Tarihin akışına ters bir değişimcilik

Tam boy görmek için tıklayın.

Türk siyaset hayatına egemen popülist muhafazakâr- milliyetçi görünümlü siyasal anlayışlar ile bir kısım kurgulanmış solculuk, kendi düşüncelerinin temel değerleriyle çelişen iddialarla orta çıkıyorlar.

 

Prof.Dr. Feyzullah EROĞLU

Uygarlık tarihi, birbiriyle etkileşen kültür değişimlerine ve gelişmelerine dayanarak ilerliyor. Kültürel değişim, belirli bir kültür öğesinin, belirli bir zaman aralığında çeşitli etkenlere bağlı olarak öncesi ve sonrası arasında farklılaşmasıdır. Toplumların, kültür sisteminde daha önceden olmayıp yeniden yaratılan ya da başka kültürlerden etkilenerek hayat tarzına yeni katılan kültür öğeleri de birer kültür değişimidir.

Meydana gelen değişim, önceki duruma göre daha üretken, etkili, iyi ve yararlı ise bu durum kültürel gelişmedir. Buna karşılık, değişimin olduğu konularda ortaya çıkan sonraki durum, önceki hâline göre verimsiz, kötü ve zararlı ise bu duruma da yozlaşma deniliyor.

Kültür değişim tipleri ve vaziyet alış tarzları

Mümtaz Turhan, “Kültür Değişmeleri” adlı anıt eserinde, kültür değişimlerinin “serbest ve zorunlu kültür değişmeleri” şeklinde iki yoldan gerçekleştiğini açıklamıştır. Bir kültür sisteminde bazı öğelerin, zaman içinde hiçbir iç ve dış baskı olmaksızın toplumun kendi özgür iradesiyle değişmesi serbest kültür değişimleridir. Zorunlu kültür değişimi ise nispeten durağan bir kültür sisteminde, toplumun ilerleyişini ve gelişmesini hızlandırmak üzere yasal düzenlemelerle bazı öğelerin değişiminin sağlanmasıdır. Bu zorunlu kültür değişimlerinin tepeden inme yolla değil de akılcı düşünce ve bilimsel zihniyete uyumlu olması, toplumsal hayat için bir tür kültür yenilenmesidir. Burada önemli olan, toplum üzerindeki etkilerinin yakın bir zamanda olumlu olduğunun gözlenmesidir.

Yaşayan bütün kültür sistemleri, canlı bir organizma gibi sürekli değişim içindedir. İnsanların ve toplumların yaşanılan değişimler karşısında vaziyet alışları ve gösterdikleri tavırlar, nasıl bir dünya görüşüne sahip olduklarının önemli bir göstergesidir. Kültür değişimlerine konu olan olay ve durumları onaylayıcı bir tavırla uyum gösterme davranışları “değişimcilik” (devrimcilik) olarak tanımlanır. Kültür değişimleri ya da yenilikler karşısında kayıtsız kalmak veya reddetmek biçimindeki davranışlar ise “muhafazakârlık” olarak bilinir.

Kültür değişimlerine dengeli yaklaşım

Kültür değişimleri karşısında genel olarak “devrimcilik” ve “muhafazakârlık” biçiminde iki temel tavır alış bulunmakla birlikte, uygulamada her iki yönde aşırılıklar olduğu gözlenmektedir. Salt anlamda “devrimcilik” ideolojisi ile belirli bir mantığı ve haklı gerekçesi olmasa bile eski olan her şey değiştirilmek istenir. Salt anlamda “muhafazakârlık” ideolojisi ile yine belirli bir mantığı ve haklı gerekçesi olmasa bile eski olan her şey kutsanır.

Kültür değişimleri yönetiminde, her iki uçtaki aşırı tavırlar yerine, konuya akılcı düşünce ve bilimsel zihniyet açısından yaklaşılarak, toplumsal gelişmeye katkı sağlayacak dengeli bir yöntem izlenebilir. Buna göre, yeni durum ve şartlar karşısında etkisini kaybetmiş olan eski kültür öğeleri alanında değişimci (devrimci); kültür sisteminin temel kültür kodları ve toplumsal paradigmalar konusunda muhafazakâr bir tavır geliştirmek daha dengeli bir yaklaşım olacaktır. Aslında, Atatürk’ün Türk Devrimleri, başlangıçtaki temel ekseninden çıkmış olan ve Ortadoğu kültür sistemlerinin çevresi konumuna getirilmiş Türk Kültürünü, kendi özüne yeniden kavuşturmak amacıyla gerçekleştirilmiş olan dengeli bir yaklaşımdı.

Atatürk’ün Türk devrimleri ve Türk muhafazakârlığı

Atatürk’ün başlattığı zorunlu kültür değişimleri kapsamındaki Türk Devrimlerinin çoğu, tarihsel süreç içinde yönetici sınıflar yüzünden, Bizans-Acem ve Arap kültürlerin etkisiyle Eski Türklerin temel kültür kodlarından saptırılan üstün niteliklerin yeniden kazandırılmasına yöneliktir. Uzun bir dönemde yanlış dinsel yorumlar ve kültürel etkileşimler sonucunda, Türk Kültürünün doğaya, kadına, ahlaka, yönetime, mülkiyet ilişkilerine dair bakış açısında çok büyük sapmalar meydana gelmişti. Türk Devrimleri Türk Kültürünün, Göktürk Yazıtlarında kayıtlanan asıl kaynağından esinlenilerek, özellikle zamanın akılcı düşünce ve bilimin ışığında daha uygar bir toplum yaratma çabasıdır. Söz gelimi, yönetim süreçlerine dinî inancın müdahil olmaması (laiklik), ekonomide özel ve kamu mülkiyetinin birlikte olması (karma ekonomi), kadın haklarının yeniden canlandırılması (Türk feminizmi) vb. gibi.

Üstelik, bu yöndeki değişimler, dünyanın başarılı toplumlarındaki kültürel gelişimle örtüşüyor. Batı dünyası, laik yönetim tarzı ve kadın hakları gibi uygarlık göstergelerine sonradan ulaşmış iken Türkler kaybettikleri bu yüksek kültür değerlerine Atatürk’ün Türk Devrimleri sayesinde yeniden dönüyorlardı. Bu anlamda, Atatürk’ün başlattığı Türk Devrimleri, Türk Kültürünün ve kimliğinin baskılanması veya unutturulmuş olmasına karşı değişimci veya devrimci bir tavır olurken, asıl olarak Türklüğün öz değerlerine bir tür “muhafazakâr” dönüşü temsil etmektedir. Burada önemli olan bu tür değişimlerin toplumsal bir karşılığının olması ve toplum hayatında görünür bir iyileşme ve gelişmenin meydana gelmesidir.

Gerçekte, devrimcilik, işe yaramayan ve geçersiz olan kültür öğelerini, daha akılcı, bilimsel ve ahlaki bir kültür etkinliğine dönüştürme hareketidir. Tarihin ve uygarlığın akışına uygun bir geleceğin hızlandırılması sürecidir. Bu çerçevede Türk Devrimleri, cumhuriyetin, laikliğin, üniter yapının, millî devletin, “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesinin, “hep birlikte Türk Milletiyiz” kimliğinin ve resmî dilin Türkçe olması gibi temel ilkelerin kabulüdür. Bütün bunlar, cumhuriyet öncesi döneme göre Türk Devrimleridir. Günümüzde, Türk muhafazakârlığı, toplumun daha adil, töreli, imanlı ve daha ahlaklı bir hayat sürmesine imkân veren niteliklerinin korunmasının yanında, Türk Devrimlerinin de korunmasıdır. Bir anlamda, yüzyıl önceki Türk Devrimlerini sahiplenmek ve korumak, başlı başına bir Türk Muhafazakârlığı ve Türk Kültürünün özünün muhafazasıdır.

Tarihi akışı tersine çevirmek mümkün mü?

Türk siyaset hayatına egemen popülist muhafazakâr- milliyetçi görünümlü siyasal anlayışlar ile bir kısım kurgulanmış solculuk, kendi düşüncelerinin temel değerleriyle çelişen iddialarla orta çıkıyorlar. Stratejik düşünceden yoksun siyaset hayatında, ciddi bir siyasal görüş tutarsızlığı gözleniyor. En tutarsız görülen popülist siyaset biçimi de siyasal İslamcı ve milliyetçi görünenlerin, etnik ayrılıkçılığa destek olmasıdır. İslamcılık, kavram olarak “tevhit” ilkesi nedeniyle milletin “birliğini”; milliyetçilik de kök paradigma olarak milletin “bütünlüğünü” temsil etmeliydi. Solculuk veya sosyalist olmak ise özünde antiemperyalist olmayı ve küresel kapitalizmin bölgesel projelerini reddetmeyi gerektirirdi.

