan başarılı ve huzurlu bir hayatı daha çok sessizlik ve yalnızlık içindeyken kurabilir. Özümüzde ve hayatımızda bizi huzursuz eden duygu ve durumlara dikkat etmek, onları bazen geri çekilmeye mecbur eder. İnsan, kendini ve hayatını dikkatle gözden güçlü bir varlıktır. Rast gele yaşadığında ise zayıf ve çaresiz. O zaman insana güç veren sakinlik, sessizlik, kendini muhakeme etme gibi şeyler bir yanıyla bizim en kuvvetli olduğumuz zamanlardır.

Yazar
Yasin ŞEN

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen