Gençlerden

Eyüp Ersegün KAHRAMAN

14 Mart 1827 Türk topraklarında modern ilk tıp fakültesinin yani Mekteb-î Tıbbiye-î Şahane’nin –şimdiki İstanbul Tıp Fakültesi- kuruluşunun tarihidir. Hatta 14 Mart 1919’da fakültenin kuruluşunun yıl dönümüne binaen bir balo düzenlenmiştir, balonun düzenlenme amacında ilerleyen kısımlarda bahsedeceğim. Tıp fakültesinin açılma amacını anlamak için biraz geçmişe bakmamız gerekiyor.

Ordu ve millet kavramlarının birbiriyle uyum içerisinde olduğu belki de yegâne millet Türk milletidir. Hun hükümdarı Metehan’ın kurduğu sistemi temel alacak olursak yaklaşık 2200 yıldır ‘‘ordu-millet’’ anlayışı ile yaşıyoruz. Hun, Göktürk, Uygur, Gazneli, Selçuklu, Osmanlı hanedanlıklarında da gördüğümüz bu anlayış sadece sosyolojik olmamakla devlet yönetiminde de oldukça etkili olmuştur.

1699 yılı itibariyle başlayan sarsılmalar sonrası yenilik arayışları özellikle askerî alana göre olmuştur; Mekteb-î Tıbbiye-î Şahane, Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun gibi. Bu bölümlerde pozitif bilimlerin yanında sosyal bilimlerin de okutulması Türk aydınlanma hareketlerinin merkezinde yer almalarını da sağlıyor dahası ileride Türkiye Cumhuriyeti’nin sac ayaklarını oluşturacak olan ‘‘harbiye-tıbbiye-mülkiye’’ nin temelleri de atılıyordu.

Bahsedeceğim kısımsa bu ayaklardan biri olan ‘‘tıbbiye’’ ruhuna yönelik olacaktır. Türk aydınlanmasında etkin bir rol aldığından bahsettiğim tıbbiyeliler zaman ilerledikçe, vatan topraklarında oluk oluk kan aktığı zamanlarda omuzlarına büyük bir yükü sırtlamış, bir ruh oluşturmuşlardı.

Balkan Savaşları’nın ardından Karacaahmet Mezarlığında toplanan ‘‘190 tıbbiyeli’’ ‘‘Efendimiz, Türk ırkının maarif mekteplerine hizmet ederek, içtimai geleceğini temin emeliyle toplanmış 190 Askeri Tıbbiyeli namına zat-ı âlilerinize müracaat eyliyoruz.’’ Diye başlayan bir mektup kaleme alıp, dönemin ediplerine iletirler. Böylece ilerde milli devleti kuracak olan Türk Ocakları hepsi Çanakkale’de şehid olan tıbbiyelilerin inancıyla kurulur.

1918 yılına gelindiğinde imparatorluğun payitahtı konumundaki İstanbul İngilizler tarafından işgal edilir. Bu işgale ilk tepki tıbbiyelilerden gelir; Mekteb-i Tıbbiye’nin iki kulesinin arasında büyük bir Türk Bayrağı asarlar. İngilizler bu direniş hareketlerini bastırabilmek için tıbbiyelileri gözetim ve baskı altına almaya çalışır. Bu baskı altında toplanabilmek için 14 Mart 1919 tarihinde Mekteb-î Tıbbiye-î Şahane’nin kuruluşunun 92. Yılı münasebetiyle bir balo düzenlerler. – o günden sonra 14 Mart tıp bayramı olarak ülkemizde kutlanmaktadır.-  Tabiî balo işin süsü olup asıl amaç istişareyi yapabilmektir. İstişarenin sonunda romanlarda da bahsedilen Beyoğlu’nda ki yürüyüş gerçekleşir.

Milli mücadelenin başlamasıyla birlikte tıbbiyeliler safların önünde belirir. Sivas kongresinde tıbbiyelileri temsil eden tıbbiye üçüncü sınıf öğrencisi Hikmet Boran’ın; “Paşam, delegesi bulunduğum Tıbbiyeliler beni buraya istiklal davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler.

Mandayı kabul edemeyiz. Eğer manda fikrini kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun şiddetle reddeder ve kınarız.

Farzı muhal, manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i ‘vatan kurtarıcısı’ değil ‘vatan batırıcısı’ olarak adlandırır ve lanetleriz.”

Sözlerindeyse 1827’de yakılan ateşin, tıbbiyeli ruhunun vatanperverliğine, cesaretine tanıklık ediyoruz.

2010 yılında bir grup tıbbiye öğrencisi tarafından kurulan 14 Mart Tıbbiyeliler Derneği ilkini 11 Mart 2017 tarihinde düzenledikleri 14 Mart Tıp Bayramı etkinliğini bu sene 10 Mart Cumartesi düzenledi.

10 Mart Cumartesi günü ülkenin dört bir tarafından gelen tıbbiyeliler 14 Mart Tıbbiyeliler Derneği çatısında ellerinde Türk Bayrakları ile  Anıtkabir’de buluştu. Terör sevicilere aitmiş gibi gösterilen ‘‘tıbbiye’’ nin al bayrakta birleşen, aynı fikri, rüyayı paylaşan yeri geldiğinde 1915’te olduğu gibi şehit, 1919’da olduğu gibi ülke bekasının ve bağımsızlığının güvencesi olduğunu Atatürk’ün huzurunda ‘‘Ne mutlu Türk'üm diyene’’ sözlerinde göstermiş oldular. Velhasıl kelam 1827’de yakılan, 1912’de 1919’da göğe yükselen ateş hala yanmakta, göğe yükselmeye devam ediyor.

Vatan şairi Namık Kemal’in dediği gibi;

‘‘Ecdâdımızın heybeti ma’rûf-u cihândır

Fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır.’’

Al bayrağın gölgesinde nice 14 Martlara…

                

                                   

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

32971879