30 Temmuz 2021

yss

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun en büyük üç padişahından birisi Yavuz Sultan Selim’dir. Avrupalıların “Büyük Türk” dedikleri Fatih Sultan Mehmed’in torunu, “Muhteşem Süleyman” dedikleri Kanunî Sultan Süleyman’ın babasıdır. Sekiz yıl süren saltanatında Yavuz Sultan Selim; İran, Suriye, Irak, Arap Yarımadası ve Mısır fatihi olmuştur. “Az zamanda çok ve büyük işler” yapan Yavuz Sultan Selim, Osmanlı’nın en meşhur, aynı zamanda en meçhul padişahıdır. Onu, Feridun Emecen’in Yavuz Sultan Selim adlı eseriyle tanımadan önce yazar Feridun Emecen Hoca’dan kısaca bahsedelim.

Yazar Feridun Emecen, TDV İslâm Ansiklopedisi’ne başlangıcından itibaren müellif- redaktör, Türk Tarihi ve Medeniyeti İlim Heyeti üyesi (1987-2002) ve başkanı (2002-2016) olarak hizmet verdi; 124 madde veya madde bölümü kaleme aldı, birçok maddenin ilmî redaksiyonunu yaptı, bazılarını yeniden telif etti. Bu çalışmaları sebebiyle Diyanet İşleriBaşkanlığının, “Yüzyılın İslâm Kültür Hizmeti Onur ve Hizmet Ödülleri” kapsamında hizmet ödülüne layık görüldü (2014). Aynı yıl Elginkan Vakfı tarafından kendisine “Türk Kültürü Araştırma Ödülü” verildi. İlmî ve akademik çalışmaları kuruluş döneminden itibaren klasik

1

Feridun Emecen’in Yavuz Sultan Selim adlı eseri “Yitik Hazine Yayınları”ndan çıkmış olup 2011 tarihlidir. Eser, birinci el kaynaklar esas alınarak mukayeseli tarih anlayışı çerçevesinde yazılmış akademik bir eserdir. Hurafelerden uzak olan eserde kaynakların rehberliğinde Yavuz Sultan Selim’in kişiliği, savaşları, siyasi ortam, fethedilen topraklardaki vaziyetler, dini yapılar, Şiilik, Şah İsmail’in zuhur etmesi (ortaya çıkması) ve Selimnameler inceleniyor. Eser, çok büyük hacimli olmayıp ek bölümler hariç 390 sayfadan müteşekkil. Akademik bir eser olması, onun popüler tarih okuyucuları tarafından okunmayacağı anlamına gelmiyor. Yazar, dil açısından herkese hitap eden bir eser kaleme almış. Feridun Emecen kitaplarının çoğu genellikle bu tarzda yazılmıştır.

Kitap, doğrudan Yavuz Sultan Selim’in doğumuyla başlamıyor. Aksine onun öncesinde Fatih’ten başlayarak adeta dönemin fotoğrafını çekiyor. Ortadoğu’daki siyasi ortam, Fatih’in Karamanoğulları, Akkoyunlular ve Memlükler politikasını analiz ediyor. Buradan hareketle Yavuz’un seferlerindeki maksadı anlamınıza yardımcı oluyor.

Gerek ailemiz gerekse hocalarımız tarafından bize tarih okutulmasının aslında üç sebebi vardır: Birincisi, köksüz bağsız bir gençliğin boş emeller uğruna savrulup gideceğini bildikleri için bizi geçmişimize bağlamaktır. Atasını tanımayan it peşinde gezer sözünü anımsayalım. Ne kadar yerinde bir laf, öyle değil mi? İkincisi, bir düşünce ufku kazandırarak kendi değerlerimize göre bir geleceği yaratmaya çalışmaktır. Bu gelecek, gençlerin ellerinde şekillenecektir. Son olarak üçüncüsü ise ecdadımızın büyüklerindeki güzel hasletlerin gençler tarafından kazanılmasını sağlamaktır. Biyografi okumaları bu açıdan çok önemlidir. Ben tarih, özellikle biyografi okumanın, “kimlik, kişilik ve gelecek inşası” için elzem olduğu kanaatindeyim. Yavuz Sultan Selim kitabı tam da bunun için okunması gereken bir eser. Kendisinden bekleneni fazlasıyla yerine getiriyor.

Eserin birinci bölümü Doğumu, Çocukluğu ve Şehzadelik Yılları adını taşımaktadır ve benim en sevdiğim bölümdür. Çünkü bu bölümde yazar, Yavuz’un doğumuyla beraber yaklaşık kırk yıllık bir dönemi anlatmakta ve karakter tahlilleri yapmaktadır. Biyografi okumalarını zevkli yapan şey de karakter tahlilleridir. Bu konuda diyebilirim ki Yavuz’u “Yavuz” yapan en önemli şey onun 25 yıl boyunca Trabzon gibi bir şehirde sancakbeyliği yapmış olmasıdır. Karadeniz’in hırçın dalgaları, adı “Selim” konmuş şehzadenin “Yavuz” olmasındaki temel sebeptir kanaatini taşımaktayım (Sayfa 33). Her şehzadenin bir zanaat öğrenmesi geleneği gereğince Yavuz, buradaki Ermeni ustalardan kuyumculuk zanaatını öğrenmiştir ve bu zanaatı oğlu Süleyman’a da miras bırakacaktır. (Sayfa 35).

Yavuz’un Trabzon sancakbeyliği için adeta bir padişahlık stajı denilebilir. Trabzon, konumu sebebiyle Gürcistan ve İran’a yakındır. Yavuz’un Gürcistan üzerine gaza etmesini ve Safevî hareketine dair istihbarat almasını sağlamıştır. İran’ı yakından izlemiş ve tahta geçtiğinde nasıl bir politika güdeceğini o günlerde kurgulamıştır. Trabzon ve civar illeri imar ettiren Yavuz, ticaretin de artmasını sağlayacak çalışmalar yaparak bölgenin ihya edilmesini sağlamıştır. Zira Trabzon, o yıllarda geliri düşük bir sancakbeyliğidir. Yavuz’un Bursa’ya adamlar gönderip borç para bulmaya çalıştığını, babası Bayezid’e mektup yazarak daha fazla ödenek istediğini biliyor muydunuz? Bu ve bunun gibi pek çok bilinmeyen konuları merakla okuyacaksınız.

İkinci bölümde Yavuz’un saltanat mücalesinden bahsedilen eserde babasıyla yaptığı savaşı ve akabinde yenilerek Kırım’a sığınmasını anlatmaktadır. Yavuz’un Kırım Hanı Mengli Giray’ın damadı olduğunu biliyor muydunuz? Yavuz, şunun farkındaydı ki taht oyunu oynarsan ya kazanırsın ya ölürsün. Bu yenilgiden sonra kartlarını doğru oynamış veyeniçerilerin desteğini alarak tahta oturmuştur. Yavuz’un tahta geçme serüvenini “Ordu ve Siyaset” bağlamında düşününüz.

2

Üçüncü bölümde ise tahta geçtikten sonra Yavuz’un, babasını öldürtüp öldürmediğine dair sorunun cevabını bulacaksınız. Ayrıca, istihbarat savaşlarına tanık olacaksınız. Sahte mektuplar, kandırılan şehzade ve tabii ki kardeş katli. Tam iki yıl boyunca Yavuz, iktidarını güçlendirmek için çabalayacaktır. İktidar, şirk kabul etmez.

Dördüncü bölümde ise artık Şah İsmail ve Şiilik kimliği altında İran tehlikesi zuhur edecek ve yıllardır çözülemeyen düğüm kesilip atılacaktır. Bu noktada Büyük İskender’in “Gordion Düğümü”nü çözme hikâyesini anımsayınız. Yavuz’a “Zamanın İskender’i” benzetmesinin haklılığını göreceksiniz. Benim en çok merak ettiğim konu ise meşhur “Alevi Katliamı” idi. Bu konuda yaşananları dönemin kaynakları ışığında okuyacaksınız. Her zaman gizemli kalmış bir karakter olan İdris-i Bitlisî’nin ve oğlu Şükri Bitlisî’nin adını sıkça okuyacak Doğu Anadolu’da demografik yapı ve Kürtler ile ilişkisini keşfedeceksiniz. Bu gizemli karakter üzerindeki sır perdesini aralamak isteyen okuyuculara, bu kitaptan sonraVural Genç’in Acem’den Rum’a Bir Bürokrat ve Tarihçi: İdris-î Bitlisî adlı eserini okumasını öneririm. Bu eserle klasik dönemdeki entelektüel çevre ve patronaj meselesini de çözümlemiş olacaksınız.

