Bu Kitabı Okuyalım

Perde ve Mânâ

İbrahim Kalın
İnsan Yayınları
2020

Savaş HOŞTAŞ
Siyaset Bilimci

Bu kitap bize, “akıl” nimetinin mânâsını, kalp ile olan bütünlüğünü, akıl-kalp bütünlüğünün ahlâk, erdem, hikmet ve varlığın öz bilgisiyle olan etkileşimini anlatıyor. Gayet akıcı ve sürükleyici bir dille yazılmış olan bu felsefi eser, aklın rasyonel ve nicel zemine indirgendiği Avrupa Aydınlanması’nın İslâmi entelektüellerin rasyonalite anlayışına muhalif olmasını içeren bir girizgah ile başlıyor.

Özellikle Kant’ın “Aydınlanma” izahı ve idrâki “insanın kendi kendine dayattığı vesayetten kurtulma” ve Horatius’un “bilmeye cüret et” açıklamaları hakikate ulaşma yolculuğumuzda tasavvurumuzla benzeşmektedir.

Yazar, “her şeyi plastik hale getirmenin pratik ve ekonomik faydasının olabileceğini” ancak insanın yaşam kalitesine ve ahlâkına katkısı olup olamayacağını tartışıyor. Bu tartışma kitabın da muhtevasını oluşturuyor. Aklen ürettiklerimizi kalben sindirebiliyor muyuz? Akıl ve kalp düşünce planında üniter olabiliyor mu? Kısaca Kur’an’a ne kadar uygun hareket ediyor? soruları etrafında tartışma zemini oluşturulmuştur.

İbrahim Kalın, Natüralizm ve pozitivizmle birleşen rasyonalizmin gerçekliği insan zihninin analitik kabiliyetlerine indirgendiğini ve nicel hesaba dayalı düşünceyi, varlığın hakikatini bilmenin tek güvenilir yolu olarak tanımlamaya çalıştığına dikkat çekiyor.  Bu tespitten örnek vermek gerekirse Tevhid-i Tedrisat Kanunu üzerinden doğrulama yapabiliriz; nitekim Tevhid-i Tedrisat Kanunu tedrisatımızı tevhidsiz bırakmıştır. 

Kitapta, yüzyıllardır süregelen “özgürlük” tartışmasına yeni bir tanım görüyoruz;  “Özgürlük, tüm sınırların ve kuralların kaldırılması değil, aklın erdemle birlikte kullanılmasıdır.”

İmam Gazali’den alıntılanan “Bil ki akıl ancak din ile hidayete erebilir. Din de ancak akıl ilke açıklık kazanıp anlaşılır hâle gelebilir. Akıl temel, din de bina gibidir. Bina olmadığında temel işe yaramaz. Temel olmadığında da bina sağlam olmaz.”

Bu alıntı akıl ve din ilişkini ve hatta bütünlüğünü bize açıklıyor. Geçmişteki ve günümüzdeki tüm filozoflar varlıkla ve yaratıcıyla ilgili arayışlarını ciddi bir noktaya getirmiş ancak din eksikliğinden dolayı nihayete erdirememiştir. 

İlerleyen bölümde hikmet meselesi/bilgisi üzerine yoğunlaştırdığını, hikmeti kavramadan hüküm vermenin aklın skandalı olduğunu, hikmeti olmayan hükmün kör olduğunu ancak hikmeti korumak ve hikmetli konuşmak/hüküm vermek için hikmet yolunda olmamız gerektiğinin altı çiziliyor. Ayrıca hikmetli olmanın aklın ve kalbin iyi, güzel ve doğru olmasından geçtiğini böylelikle duyu organlarımızın üniter bir deneyime ulaşarak bilişsel, psikolojik ve ahlâki ilkelerle düşünce üreteceğini açıklıyor.

Kitabın Akıl, Varlık ve Erdem bölümünde  “ulü’l-elbab” kavramı en dikkat çekici noktalardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Kelime anlamı olarak: “Varlık hakkında derin anlayış sahibi - bir şeyin özü ve çekirdeği” ifade edilmiş. Burada zihinsel ve paradigma üzerine bir atıfta bulunmakta fayda var. Suriye’de, Libya’da veya herhangi bir -sınır ötesinde- ne işimiz var? sorusunun cevabı var. 

Elbab operasyonunu yaparken “derin anlayış sahibi” değilsek bu operasyonu askeri ve ekonomik yük olarak görürüz. Ancak aklımız ve kalbimiz bu operasyonun/operasyonların özünü, çekirdeğini görürse işte Elbab o zaman anlamlı ve tartışmasız olacaktır.

Son olarak yazar, hikmete ve elbab şuuruna ulaşmamızın ancak bir rehber eşliğinde olabileceğini, bu rehberin de Kur’an olduğunu ifade ediyor.

                                                                                                                      

Bu Kitabı Okuyalım - Diğer Yazılar

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

32923473