Bu Kitabı Okuyalım

İstanbul Dârülmuallimîn-i (1848-1924) 

Uğur Önal, Togay Seçkin Birbudak
Ankara, ATAM, 1.bs., 2013, 360 sayfa, ISBN:978-975-16-2535-9

Yayına hazırlayan: Fatih AKMAN

 

Türk eğitim sisteminin temelleri, Cumhuriyet’ten evvel, Osmanlının modernleşme hamlesinin süratlendiği 19.yüzyıl içerisinde aranmalıdır. Tüm devlet kurumlarının etkilendiği bu modernleşme serüveni, elbette eğitim kurumlarının yapısını da yakından etkilemiş, aynı zamanda bu modernleşme hamlesinin süreklilik kazanması amacıyla eğitim kurumları bilfiil bu değişime uygun olarak teşkilatlandırılmıştır. Bu sebeple günümüz eğitim sistemini değerlendirirken yine günümüz eğitim kurumlarının selefi rolündeki kurumları incelemek elzemdir.

Elimizde bulunan İstanbul Dârülmuallimîn-i (1848- 1924) adlı eser günümüz eğitim fakültelerinin ilk modelini teşkil eden Dârülmuallimînlerin, kuruluş aşamasından isim ve yöntem değişikliğine uğradığı Cumhuriyet dönemine değin, kurumun zaman içinde yaşadığı değişim ve gelişimin detaylarını okuyucuya sunmaktadır.

Eser; Giriş kısmının ardından sırasıyla İstanbul Dârülmuallimîn-i Rüşdiyyesi (1848-1913), İstanbul Darülmuallimîn-i Sıbyânı (Dârülmuallimîn-i İbtidâiyyesi 1868-1924), Dârülmuallimîn-i İdâdiye, Dârülmuallimîn’in Meşhur Müdür ve Muallimleri, Dârülmuallimîn’in Faâliyet ve Etkinlikleri adlı beş ana bölümden ve ertesinde Sonuç, Bibliyografya, Ekler, Kronoloji, Dizin gibi kısımlardan oluşmaktadır. Biz de eserin başlıklarına uygun olarak sırasıyla başlıklar özelinde tanıtım ve değerlendirmede bulunmaya çalışacağız.

İstanbul Dârülmuallimîn-i Rüşdiyyesi (1848-1913): Eserin ilk bölümü, yazımızın başında da ifade ettiğimiz üzere Osmanlı modernleşmesiyle paralel olarak ortaya çıkan yeni eğitim kurumlarının öğretmen ihtiyacını karşılamak için kurulan İstanbul Dârülmuallimîn-i Rüşdiyyesi’nin işlevi ve temel gayesini ortaya koymaktadır. İlk Dârülmuallimîn 16 Mart 1848 senesinde Maârif Nâzırlığı bünyesinde İstanbul Fâtih’te eğitim hayatına başlamıştır. Ülkede sayıları gittikçe artan rüştiye(günümüz ortaokulları) mekteplerinin öğretmen ihtiyacını karşılamak üzere ortaya çıkan Dârülmuallimîn, ilk senelerin ardından 1850’de Ahmed Cevdet Paşa’nın müdürlüğe getirilmesi ile birlikte daha sistemli bir eğitim faâliyetine adım atmıştır. Ahmed Cevdet Paşa’nın kaleme aldığı Dârülmuallimîn Nizâmnâmesi ile kurum ile ilgili, öğrenci alımından okutulacak derslere değin, birçok yeni kıstas ortaya konmuştur.

