Gençlerden
Ayyüce DALKILIÇ

Günümüzde, İslam toplumlarında yaşanan terörizmi anlamlandırmak için öncelikle geçmişe yani tarihte yaşanmışlıklara bakılmalıdır. Bu noktada da İslam tarihinde ilk terörist-siyasi radikal hareket niteliği taşıyan Hariciler’in oluşmasına zemin hazırlayan sosyolojik sebepleri incelemekle bu işe başlamalıyız.

Öncelikle; Abdullah İbn Habbab(sahabe) Nehveran köprüsüne hamile karısı ile birlikte yürürken, Hariciler önlerini keser ve onlara şu soruyu yöneltirler:

-Sen kimsin?
-Hz.Peygamber sahabelerinden Habbab bin Eret’in oğlu Abdullah’ım.
-Seni korkuttuk
-Evet
-Korkma, emin ol, bize babandan duyduğun bir hadis söyle.
-Babamın şöyle dediğini işittim: Allahın resulü buyurdu ki:Bir fitne kopacaktır, bu sırada oturan ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen koşandan daha iyidir.

Öldürme imkanına sahip olan kimse, sakın katil olmasın.

-Bizde bunun için sana sorduk. Peki Ebu Bekir ve Ömer hakkında ne dersin?
-Hayr ve sena
-Hz. Osman’ın hilafetinin evveli ve ahiri hakkında ne dersin?
-Evvelinde de ahirinde de haklı idi.
-Hz.Ali hakkında, hakeme müracaatı kabul etmesinden evvel ve sonraki fikrin nedir?
-Ali, Allah’ı sizden daha iyi bilir ve dinindeki ittikası sizden daha ziyadedir, görüşü de sizden daha açıktır.
-Sen havaya uyuyor ve kişileri, işleri ile değil, adları ile tanıyorsun. Allah’a yemin ederiz ki, seni görülmedik biçimde öldüreceğiz.

Halbuki hariciler hakem olayına gitmesi yönünde Hz. Ali’yi kendileri zorlamışlar daha sonra ise buna gittiği için aynı şekilde kendileri onu kafir ilan etmişlerdi. Onlara göre Hz. Ali, Allah’ın hükmüyle hükmetmeyi değil hakem olan insanların hükmüyle hükmetmeyi kabul etmiştir ve bu yüzden de kafirdir. Ve yine onları bu yüzden öldürmek gerekir.

Bunlar; kendi hakimiyetleri altında olmayan bütün toprakları bu zihniyetten hareketle ‘dar-ül harp’ ilan etmişlerdir. Dar-ül İslam ise sadece kendi hükmettikleri topraklardır. Bugün ki ‘milenaryan’ anlayışla ve IŞİD ile de bağdaştırılabilir. Milenaryanizm, kıyamete yakın zamanda Dünyada büyük dönüşümlere yol açarak sefalete son verip inananlara kurtuluş getirecek olayların vuku bulacağı ve bu vukunun IŞİD’in hakim olduğu topraklar üzerinde olacağı yani o zamanki ile aynı dar-ül harp ve dar-ül İslam inancı.

Her iki zamanda da bu anlayışın altında yatan en büyük sebep kabileci toplum yapısı ve asabiyedir. Haricilik bedeviliğin tipik ve tarihteki ilk örneği niteliğini taşır.Bugün ki ise IŞİD’tir. Taha Akyol ‘Hariciler ve Hizbullah’ adlı kitabında bu zihiyetin temel manada yanlış anladığı noktayı şu şekilde belirtiyor.

-Çağlar değiştikçe, İslamın yeni manalarının anlaşması, yeni yorumların geliştirilmesi ile bir inanç olarak İslamın çağlar-üstü olması birbiriyle çelişmez, İslamın sürekliliğinin bir tezahürüdür.(syf 24 baskı 2).İşte İslam aleminin hele hele Arap coğrafyasının temel problemi burada yatmaktadır.

Bu konuda önemli bir diğer hususta haricilerin büyük çoğunluğunun badiye(çöl) Araplarından oluşmasıdır, şehirde yaşamış olanların katılımı yok denecek kadar azdır.Bu noktada Hariciler’în yaptığı İbn-i Haldun’un deyimiyle bedeviliğin hadarete yani medeniyete karşı verdiği bir başkaldırmadır.Zaten harici demek huruç eden(başkaldıran) anlamına gelmektedir.

Arap toplumlarının bugün de hala aynı problemle karşı karşıya olduklarını görmekteyiz ve hala iç asabiyelerini kırabilmiş değiller. Bu asabiye ise millet olma önündeki en büyük engel konumundadır. Suriye de millet bağının en ufak bir dış müdahalede nasıl dağıldığını ve parçalandığını ve terör gruplarının o gün olduğu gibi bugün de baş gösterdiğini gördük. IŞİD’in nasıl Hariciler’in yaptığı gibi kafa kestiğini de. Ve anladık ki hala bu anlayış yıkılamamış bir kısır döngü olarak devam etmekte.Bu anlayışı yıkmanın en büyük yolu ise cahiliyenin yok edilmesi yani iyi bir eğitim sistemi ve seküler-laik bir zihniyet.Hala İslam’ın dünyevi olamayacağını yahut olmaması gerektiğini savunanlar var ise onlara Hz.Peygamberimiz ile Muaz arasındaki şu konuşmayı aktarmak isterim.

Peygamber efendimiz, Muaz’ı ,Yemen’e vali olarak atadığında ona şu soruyu yöneltti.
-Hangi esasa göre hüküm vereceksin?
-Allah’ın kitabına göre.
-Onda o hadiseyle ilgili hüküm bulamazsan?
-Peygamberin sünneti ile.
-Onda da bulamazsan?
-Kendi içtihadıma/kanaatime göre dedi ve Peygamber efendimiz onu bu cevabının üzerine alnından öptü.

Yazımı yazarken bana yardımlarını esirgemeyen sevgili babama şükranlarımı sunuyorum.

Yararlanılan Kaynaklar
-Medineden Lozana-Taha Akyol
-Türkiye’nin Hukuk Serüveni-Taha Akyol
-Hariciler ve Hizbullah-Taha Akyol
-İbrahim Kiras-Irak’ta ve Suriye’de Ulus Devlet neden çöktü? İsimli köşe yazısından.

Medeniyet Tasavvuru

Neşet TOKU
Hukuk Üzerine
Saadettin Yağmur GÖMEÇ
Eski Türk Dininin Temel Özellikleri
Zeki Salih ZENGİN
İslam, Ahlâk ve Etik

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

27887858