Bu siyasal görüşlerin çoğu asıl seçmenlerinden kopuk yönetici kesimi tarafından, küresel kapitalizmin tetikçisi konumundaki terör örgütünün beklentileri doğrultusunda anayasada birtakım değişiklikler tasarlanıyor. Böyle bir değişiklik arayışı ile cumhuriyetin temel paradigmalarını değiştirme konusunda tuhaf bir hazırlık yapılıyor. Türk milletini, 20. yüzyıl öncesinin etnik-feodal yapısına, aşiret, cemaat ve sözde tarikat oluşumlarına döndürmek gibi çatışma doğuracak bir parçalanmışlığın içine sokacak yasal değişikliklerden söz ediliyor. Türk milletinden saklanan bu zoraki “değişimcilik”, Türk devletinin laik, üniter ve millî devlet yapısından ricat etmek anlamına gelmektedir. Aslında, bu irticadır ve ileriye doğru akması gereken uygarlığı geriye çevirme takıntısıdır. Böyle bir meclis eylemi, daha önceden bu konuda toplumdan vekalet alınmadığı için, uymaya yemin ettikleri anayasaya tamamen aykırı bir durumdur. Ayrıca, terörle mücadele edilirken çok sık söylenen “terörle hiçbir yere varılmaz sözünü”, tamamen etkisiz bir hâle getirir.

Atatürk ve Cumhuriyet’ten rövanş mı alınıyor?

  1. yüzyıl sonrasında başlayıp 21. yüzyılda daha da şiddeti artan hızlı bir değişim dalgası yaşanıyor. Bu değişimlere, mümkün olduğu ölçüde akılcı düşünce ve bilimsel gelişmeler ışığında uyum sağlayan toplumlar güçlü bir egemenlik kuruyorlar. Bu değişime uygun düşecek bilgi sistemlerini ve toplumsal gelişmeyi sağlamada başarısız olan yönetimler ise yanlış değişim takıntısına kapılıyorlar.

Atatürk’ün başlattığı Türk Devrimlerinin, akılcı düşünce, bilim zihniyeti ve ahlaki değerlere sahip siyasetçi ve kamu yöneticileri sayesinde, çok kısa bir sürede oldukça başarılı olduğu kanıtlanmıştır. Ancak, sağ-sol ve muhafazakâr-milliyetçi popülist siyasetin ideolojik saplantıları yüzünden Türk Devrimleriyle ilgili ciddi bir zihin ve tavır karışıklığı yaşanmaktadır.

Yönetimde kalıcı olma uğruna geçmişte yanlışlığı ve geçersizliği belli olan yarı monarşik yönetim anlayışına yönelme, açık bir geriye dönüş (irtica) manevrası gibi görünüyor. Temelde muhafazakâr olduklarını iddia eden popülist sağ akım, mevcut anayasa düzenini koruyacakları yerde, Atatürk sayesinde kurumsallaşmış olan mevcut anayasal düzeni değiştirme yönünde çaba gösteriyorlar. Bir taraftan da devrimci olduklarını iddia ederken küresel kapitalizm çıkarlarına hizmet eden neoliberal solcular, Türk Devrimlerine karşı savaş açmış görünüyor. Türk Devrimlerinin öncesi bir yönetim ve hayat tarzını yücelterek çok açık bir şekilde irticaya büyük ideolojik destek sağlıyorlar. Türk Devrimlerine karşı dehşetli bir birliktelik içinde bulunuyorlar. Bu arada, küresel bir terör örgütüne ve uzantılarına meşruiyet kazandırıyorlar.

Buradaki kritik soru şudur: Geçmişe dair oldukça birikimi olan bu siyasal görüşleri kendi kök değerlerinin tam aksi yönünde ve ideolojik olarak birbirlerinin tam karşıtı olan bu görüş temsilcilerine hangi örtülü güç, cephe birliği yaptırıyor?

——————————————-

Kaynak:

Tarihin akışına ters bir değişimcilik

Yazar
Feyzullah EROĞLU

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen