Bir Yer Gezelim

SEYİT BATTAL GAZİ KÜLLİYESİ

Hazırlayan: Nizamettin ARSLAN 

Battalgazi Külliyesi Eskişehir ilimizin Seyitgazi ilçesinde bulunuyor. Seyitgazi Eskişehir’in güneyinde 45 km uzaklıkta küçük bir ilçedir. Tarihi, MÖ 4 bin yılına kadar uzanıyor. Bölge Hitit, Frig, Lidya, Galat, Bergama krallığı ve Roma egemenlikleri altında kalır. Seyitgazi Roma-Bizans döneminde "Nakula" adı ile önemli bir karakol haline gelir. Roma’nın ikiye ayrılışıyla Bizans toprakları içinde kalan Nakula, aynı adla anılmaya devam eder, kalesi de onarılır. Mesih kalesi olarak da tanınan bu yerin çevresinde, Arapların Anadolu seferleri nedeniyle Bizanslılarla İslâm orduları arasında uzun süreli savaşlar olur (718-740).

Selçuklular, Anadolu’ya girince hızla Bizans İmparatorluğu eyaletlerini girerek 1074'de Frigya'nın batı sınırlarına kadar gelirler. Nakula da Danişmentliler ile Selçuklu boyları tarafından fethedilir. Buraya önce 70-80 ailelik bir Türkmen aşireti yerleştirilir ve Türkmen Köyü olarak kayıtlara geçer. Battal Gazi'nin mezarının bulunup türbe ve mescidin yaptırılmasından sonra ise, Türkmen Köyü SEYİTGAZİ adını alır. 1.Murad zamanında kesin olarak Osmanlı topraklarına katılır. İstanbul-Bağdat-Hicaz yolu üzerindeki başlıca konaklama (menzil) yerlerinden biri olması nedeniyle, Osmanlılar döneminde önemi artar.  1892'de nahiye yapılır. Kurtuluş Savaşı'na özel taburu ile katılır. Yunan işgalinde kısmî hasar görür. 1 Eylül 1922'de Türk ordusunun gelişiyle acılı günler sona erer ve Seyitgazi Cumhuriyet Türkiye'sine ilçe merkezi olarak katılır.

İlçeye adını veren; kahramanlıkları, yiğitliği, adı, dilden dile, kuşaktan kuşağa yayılan, destanlaşan Seyyid Battal Gazi'nin kimliği, ailesi ve soyu konusunda bir hayli farklı bilgiler verilmektedir. Ancak, azımsanmayacak kadar çok kaynakta ortak görüş olarak benimsenmiş ve yaygınlaşmış olan fikri şöyle özetleyebiliriz: 680-740 yılları arasında yaşadığı kabul edilen Seyyid Battal Gazi, Malatya Serdarı Hüseyin Gazi'nin oğludur. Asıl adının Abdullah ya da Ebu Hüseyin olduğu söylenir. Adının Cafer olduğunu söyleyenler de var. Hatta Cafer ismini benimseyenler, O'nun Peygamber soyundan geldiğine, atalarının İmam-ı Cafer, İmam-ı Zeynel Abidin yoluyla Hz. Hüseyin'e (r.a), dolayısıyla da Hz. Ali (k.v)ye ulaştığına inanırlar. İsminin önündeki Seyyidlik unvanını da, soy geçmişinin kanıtı olarak gösterirler. Battal adının; yiğitlik ve cesaretinin ifadesi olduğu, gazilik ünvanının da gazalarda gösterdiği kahramanlıktan dolayı verildiği belirtilir.

Bazılarına göre de; Emeviler’in azatlı kölesi olduğu, çalışkanlığı ve kahramanlığı sayesinde komutanlığa, hatta Misis şehri valiliğine kadar yükseldiği rivayet edilir. Battal Gazi’nin ölüm yeri konusunda da farklı bilgiler verilir. Ancak çoğunlukla; şehadetinin Akrenion yani Afyon savaşları sırasına rastladığı, kabrinin de Afyonkarahisar yakınları veya bugünkü Seyitgazi olduğu, görüşü hakimdir. Yabancı bir kaynak ise; (F.R. Haslok)  "Kendisi Abdullah Ebül Hüseyin el Antakî ismindeki tarihi şahıs olup, el Battal bir övünç, bir kahramanlık unvanıdır. Zamanındaki Arap ve Bizans kaynaklarına göre sekizinci asırda Arapların Bizans seferlerine katılmış ve Milâdi 740'da Akroneos yani günümüzdeki Afyonkarahisar çarpışmasında yaralanarak, bugün ismini taşıyan tekkenin birkaç mil güneyinde şehit düşmüştür.”diye bahseder.

Seyitgazi ve Battal Gazi’yi kısaca tanıdıktan sonra gelelim konumuz olan Külliyeye. Battal Gazi Külliyesinin yapımı ile ilgili olarak Mükremin Halil Yinanç Hoca Almanya’nın Brest şehri kütüphanesinde bulduğu eski Türkçe bir kitabı kaynak göstererek bir hikâye anlatır. Bu hikâye halk arasında anlatılan hikâye ile de hemen hemen aynıdır. Efendim hikâye şöyle: I.Alâaddin Keykubad’ın annesi Ümmühan Sultan, ulemâdan bir zâtın kızı olmakla beraber, ciddi bir eğitim ve terbiye almış, aydın faziletli ve sâliha bir hanımdır. Bir gün oğlu Alâaddin Keykubad’a: “Oğlum, yıllarca çok kitaplar okudum ve araştırdım. Sonunda anladım ki, Battal Gazi’nin mezarı Nakula şehrinin civarında imiş. Onu buldurmak ve üzerine türbe ve mescid yaptırmak arzusundayım, bu konuda bana yardım et” der. Annesinin bu isteği üzerine, Alâaddin Keykubad derhal gereken hazırlığı yaptırır.

Vezirlerinden birini bu işe memur ederek bir miktar muhafızla birlikte Valide Sultanı Konya’dan yola çıkarır. Ayrıca Karacaşehir Kaymakamı’na haber göndererek Valide Sultan’a gerekli yardımı yapmasını ister. O zamanların Karacaşehir’i şimdiki Eskişehir. Karacaşehir Kaymakamı, Ümmühan Hatun’u Akşehir yakınlarında karşılar. Beraberce Nakula şehrinin harabelerinin bulunduğu yere yakın bir yerde çadırlarını kurar konaklarlar. Etrafa adamlar çıkarılır ilanlar yapılır. Bir şey bilen, bir şey duyan var mı? diye araştırmalara başlanır. Yakınlarındaki Türkmen Köyü ve Kargın Köyü halkından soruşturma yapılır. Fakat bir sonuç çıkmaz. Bu arada o bölgede koyun güden Kutlu isimli bir çoban vardır. Valide Sultan’ın adamları bu çobana rastlarlar. Çoban koyun güderken şahid olduğu bazı fevkalâde olayları onlara anlatır ve şöyle der: “Manastır civarında bazı alâmetler gördüm. Bazı geceler burada ateş yandığını görürdüm. Hayvanlarımı ısrarla oraya doğru ne kadar sürdümse ayak bastıramazdım. İhtimal ki, aradığınız zât orada medfundur.”

Çobanın anlattıkları hemen Ümmühan Hatun’a ulaştırılır. Bunun üzerine Ümmühan Hatun çadırlarını buradan söküp Manastır yakınına naklettirir. Üç gün Kur’an okuyup sonra da istihâreye yatar. O gece rüyasında Battal Gazi’yi görür. Battal Gazi, Ümmühan Hatun’a: “Benim cenazem, manastırın doğu tarafında ve buraya on metre kadar mesafede medfundur” der. Sabah manastırın yanında bulunan mağara kazılarak açılır ve içinde Kur’an-ı Kerim ile birkaç savaş aleti bulunur. Burasının Battal Gazi’nin mezarı olduğuna kanaat getiren Ümmühan Hatun Konya’ya döner. Oradan mimarlar ustalar gönderir ve külliyenin yapımına başlanır.

Battalgazi Külliyesi Seyitgazi İlçe Merkezi, Derebenek Mah. Üçler Tepesinde bulunuyor. Ümmühan Hatun tarafından, 1207-1208 yıllarında yaptırılmış. Külliye inşa edildiğinde cami, türbe ve medreseden ibarettir. Külliyeyi 1511-1517 yıllarında Yavuz Sultan Selim onartır. Bu onarım esnasında külliyeye ek binalar yapılır. Battal Gazi’nin türbesi merkez olmak üzere, bir avlu etrafında oluşan bu yapı topluluğu; mescit, türbeler, tekke, imâret, medrese, misafir odaları ve diğer yapılardan meydana gelmektedir. Battal Gazi külliyesinin bir tepe üzerinde bulunduğunu söyledik. Buraya yaya olarak merdivenlerle çıkılabildiği gibi araç yolu da var. Aracınızla kapıya kadar gidebilirsiniz. Ana giriş L şeklinde kemerli bir koridor Girişin ikinci kemeri üzerindeki; “Esselâmu Aleyküm ya Sultan Seyyid Battal Gazi. Sene 717” (M.1317) ibaresi, sizi karşılıyor. Bu yazının hemen altında Eflâtun’a ait: “Menfaatlerin en büyüğü faydalı zamanlardır” sözü yazılıdır. L koridorun dönüşünde sağda, Çoban Baba’nın kabri bulunuyor. Çoban Baba Battal Gazi’nin kabrinin bulunmasında adı geçen Kutlu veya Kutluca ismindeki zat. Halk arasında Çoban Baba deniyor.

 

L koridorun sonundan avluya çıkılıyor. Avlunun sol tarafındaki yapılar Selçuklular, sağ tarafındaki yapılarsa Osmanlılar zamanında yapılmış. Sol tarafta Battal Gazi türbesi, cami, medrese, Ümmühan Hatun türbesi ve Aynî Ana veya Kadıncık Ana türbeleri var. Ümmühan Hatun ve Kadıncık Ana türbeleri hariç sol taraftaki bu yapılara tek bir kapıdan giriliyor. Ahşap olan giriş kapısı üzerindeki çerçeveli mermer kitâbe, burasının 1511 yılında Mihaloğlu Ahmed ve Mehmed Beyler tarafından tamir edildiğini belirtiyor. Yani bu kitâbe yenileme kitâbesi oluyor. Kapıdan girince içeride genişçe bir hol var. Holün tam karşısı cami. Sağında ve solunda çeşitli bölümler bulunuyor. Burasının, aslında semahane olduğu söyleniyor. 1511 yılındaki onarım ve yenileme çalışmaları sırasında duvar çekilerek yan taraflara bazı bölümler yapıldığı ve burasının bugünkü şeklini, o zamanlar aldığı söyleniyor. Yani burası aslında daha büyük bir mekan iken küçültülmüş. Girişin sağ tarafındaki bölmeli kısımda iki kabir var. Bu kabirler 1511 yılında külliyeyi tamir eden ve yenileyen Mihaloğullarından Ahmed ve Mehmed Beylerin kabirleri. Devamında türbedar kapısı bulunuyor. Zamanında türbedar burada durur, kapıyı sürekli kilitli tutar ziyaretçi geldiği zaman açarmış. Türbedar kapısından sonra Battal Gazinin sandukasının bulunduğu, türbe içine giriliyor. Türbenin tabandan tavana yüksekliği 8 m. ve sekizgen şeklinde. Kuzeye ve güneye bakan üç penceresi var. İçeride oldukça uzun, yaklaşık 6-7 metre uzunluğunda Battal Gazinin sandukası bulunuyor. Yanındaki küçük sanduka ise eşi Elenora’ya ait. Elenora için de değişik rivayetler anlatılır.

Mezarın uzunluğu insanı şaşırtabilir. Ancak şaşılacak bir şey yok. Muhakkak ki yurdumuzun değişik yerlerinde böyle uzun kabirler görmüşsünüzdür. Bu uzunluk kişinin fiziki yapısı ile alâkalı değil. Bizim kültürümüzde insanlar değer verdikleri büyük zatları büyütürler. Hayattayken gerekli saygıyı gösterdikleri gibi vefat edince de kabirlerini böyle uzun yaparlar. Buradaki uzunlukta budur. Seyitgazi Kurtuluş savaşında Yunanlılar tarafından işgal edildiğinde, Yunan komutan türbeyi ziyaret eder. Türbedara kabrin niye uzun olduğunu sorar. Türbedar da “Biz kıymet verdiğimiz büyük insanların kabrini böyle uzun yaparız der”. Yunan komutan buradan kendine hemen bir pay çıkarıp “Eğer ben buralarda ölürsem benim kabrimde uzun yapılacak demek ki” der. Türbedar “Sen hiç üzülme komutan, biz size öyle bir kabir yapacağız ki, bir ucu burada diğer ucu ta Yunanistan’da olacak” deyiverir.

 

Türbeden çıkınca hemen sağ yanda caminin girişi var. Cami girişinden devam ettiğimizde yani giriş holünün sol tarafı oluyor. Zeminden aşağıda, küçük bir pencere ölçülerinde girişi bulunan, bayağı bir eğilip büzülerek girebileceğimiz üç ayrı oda var. İlk odaya Kesikbaşlar türbesi diyorlar. 1958 yılındaki restore çalışmaları esnasında burada başları olmayan yedi ceset bulunmuş. Bu nedenle Kesikbaşlar türbesi deniyor. Yanındaki iki oda ise çilehane olarak kullanılmış. Bu bölümden dışarı, avluya çıkıp sol tarafa devam ettiğimizde Ümmühan Hatun’un türbesine bitişik ancak daha mütevazi görünümlü Kadıncık Ana türbesi var. Kadıncık Ana’nın, Ümmühan Hatun’un yardımcısı olduğu söylenir. Bu türbenin yanında Ümmühan Hatun’un türbesinin de bulunduğu medrese bulunuyor.

Ümmühan Hatun Konya’da vefat edince vasiyeti gereğince oğlu Alâaddin Keykubad tarafından nâşı Seyitgazi’ye getirilerek yine kendisi tarafından inşa ettirilen bu türbeye defnedilir. Ümmühan Hatun Türbesi’nin inşasından kısa bir müddet sonra önüne bir medrese eklenir. Aradaki duvar kaldırılınca, türbe medrese içinde kalıyor. 3-5 basamak merdivenle inilen türbenin alt kısmında Ümmühan Hatun’un sandukası bulunuyor. Medrese bugün boş vaziyette. Kapı girişindeki tanıtım levhasında; içeride ocaklarda yanan ateşin dumanı duvarlar içinde dolaştırılarak içerisinin ısıtıldığı yazıyor. İçeride ocakların yanı sıra, yaklaşık 1x1m ebatlarında mermerden yapılmış üst kısmı açık bir depo var. Bu depoya kışın kar doldurulup yazın su için kullanılıyormuş. Hatta eriyen karların akması için ön kısmında lavabo şeklinde bir haznesi var.

 

Avlunun sol tarafındaki yapılar bunlar. Sağ tarafındaki binalar ise 1511-17 yılları arasında yapılan onarım ve yenileme çalışmaları sırasında Osmanlılar tarafından ilave edilmiş. Üzerleri kubbeli ve kurşun kaplı. Burada zaviye, mutfak, harem, erzak depoları gibi yapılar var. 14. ve 15. yy.daki zaviye, sonraları medrese binası olarak kullanılır. 16. yüzyılda ise, gayet iyi organize edilmiş bir tekkeye dönüşür. Sonra tekrar medrese olarak kullanılır. 20. yüzyılın başında ise askerî depo olur.

Kurtuluş savaşı sırasında Yunanlıların işgali ile Battal Gazi külliyesi tahrip edilir. İkinci Dünya Savaşı'nın devam ettiği yıllarda ambar olarak kullanılan külliye, 1956-1961 yılları arasında restore edilir. Battal Gazi Türbesi, Selçuklu Dönemi inşaatı olmasına rağmen, yapılan restorasyonlar sonucu, bugün Osmanlı Dönemi özellikleri gösterir. Üçler Tepesinin zirvesinden ilçeye ve ovaya koruyucu bir ŞAHİN edasıyla bakan külliye, 2008 yılında restore edilmiş olup günümüzde ziyaretçilere açıktır.

 

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

17575438