 

Nizâmnâmenin en mühim maddelerinden birini ‘öğrencilerin gerek İstanbul’da ve gerekse taşrada ne zaman ve nereye olursa olsun rüşdiyye mektebi hocalığı ile görevlendirildiklerinde bu görevi reddedemeyecekleri bir senedin imzalatılması’(sy.15) olarak kayıtlara geçen ve kurumun kuruluş amacı olan rüştiye mekteplerine öğretmen yetiştirilmesinin bir bakımdan garantiye alındığı hüküm oluşturmaktadır. Üç yıllık bir eğitimi öngören kurumda öğrencilere; Usûl-i İfâde ve Talîm, Lisân-ı Fârisi, Fenn-i Hesâb (Aritmetik), Hendese (Geometri), Mesâha (Alan Bilgisi), Heyet (Astronomi) ve Coğrafya derslerinin okutulması uygun görülmüştür. Dârülmuallimîn’in, sayıları giderek çoğalan rüştiyelerin öğretmen ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalması üzerine Dârülmuallimîn dışından da rüştiyelere öğretmen ataması yapılmaya başlanmış, ancak bu durumu Dârülmuallimîn öğretmen ve öğrencilerinin Sadrazama şikâyet etmesi üzerine bundan kısmen vazgeçilmiştir. Bunun yerine rüştiyelere atanmada Dârülmuallimîn mezunlarına öncelik verilmesi ile beraber ‘Dârülmauallimîn dışında atanacak öğretmenlerin çok iyi derecede Arapça, kâfî derecede Farsça ve Hesâb bilmeleri yeterli görülmüştür.’ (sy.21).

1868 senesinde ‘dönemin Maârif Nâzırı Safvet Paşa’nın padişaha sunmuş olduğu bir tezkirede, İstanbul’da bir Dârülmuallimîn-i Sıbyân’ın kurulması teklif edilmiş ve bu teklif uygun görülmüştür.’ (sy.23). Bunun üzerine Dârülmuallimîn’e ‘Dârülmuallimîn-i Rüşdî denmeye başlanmıştır. Son olarak yukarıda bahsedilenler dışında eserin bu bölümünde, Dârülmuallimîn-i Rüşdiyyesi’nin değişen öğrenci alım şartlarından, nizâmnâme değişiklikleri ve mezun olan öğrencilerin belli yılları kapsayan listelerine ulaşmak mümkündür.

İstanbul Dârülmuallimîn-i Sıbyâni (Dârülmuallimîn-i İbtidâiyyesi 1868-1924): ‘Osmanlı Devleti’nde klasik dönemde mahalli mektebi veya taş mekteb (günümüz ilkokulları) olarak da isimlendirilen sıbyân mektepleri, Sultan II. Mahmud zamanında mecburi hale getirilmiştir.’ (sy.65). Temel olarak dini eğitim esasıyla eğitim veren sıbyân mektepleri, Tanzimat dönemine kadar benzer eğitim faâliyetlerinde bulunduktan sonra, 1868 senesinde bu okullarda; İmlâ, Malûmât-ı Nâfia, Coğrafya ve Aritmetik gibi derslerin okutulmasına karar verilmiş ve bu okullarda yeni öğretim programına göre eğitim verebilecek öğretmen ihtiyacının ortaya çıkmasının akabinde, yine aynı sene içerisinde iki senelik eğitim verilecek olan Dârülmuallimîn-i Sıbyân’ın açılmasına karar verilmiştir.

‘15 Kasım 1868’de hizmete açılan Dârülmuallimîn-i Sıbyân’a sınavla 20 öğrenci alınmış ve bu öğrencilerin her birine aylık 30’ar kuruş burs verilmiştir.’ (sy.68). Dârülmuallimîn ismi altında açılan okulun ayrı bir müdürünün bulunması öngörülmüş ve okulda; Ulûm-ı Diniye, İlm-i Mahâric ve Tecvid, Hesâb, Tarih, Coğrafya, İmlâ ve İnşaâ, Hüsn-i Hat, Türkçe Sarf ile Usûl-i Cedîde üzere Teheccî dersleri okutulmaya başlanmıştır. Eserde okul ile ilgili yer alan ilginç bir ayrıntıyı da aktarmakta yarar var. Okulun ilk müdürlüğünü yapan Mehmed Cevdet Efendi, ‘öğrencilerin yeni usullere göre eğitim-öğretim alması yönünde gayret göstermiş, ancak O’nun bu girişimi mutaasıp çevreleri rahatsız etmiş, onların propagandaları neticesinde okul öğrencisiz kalarak 1871 yılında kapanmıştır.’ (sy.69).

