Bir Yer Gezelim

 

Selçuklu İlçesi’nde ve Tarla Mahallesi’ndedir; kapalı avlulu, tek eyvanlı ve tek katlı bir medresedir.

Medresenin taçkapısı, doğu cephesinin güney ucunda yer alır; sivri kemerli mukarnaslı bir niş içerisindeki dikdörtgen kapı açıklığı, iki yanda burmalı silindirik sütuncelerle sınırlandırılmıştır. Kuşatma kemerinin üst kısmında kitâbe bulunur. Taçkapıda, gri ve beyaz renkli mermerlerin geçme tekniğinde birleştirilmesiyle oluşturulmuş geometrik bezemeler yer alır. Kuşatma kemeri üzerine Zengî Düğümü işlenirken, kemerin iki yan ve üst kısmına ajurlu kabaralar yerleştirilmiştir. Beş sıralı mukarnas dolgunun, alışılageldiği gibi yukarıya doğru sivrilmeyerek, düz atkılı olarak tamamlanmış olması da bir farklılık olarak değerlendirilebilir. Kapı girişini üç yandan kuşatan bordür üzerinde ise 28 seçme Hâdis-i Şerîf yazılıdır.

Taçkapıdan, günümüzde bahçe görünümündeki üstü açık bir alana dahil olunur. Sözkonusu alanın, geçmişte, medresenin güney-doğu köşesinde yer alan kare planlı ve kubbeli bir giriş mekânı olduğu anlaşılmaktadır. Bu mekânın kuzey-batı köşesinde ve sonradan açılmış bir kapı vasıtasıyla medresenin kubbeli merkezî mekânına girilmektedir. Kare planlı alan, köşelerde üçgen pandantiflerle geçilmiş büyük bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin ortası, bir tepe penceresi gibi açık bırakılmıştır. Kapalı bir iç avlu niteliğindeki bu mekânın ortasında havuz bulunmaktadır. Mekânı geçmişte kuzey, güney ve doğu kanatları boyunca çevreleyen odalar zamanla ortadan kalkmıştır.

Yapının batı kanadında, kubbeli merkezî bölüme sivri bir kemer gözü halinde açılan sivri beşik tonozlu bir ana eyvan ve iki yanında da kare planlı birer mekân yer alır; eyvana güney duvarından bitişik kubbeli mekân, medresenin bânîsi Selçuklu Veziri Celâleddîn Karatay’ın defnedildiği türbedir. Eyvana kuzey duvarından bitişik kare planlı mekânın da geçmişte kubbe ile örtülü olduğu günümüze kalabilen izlerden anlaşılabilmektedir. Kubbeli merkezî mekânın kuzey-doğu köşesinde de kubbeli bir odanın bulunduğu düşünülmekle birlikte, medresenin bu köşesindeki çarpıklık nedeniyle, sözkonusu mekânın geçmişte tonozla örtülü olması muhtemeldir.

Yöreye özgü Sille taşından düzgün kesme ve moloz taşla inşa edilen medresede, ana eyvana güney yönünden bitişik ve türbe işlevi gören mekânın kubbe ve geçiş sisteminde tuğla kullanılmıştır.

Medresenin taçkapısındaki iki renkli taş ve iç mekânlardaki görkemli çini bezemeler dikkat çekicidir.

İç mekânı zenginleştiren çini mozaik bezemelerde turkuvaz, lacivert ve patlıcan moru renklerde kesme çinilerle, geometrik ve stilize edilmiş bitkisel motifler uygulanmıştır. Çini dekorasyonda özellikle merkezi mekânı örten kubbenin eğimli iç yüzeyine kaplanmış çiniler hayli etkileyicidir. Burada, kubbe eteğinden başlayarak tepedeki açıklığa kadar dairesel hatlar oluşturacak biçimde yerleştirilen yirmi dört kollu yıldızlar ve aralarda düğümlü şeritlerden ibaret girift bir bezeme yer alır. Kubbe kasnağı ve tepedeki açıklığın etrafına kûfî yazıyla âyetler, üçgen pandantiflerin yüzeylerine yine kûfî yazıyla Muhammed, Ebû Bekir, Ali, Ömer, Osman, Davud, İsa ve Musa isimleri, eyvan kemeri üzerine ise sülüs yazıyla Besmele ve Âyet’ ül-Kürsî yazılmıştır.

1954 yılında restore edilen medrese, günümüzde “Çini Eserler Müzesi” olarak kullanılmaktadır.

Taçkapısının alınlığındaki tek satırlık Arapça kitâbesine göre, Karatay bin Abdullah tarafından 1251/52 yılında inşa ettirilmiştir; medresenin açılışı dolayısıyla düzenlenen büyük törene Mevlânâ Celâleddin-i Rumî’den başka Şems-i Tebrizî, Sadreddin-i Konevî, Kadı Sirâceddîn Mahmud el-Urmevî ve Şerefeddîn Muslî gibi dönemin birçok alim ve şeyhinin de katıldıkları bilinmektedir. Medresenin, Mevlânâ Celâleddin-i Rumî ve Mevleviler için ayrı bir önemi olduğu ve havuzunun da zaman zaman Mevlânâ Dergâhı tarafından şerbet yapılmak üzere kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Kitâbede, medresenin bânîsi olarak adı geçen Karatay bin Abdullah’ın, Selçuklu Veziri Celâleddîn Karatay olduğu anlaşılmaktadır. Ünlü Vezirin 1254 yılında Kayseri’de vefat ettiği ve cenazesinin Konya’ya getirilerek Karatay Medresesi’ne defnedildiği bilinir. Selçuklu sultanı II. İzzeddîn Keykâvus zamanında ve 1253-54 tarihinde düzenlenen, sonradan 1254/55 ve 1261/62 yıllarında ilâveler yapılan vakfiyesine göre, medrese, dört mezhepten olan alim, fakih ve şeriflere, müderrisin şeriât, hadis, usûl ve fur’u ve hilâf ilimlerini bilerek Hanefi mezhebinde olması koşuluyla vakfedilmiştir.

Not: Bu tanıtım aşağıdaki sayfadan alınmıştır. 

www.selcuklu.bel.tr/ilcemiz/detay/298/karatay-medresesi.html

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

19594480