28 Kasım 2021

 

kirmizilar.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Garplılaşmanın Neresindeyiz?
Mümtaz Turhan
Altınordu Yayınevi
2015

Hazırlayan: Mehmet MEMİŞ, (E) Öğretmen

Garp medeniyetinin esas unsurları ilim, ameli hayata tatbikinden ibaret olan teknik, insan haklarını teminat altına alan hukuk ve hürriyettir. Hakiki Garplılık ise bunların prensiplerine bağlılıktır”.

“Biz insanımızın umumi meslekî, teknik bilgisini artırmadan, ona yeni maharetleri kazandırmadan, istidatlarını inkişaf ettirmeden ve dünya görüşünü, zihniyetini ilmi esaslara göre değiştirmeden, yani ona ilim zihniyetini aşılamadan sadece fabrikalar, geniş caddeler açmak, parklar, barajlar, limanlar yaptırmak, lüks otomobiller, kombine ziraat aletleri, radyolar, buzdolapları vs almak ve Batılı kanunlar, nizamlar vazetmek suretiyle Garplılaşacağımızı zannetmişiz. Yüz elli seneden beri hep bu kanaat ve bu batıl itikatle hareket etmekteyiz”.

“İptidai bir kavmi medenileştirmek gayesiyle sadece okuma yazma öğretirseniz, okuma yazma bilen iptidaî bir kavum elde etmiş olursunuz. Bu itibarla milletler arasında kültür ve medeniyet farklarını doğuran, onların halk tabakaları değil, münevver zümrelerdir. Hakikatte, Türk halkıyla diğer medeni milletlerin halk tabakaları arasında bilgi bakımından büyük bir fark bulunmamasına mukabil, Türk münevverleriyle (bazı istisnalara rağmen) Garp münevverleri arasında uçurumlar kadar derin farklar vardır. Binaenaleyh Türkiye’nin geri kalışının sebebi, halkının cehaleti değil, münevverlerinin gerek keyfiyet, gerek kemiyet bakımından kifayetsiz oluşudur.”

Kitap Tanıtım Yazısı

****

Mümtaz Turhan , “Garplılaşmanın Neresindeyiz?” isimli eseriyle,  Batılılaşma, kültürel değişim gibi konulara odaklanmıştır. Turhan’ın bu eseri, belki en kısa ifadeyle Türk toplumunun Batı karşısındaki konumunu tartışmaktadır. Osmanlı’dan itibaren -gerek devlet politikası gerekse toplumun gösterdiği alaka bakımından- Batı’nın üstün görülerek taklit edilmeye başlanmasının, geçmişten bu yana farklı kavramlarla ifade edildiğini görmekteyiz. “Asrîleşme”, “Garplılaşma”, “Avrupalılaşma”, “Frenk mukallitliği”, “Batılılaşma”, “medenîleşme”, “çağdaşlaşma”, “modernleşme” gibi. Turhan, hangi kavramla ifade edilirse edilsin Batılılaşma yolunda gösterilen değişim çabalarının, Batı’nın yaşayış tarzı ile sınırlı kaldığını vurgulamaktadır. Bununla birlikte Turhan, bizim iktisadî durumumuz hesaba katılmadan, kurumlarımız geliştirilip kuvvetlendirilmeden, Batı’yı bulunduğu yere taşımış olan zihniyet anlaşılmadan hakiki bir ilerlemeden söz edilemeyeceğini savunur. 

 “Garplılaşmanın Neresindeyiz?” Bu soruya verilecek cevap, elbette ki “Garplılaşma”dan ne anladığımıza ve Garplılaşmakla nasıl bir dönüşüm tasavvur ettiğimize bağlı olarak değişiklik gösterecektir. Şayet Garplılaşma derken, sadece eskisinden başka türlü olmayı veya başka türlü yaşamayı kastediyorsak, yüz yılı aşkın süredir dahi tecrübe edilen değişimlerin dikkat çekici başarısından bahsedilebilir. Ancak Turhan’a göre Garplılaşma, sadece Batılıya benzer şekilde yaşıyor görünmek veya Batı’nın ilim ve tekniğine seyirci kalarak sadece medeniyetine dair bazı unsurları kendisine aktarmak değildir. Buradan hareketle yazar, iki yüzyıldan fazla zaman geçmiş olsa da, Batılılaşma konusunda hala başlangıçta olduğumuzu savunmaktadır. Batı’nın sahip olduğu teknik vasıtaları Osmanlı’nın kendine mal etmemesi (temellük) ve onları sadece satın almakla yetinmesini de bu duruma sebep olarak göstermektedir. Kitabın devamında Turhan, Batılılaşmayı, ilk eğitimin yaygınlaştırılıp okuma yazma oranlarının artırılması olarak algılayan ve maarif sistemini bu minvalde oluşturan düşünceye karşı çıkmaktadır. Çünkü ona göre medeniyetler arasındaki asıl farkları doğuran, halk tabakaları değil, münevver zümrelerdir. Dolayısıyla Batı karşısında “Türkiye’nin geri kalışının sebebi, halkının cehaleti değil, münevverlerinin gerek keyfiyet gerek kemiyet bakımından kifayetsiz oluşudur”. 

Mümtaz Turhan, eserin ilerleyen kısımlarında okurlarına bir “Batılılaşma haritası” çıkarmış gibidir. Bu konuda detaylı çözüm önerileri sunmuş olan yazar, Batılılaşırken ihtiyaç duyulan ilim adamlarının yükseköğrenim için Avrupa ve Amerika’ya gönderilmesi; bu öğrenim sürecinde, geri döndüklerinde onların da başkalarını yetiştirmeleri için Türkiye’de Araştırma Enstitüleri kurulması gerektiğini ifade etmektedir.

Nihayetinde yazarın tüm detaylarıyla bize sunduğu “Batılılaşma haritası”, her ne kadar ilk elde kendi ütopyasını yansıtıyor gibi görünse de, eserin kaleme alındığı (1958) dönemden bugünü öngörerek bazı problemlere dikkat çekmiş olması bakımından, akademik ilgiyi çok daha fazla hak etmektedir. Bilhassa eğitim sistemimizdeki problemlere farklı yaklaşımlar geliştirmede ilham alabileceğimiz eserler arasında olduğu muhakkaktır. 

Rabia Doğru, On Dokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Kitaptan

“ zira, bu memleketi atatürk ilkelerinin kurtaracağına, kalkınmanın ancak onunla mümkün olacağına inanan münevverle, kurtuluşun ancak muayyen bir iktisadi rejim sayesinde gerçekleşeceğini iddia eden sosyalist veya ilerlemenin ancak şeriata bağlanmakla kabil olduğuna iman eden lalettayin bir adamın inanış ve düşünüş tarzlarında bir fark gözetmek mümkün değil.çünkü bu mevzularda her üçüyle de objektif bir biçimde münakaşa edemezsiniz. inançlarının objektif ölçülerini sorar veya bunların doğru olmasının, gerçekleşebilmesinin diğer bazı daha umumi ve şümullü şartlarla beraber gitmesine bağlı olduğunu söylerseniz birincisi sizi gericilikle, devrim düşmanlığıyla itham eder; ikincisi objektif deliller yerine yalanla dolanla ikna etmeye çalışır, muvaffak olamazsa yobazlıkla ve kara listenin başına geçirmekle; üçüncüsü küfürle imansızlıkla tehdit eder.bunlardan hiç birisi, inançlarının yanlış olabileceğinden şüphe edemez. münakaşaya tahammül edemez ve başkalarının kanaatlarını hoş göremez. halbuki hakiki garplılaşma bu üç vasfı birleştirmekle mümkün olabilir."

Bu kategorideki Makalelerden