Bu hâdiseden bir sene sonra ise okul aynı müdür ve 25 öğrencisi ile tekrar eğitime başlamıştır. 1891 senesinde yürürlüğe konulan bir nizâmnâme ile okulun adı ‘Dârülmuallimîn-i İbtidâiyye’ olarak değiştirilmiş ve öğrenci alımında şu şartlar ortaya konmuştur: ‘Sarf, Nahiv, Türkçe okuma ve Hatt-ı İmlâ derslerinden yapılacak olan imtihanda başarılı olmak, iyi ahlâk sahibi olmak, 20-30 yaşları arasında olmak, sakat ve malûl olmamak, ileride muallim olarak atanacağı yeri kabul etmemesi durumunda öğrenciliği döneminde alacağı bursu iade etmeyi kabul etmek.’ (sy.74).

Meşrutiyet’in ilânı ertesinde Dârülmuallimîn-i İbtidâiyye içerisinde birtakım değişikliklere gidilmiştir. Bunlardan en önemlisi okul müdürü Sâtı Bey tarafından ‘öğretmenlik uygulamasına daha önceki dönemlerden daha fazla yer verilmiş olup, 1909’da okula bağlı bir Tatbîkât Mektebi’ kurularak günümüz öğretmenlik staj uygulamalarının da ilk adımlarından biri atılmıştır. Eserin Dârülmuallimîn-i Sıbyâni adlı bu bölümünde ayrıca; okula öğrenci alımında yapılan değişiklikler, ders içeriklerinin ve sayısının arttırılması, taşrada kurulan Dârülmuallimînler ve okulun verdiği mezunların listeleri ile ilgili bilgilere de ulaşılabilir.

Dârülmuallimîn-i İdâdiyye: ‘Dârülmuallimîn-i İdâdî’nin açılması kararı ilk kez 1869 Nizâmnâmesi ile gündeme gelmiştir.’ (sy.117). Eğitim süresi iki sene olarak belirlenen okulun, Ulûm ve Edebiyyat olmak üzere iki ayrı sınıfta eğitim vermesine karar verilmiştir. Ancak birtakım eksiklik ve aksaklıklar sebebiyle bu okulun öğrenci alımı 1876 senesine kadar sarkmıştır. 1877-1880 seneleri arasında en fazla 40-50 arasında mezun verebilen okul 1880’de kapatılmış ve ancak 1891 senesinde ‘Âliyye’ adıyla açılmış ve idâdîler ( günümüz liseleri) için öğretmen yetiştirecek bir Dârülmuallimîn şubesi kurulabilmiştir.

Dârülmuallimîn-i Âliyye şubesinin Edebiyyât sınıfına kaydolmak isteyen öğrenciler öncelikle, Arapça belâgatten sözlü sınava tâbi tutulmuş ve adaylara ayrıca bir olay tasviriyle Türkçe makale yazdırılmıştır. 1891 Nizâmnâmesi’ne göre okulun Edebiyyât sınıfında başlıca; Akâid, Ârapça, Farsça, Fransızca ve Tarih-i Umûmî gibi dersler okutulurken, Fünûn sınıfında ise; Fransızca, Mükemmel Hesâb, Mükemmel Cebr-i Âdî ve Logaritma, Kimyâ-yı Madenî ve Hikmet-i Tabîiye gibi dersler okutulmuştur. Dârülmuallimînlerin diğer şubelerine göre pek de uzun sayılmayacak bir eğitim-öğretim hayatı sürdüren Âliyye(İdâdî) şubesi, aralarında Şemsettin Günaltay, Besim Atalay, Reşat Nuri Güntekin ve Hasan Ali Yücel gibi birçok önemli simanın bulunduğu isimleri mezun etmiştir.

Dârülmuallimîn’in meşhur Müdür ve Muallimleri: Eserin bu bölümünde Dârülmuallimînlerin kuruluşundan Cumhuriyet dönemine kadar geçen sürede, kuruma hizmet etmiş öğretmen ve müdürlerin hayatlarına ve yaptıkları faâliyetlere yer verilmiştir. Burada özellikle Dârülmuallimîn’in ilk müdürlüğünü yapan Denizlili Hoca Yahya Efendi, yeni usullere göre eğitim verilmesi taraftarı Mehmed Cevdet Efendi, Mizancı Murad Bey ve Batılı eğitim sistemlerini çok yakında tatbik etmiş ve modern mânâda bir eğitimin Dârülmuallimînlerde verilmesi için çalışmış olan Mustafa Sâtı Bey ile daha birçok müdür ve öğretmen ile ilgili ayrıntılı bilgilere ulaşmak mümkün.

Dârülmuallimîn’in Faâliyet ve Etkinlikleri: Eserin bu son bölümünde, Dârülmuallimînler aracılığı ile, o güne kadar yapılmamış birtakım etkinlik ve faâliyetlere dönük bilgilerin yer aldığını görüyoruz. İlk olarak Sâtı Bey öncülüğünde Dârülmuallimîn’deki eğitim kadrosu tarafından 1910 senesinde Tedrîsaât-ı İbtidâiyye Mecmûası çıkarılmaya başlanmıştır. Dergide genel olarak ‘ezberci ve öğrencilerin miskinleşmesine neden olan eğitim yöntemlerine son vermek ve mekteplerimizde hür, araştırmacı, girişimci ve haysiyetli kişilikler yetiştirebilmek için mekteplerin idarî ve eğitim-öğretim usullerinde köklü bir değişiklik yapmak’ (sy.227) gibi fikirler üzerinde durulmuştur. Yine Sâtı Bey’in müdürlüğü döneminde 1911 senesinde Dârülmuallimîn Kongresi adı altında, eski ve yeni mezunları bir araya getiren ve eski mezunları uygulanan yeniliklerden haberdar edebilmek gayesiyle bir etkinlik düzenlenmiştir. Bu bölümün değerlendirmesini sonlandırırken, Dârülmuallimînler tarafından İdman Bayramları, Dârülmuallimîn Konferansları, ilmî ve târihî geziler ile daha birçok sosyal ve akademik faâliyetin düzenlendiğini ve bu bölümde ayrıntılı olarak okuyucuya aktarıldığını belirtmek gerekir.

Eser ile ilgili değerlendirme ve tanıtım amaçlı ortaya konan yazımızı sonlandırmadan evvel, eser hakkında sonuç mahiyetinde birkaç yorumda bulunmakta yarar var.

Yazımızın giriş kısmında da ifade ettiğimiz üzere Türk eğitim sistemini ve öğretmen yetiştirme faâliyetini incelemek, idrak etmek ve değerlendirme yapabilmek için tarihin devamlılığı esasına bağlı olarak Cumhuriyet öncesi kurumlarıyla da ilişki kurmak gerekir. Günümüz ilkokul, ortaokul ve lise tipi okullara öğretmen yetiştirmenin öncülü olan Dârülmuallimînler, bugünü anlayabilmek adına önemli bir yer teşkil etmektedir. Bu açıdan elimizde bulunan eser yukarıda bahsedilen gayeler ölçüsünde dikkatle incelenirse; günümüz eğitim sisteminin yaşadığı birtakım problemlerin geçmişteki varlığına ışık tutmak ve geçmişte yapılan birtakım uygulamaların artı ve eksi yönlerini değerlendirmeye yararken, ileride atılacak birtakım adımlar öncesi ciddi bir tecrübe edinme imkânı sağlayacaktır.

 

Bu Kitabı Okuyalım - Diğer Yazılar

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

19636623