5 Aralık 2021

kirmizilar.com

Çevirmen:

A. Sait Aykut

Yayın Tarihi:

22.04.2019

ISBN:

9789750809903

Dil:

TÜRKÇE

Sayfa Sayısı:

791

Cilt Tipi:

Karton Kapak

Kağıt Cinsi:

Kitap Kağıdı

Boyut:

13.5 x 21 cm

 

Hazırlayan: Mehmet MEMİŞ, (E) Öğretmen 

14. Yüzyıl gezginlerinden İbn Battuta (1304-1368) Fas'ın Tanca şehrinde dünyaya geldi. Bu şehirden çıktığı ve 28 yıl süren gezileri boyunca Mısır, Arap Yarımadası, Irak, İran, Anadolu (başta Osmanlı Beyliği olmak üzere o dönemin belli başlı beylikleri), Deşt-i Kıpçak, bizans (İstanbul), Orta Asya, Hindistan, Maldivler, Çin ve Endülüs'ü gezen İbn Battüta devlet ve toplum yapıları, inanç ve adetleri, doğal özellik ve ürünleriyle tanıttığı bu ülke ve şehirlerin 700 yıl önceki durumlarını başarıyla yansıtır. Yazarı tarafından Tuhfetü'n-Nuzzar fi Garabi'l-Emsar ve Acaibi'l-Esfar diye adlandırılan, yaygın olarak Rıhle diye bilinen ve Türkçede İbn Battuta Seyahatnamesi diye anılan eser, özgün dili olan Arapçadan A. Sait Aykut'un çevirisi, giriş yazısı ve notlarıyla sunuluyor.

 

SEYAHATNAMEDEN

Ibn-i Battûta’nın Türk illerine Gezileri

İbn Battuta Karadeniz’de Sinop’tan, gemi ile Kırım’a geçti. Buraya ayak bastığı tarihlerde Altın Orda Hanlığı bütün haşmetiyle Deşt-i Kıpçak bölgesine hakimdi. Hanlık en parlak dönemini yaşıyor ve devletin başında da müslüman bir hükümdar olan Özbek Han (1312-1340) bulunuyordu. İbn Battuta’nın Kırım’da ilk uğradığı liman şehri Kerç’tir. Bundan sonra uğradığı yerler sırasıyla şöyledir: Kefe, Kırım, Seccan, Azak, Macar ve oradan Özbek Han’ın ordasına gelir ve han ile görüşür. (Buradan Bulgar şehrine gidip döndüğünü de söylemektedir) Sonra Hacı Tarhan’a gelmiş buradan Özbek Han’ın üçüncü hatunu ve Bizans İmparatoru’nun kızı Beylan Hatun’un İstanbul’a gitmesini fırsat bilerek maiyyetinde İstanbul’a gitmek için geri dönerek; Sugdak ve Bizans hududundaki Baba Saltuk üzerinden İstanbul’a varır. İstanbul’dan dönüşte başkent Saray Berke’ye, oradan Saraycık, Harezm, Alkad Beykent, Buhara, Nahşeb (Hesef)’e ve oradan da Çağatay, Hatifi, Tarmaşiriü Han’ın ordasına vararak hanla görüşür. Daha sonra Semerkant’a ve Tirmiz’e uğrar. Böylece Maveraünnehr’in önemli şehirlerini de gezdikten sonra Horasan’a yönelir. Horasan şehirlerinden; Belh, Herat, Cam, Tus, Hişapur, Bistam’ı görür, oradan Afganistan’a, oradan da Þaşnagar’dan Sind vadisine iner.

Bunun yanında seyâhatnamede XIV. yüzyıl Türk dünyasına ait çok önemli bilgileri; hatta hiçbir kaynakta bulunmayan çok ilginç bilgileri de içermektedir. Seyyâh o dönemin anlayışını, yaşayışını, hükümdarların ve hatunlarının törelerini, şehirlerdeki hayatı ve en fazla da dikkatle araştırdığı ve bir nevi seyâhatinin sebebi olan müslümanların durumunu ve Islamın yayıldığı alanlarla Islami faaliyetleri teferruatlı bir şekilde vermiştir

 Ibn Battûta’nın Anadolu Gezileri

Ibn Battûta Anadolu’daki gezilerine gelince, 733/1333 yılında Suriye’deyken, Lazkiye’den bir Ceneviz gemisine binerek Alâiye’de (Alanya) Anadolu’ya ayak basmıştır. Ibn Battûta’nın uğradığı yerlerden bugünkü Türkiye’nin toprakları üzerinde bulunanları da belirtelim: Adana, Aksaray, Akşehir, Alâiye, Amasya, Antakya, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bergama, Beyşehir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Eğridir, Erzurum, Erzincan, Gerede, Geyve, Gölhisar, Göynük, Gümüşhane, Isparta, îstanbul, Izmir, Iznik, Karaman, Kastamonu, Kayseri, Konya, Larende, Mağnisa, Mardin, Mekece, Milas, Mudurnu, Muğla, Niğde, Nusaybin, Safranbolu, Selçuk, Sinop, Sivas, Tavas, Tire, Yenice. Daha sonra Sinop’tan, gemi ile, Kırım’a geçmiştir. Anadolu’ya yaptığı bu uzun yolculuk 1332 ve 1333 yıllarına rastlar. Ibn Battûta Anadolu için şöyle demektedir: “Bilâd-i Rûm denilen bu ülke, dünyanın en güzel memleketidir. Tanrı güzelliklerini öteki ülkelere ayrı ayrı dağıtırken, burada hepsini bir araya getirmiştir. Burada dünyanın en güzel insanları, en temiz kıyafetli halkı yaşar ve en nefis yemekler pişirilir. Tanrı’nin yaratıkları içinde en şefkatli olanlar bunlardır ki, bundan ötürü “Bolluk, bereket Şam (Suriye)’da; şefkat ise Rûm (Anadolu)’ dadır”.

Bu memlekete geldiğimiz andan itibaren çevredeki komşularımız, kadın olsun, erkek olsun durumumuzla ilgilenmeden yapamamışlardı. Burada kadınlar erkeklerden kaçmazlar ve yola çıkacağımız zaman akraba ya da hane halkındanmışçasına bizimle vedalaşırlar, bu ayrılıktan dolayı üzüntülerini, gözyaşları dökerek belirtirlerdi. Bu ülkedeki âdetler gereğince, ekmek haftada bir gün pişirilir ve pişirilen ekmek de haftanın öteki günlerine elverecek kadar olurdu. Ekmek günü belde erkekleri sıcak sıcak ekmekler, nefis yemeklerle çevremizi donatırlar, Bunları size kadınlar gönderdi, sizden hayır duâ bekliyorlar.’, derlerdi. Ülke halkı bütünüyle Imam Ebû Hanife (r.a.) mezhebinde olup, ehl-i sünnettir. Aralarında ne kaderci, ne râfızî, ne mutezileden, ne haricî, ne de bid’at ehli bulunmaktadır. Tanrı taâlâ hazretleri onları bu faziletleriyle üstün kılmıştır.”

Bu ifadelerden anlaşıldığı gibi, Ibn Battûta, Anadolu’da kendisine ilginç gelen şeyleri not etmiştir. Meselâ, notları arasında Anadolu’da görüştüğü çok yaşlı olduklarından bahsettiği bir zat ile, yaşları yüz otuz veya yüz altmışa ulaşmış kişileri ziyaret ettiğini belirterek, kendisine ilginç gelen bu bilgileri kaydetme gereğini duymuştur. Hatta, müslüman olmayan bir yaşlı kadının evinde gecelediklerini yazdığı gibi bu kadının kendilerine za’feran satmak istediğine kadar değişik notlarla Anadolu’nun hem sosyal, kültürel ve folklorik, hem de ekonomik ve siyasî hayatı ile ilgili, Türk kültür ve medeniyet tarihine ışık tutucu birçok malzemeyi bize aktarmış bulunmaktadır. Böylece Ibn Battûta, günümüzden yedi yüzyıl öncesi XIV. yüzyılda Beylikler devri Anadolu’sunun sosyal, kültürel ve iktisadî hayatına dair bilgiler vermektedir. O zaman Anadolu’sunda yaşamış olan Türkler’in yaşayışını görerek, onlara dair birçok bilgiyi bugüne ulaştırmak suretiyle tarihe de önemli bir katkıda bulunmuştur. Özellikle, Anadolu Türkleri’nin fakirlere, muhtaçlara, düşkünlere, gezginlere, yolculara, misafir ve bilginlere karşı, hangi dinden olduklarına bakmaksızın, gösterdikleri ilgiyi ortaya koyması yönüyle de ayrıca önem arzetmektedir.

KAYNAK

https://dergipark.org.tr

Cevdet  ÇAKMAKÇI,  Doç. Dr., Kral Suud  Ü.  Diller ve Çeviri Fakültesi

Bu kategorideki Makalelerden