Şah İsmail Hatayî, İran’da Safevî devletini kurmuş bir Türk beyidir. Eser, Çaldıran Savaşı’nı yaşatan “sebepler ve bahaneleri” çok güzel izah etmiştir. Bu eserde tarihte sıkça gördüğümüz Türk’ün Türk ile savaşmasına bir kez daha tanık olacaksınız. Şah İsmail’in hayatını okumak isteyenler için önerim, Tufan Gündüz’ün Son Kızılbaş Şah İsmail adlı eseridir.

Tarih, dizilerden öğrenilmez. Ancak diziler, insanların merak duygusunu ateşler. Her ne olursa olsun diziler, ticari kaygı güdülerek reyting ölçeğiyle değerlendirilen yapımlardır. Bu bağlamda “Muhteşem Yüzyıl” dizisinden aşina olduğumuz bazı karakterler, bu eserde dizideki gibi değil olması gerektiği gibi karşınıza çıkacaktır. Bu karakterlerden birisi de “Matrakçı Nasuh” olup onu dönemin tarihçisi olarak tuttuğu kayıtları ile tanıyacaksınız.

Beşinci bölümde ise Tebriz’den dönen Yavuz’un Dulkadiroğulları beyliğini alması ve Doğu Anadolu’da hâkimiyeti kazanmasını okuyacaksınız. Artık bir tehlike bertaraf edilmiştir. Sıra diğerinin bertaraf edilmesine gelmiştir.

Altıncı bölümde ise Osmanlı’ya rakip olan Memlüklerin yok edilmesi için hazırlık aşamalarını okuyacaksınız. On beş aydır payitahttan uzak kalan Yavuz, geri döner dönmez devlet işleri, yeni sefer hazırlıkları ve hiç vazgeçmediği av tutkusuyla tam iki yıl geçirecektir.

Yedinci bölüm, eserin en uzun bölümü olup Memlük üzerine sefere çıkmadan evvel Fatih dönemi Osmanlı-Memlük ilişkilerinin analiziyle başlar. Eserin ev sevdiğim özelliği; her bir olayı, öncesiyle değerlendirip şartların ne yönde ağır bastığını tahlil etmekteki başarısıdır. Mercidabık ve Ridaniye Savaşları’yla “Yusuf’un Tahtı” Mısır’ın Osmanlı’ya ilhakı gerçekleşmiştir. Mısır’ın ve Arap yarımadasının ilhakı konusunda Portekiz donanmasının ne etkisi var sorusuna da cevap bulacaksınız. Bu bölümde başka bir mit haline gelen “Arap Kültürel Etkisi” konusunu çözümleyeceksiniz. Bam teli niteliğindeki kısım ise “Hilafet ve Kutsal Emanetler Meselesi”. Bu bölümü okurken “Hilafet, Yavuz ile mi başladı?” sorusunun cevabını kitapta doyurucu şekilde bulacaksınız.

3

Hilafet meselesi, zaman zaman alevlenen zaman zaman sönükleşen bir tartışma konusudur. Bazen konu o kadar kişiye yayılır ve sığlaşır ki tabiri caizse ağzı olan konuşur. İşin uzmanı olanlar bir yana, olmayanlar kamera önüne çıkartılır ve maksatlı yorumlar yaptırılır. Kamplaşmaya alışmış bir toplum olarak bu konuyu da sakız gibi sündürür ve kamplara ayrışmaya başlarız. Bu eseri okuduğunuzda rasyonel bir bakış açısı kazanacaksınız. Erken İslam tarihinden Osmanlı’nın son yüzyılına kadar hilafet kurumunun geçmişini okumak isteyenler için önerim Namık Sinan Turan’ın Hilafet adlı eseri olacaktır.

Tarih okumalarım esnasında sıklıkla ifade ettiğim “Kendi tarihimizi başkaları yazıyor.” söylemimin aksine bu kıymetli eser, işinin ehli bir Türk tarihçisi tarafından yazılmıştır. Bu durum beni mutlu ettiği gibi “Tarih yapan bir milletin tarihini yine kendisi yazmalıdır.” fikrini desteklemektedir.

Mesut YILMAZ

Eskişehir’de 1988 yılında dünyaya geldi. Babasının mesleği dolayısıyla Türkiye’nin farklı illerini görme imkânı buldu. Bursa Uludağ Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Bölümü mezunudur. Hâlen Bursa’da özel bir şirkette görev yapmaktadır. Edebiyat, tarih, din ve siyaset ile ilgilenmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır. 

Bu kategorideki Makalelerden