Gençlerden

Erhan KARAOĞLAN

Tarih, yalnız kendi disiplini çerçevesinde tekâmül eden bir ilim olmayıp, diğer disiplinlere de dayalı bir ilimdir. Bugün tarihe yardımcı ilimler dediğimiz; Arkeoloji, coğrafya, etnoloji, nümizmatik, sosyoloji ve sair bu türdendir. Tarihe yardımcı ilimlerin hangisinin hangisinden daha önemli olduğuna dair karar vermek belki yanlıştır; fakat fikrimizce bir mütalaa belirtecek olur isek, Tarih ilmi için önemine binâen müttefik olduğumuz ilim coğrafya olur. Çünkü coğrafya ilmî, tarih ilmî ile kendi bünyesinde mütemmimdir. Hele ki kültür tarihçiliğinin bel kemiği olan coğrafî bilgiler, kendi önemlerini daha da artırarak, mazideki coğrafyacıların eserlerinin kıymetini daha da artırmaktadır.

 Bu noktada Arap coğrafyacılar, ortaya koydukları hacimli eserler ile Orta Çağ’ın coğrafî yapısının günümüze tezahür etmesi ve dönemin genel yapısını gözden geçirmemiz adına önemlidirler. Mesûdî, İbnu’l- Fakîh, Makdisî, Yakûbî, İbn Hurdazbih, İbn Fadlan gibi Arap coğrafyacıları bu türden öneme sahiptirler; fakat bu tür eserler okunurken dikkat edilmesi gereken husus, Arap coğrafyacıların bazı noktalarda mübalağa ve farz-ı mûhâl yapıp, hiç olmamış vakıaları, olmuş gibi gösterebiliyor olmalarıdır. Ancak İbn Hurdazbih’in Yollar ve Ülkeler Kitabı’nı bizâtihi gidip gördüğü yerleri not alması ve olayları birebir yaşayıp, nakletmesi açısından, diğer Arap coğrafyacıların eserleri içerisinde en mühim yere koyarak, verdiği bilgilerin daha kaim olduğunu belirtmemiz elzemdir.

Hurdazbih, eserini (miladî) 846 ve 847[1] yılında ilk nüshâyı, 885- 886 yıllarında da ikinci nüshâyı kaleme almak sûretiyle hûsule getirmiştir. Halifenin Berid[2] adı verilen teşkilâtının başında bulunarak vazifesini ifâ eden Hurdazbih’in, Doğu’dan, Batı’ya; Çin’den, Rum Diyarlarına kadar olan seyahati nihâyetinde halifeye sunduğu raporlardan mürekkeptir bu eser. Çeşitli alanlarda da eserler veren Hurdazbih’in,Kitabu Edebû’s- Semâ, Kitabu’l- Mesâlik ve’l-Memâlik[3], Kitabu Cemheretü’l- Ensabu‘l Furs ve’n- Nevafî, Kitabu’t- Lehv ve’l- Melâhî isimlerinde de eserleri bulunmaktadır.[4]

 Eserin şekil ve içerik bakımından bir haritasını çıkarmadan evvel, Ülkeler ve Yollar Kitabı’nda Hurdazbih, eserini hazırlamaktaki gayesini kendine has şu sözleriyle özetletmektedir.

 ’’Bu kitap, Emiru’l- Mü’minîn’in  mevlâsı Ebû’l- Kasım Abdullâh  b Abdullâh İbn Hurdazbih tarafından telif edilmiş olan yeryüzünün niteliği ve yaratılışın  yapısı ve üzerinde duran dünyanın değişik yerlerine olan bütün  yolların ve ülkelerin, memleketlerin halklarının kıbleleri hakkında olan bir kitaptır.’’
                                                                                                                       İbn Hurdazbih

Ülkelerin iktisadî, siyasî genel yapılarının ve ticaret yollarının vaziyetleri hakkındaki bilgilere başlamadan evvel, Hurdazbih eserin ilk bölümünde Kozmolojik bilgiler verir. Kendisine göre: Yeryüzü, kürenin yuvarlak olması gibi dairevîdir. Yumurtanın sarısı gibi feleğin ortasında durmaktadır.[5] Dünyanın etrafında rüzgârlar yer almaktadır. Dünya ekvator çizgisi ile ikiye bölünmüştür;[6] gibi bilgilerle devâm eden bu bölümde, ülkelerin kıblelerinden[7] de bahsedildikten sonra, seyahatinden bakiye notlar aktarılır.

Orta Doğu coğrafyasındaki memleketlerin genel bir yol haritasını cümlelerle çizen Hurdazbih, Irak’ın kalbi olarak şanlandırılan Sevâd bölgesinden, Dicle ve Fırat’ın civârına iktisadî ve ulaşım bakımından bilgileri beyân ederek, bilâhire siyasî bir nevî bilgiler mahiyetinde yeryüzündeki siyasî teşekküllerin ve devletlerin hangi unvân ile ülkelerini idare ettiklerinden hâberler verir. Buna göre: İran hükümdarlarına ’’Şehinşâh, Kayser olarak anılan Rum hükümdarlarına ’’Basîl,’’ Türk, Hazar[8] ve Tibet hükümdarlarının tümüne ’’Hakan,’’ Sakalîbe[9] hükümdarlarına ’’ Knaz,’’ [10] Sînd hükümdarlarına ise ’’ Babür’’denilmektedir. Karlukların[11] hükümdarlarına ise bundan farklı olarak ’’Cebguyan’’ denildiğini ve Turan Şâh (Türk Şahı) ismiyle de bir hükümdarın anıldığını görmekteyiz[12].

Orta Doğu coğrafyasının ardından Türk memleketlerinin durumu, etnonimler ve yer yer de toponimleri hakkında bilgilerin bulunduğu bölümde, Buhara şehrinin kentsel özelliklerinden ayrıntılı bahsedilir. Türk ülkelerinin bahsinde, Toguzguzların[13] ülkeleri en geniş olanı olarak nitelendirilir. Ayrıca hükümdarları, büyüklüğü yüz adamı içinde barındarabilecek kadar kapasiteye sahip altından bir otağda oturmaktadır.[14] Toguzguzların sağ tarafında[15] oturan Kimekler[16] ise çadırlarda oturup, Türk göçebeliğinin temelini oluşturan otlakları ve sulak arazileri tâkip ederek içtimaî yaşamlarına devam etmektedirler. Harluklar (Karluk), Becenekler (Peçenekler), Türkeşler (Türgişler), Özkeşler, Hıfşâhlar[17], Halaçlar;  Kimekler ve Toguzguzlar haricinde bâhsi geçen diğer Türk etnonimlerindendir. 

Mısır, Fars, Çin ve Rum toprakları hakkında da geniş bilgiler veren Hurdazbih, sâdedil buraların yolları hakkındaki bilgilerden ziyâde gittiği bölgelere özgü eski medeniyetlere ait kutsalları da ziyaret ederek, onlarla ilgili gözlemlerini de dile getirmektedir. Ashâb-ı Kehf’in Kalesi’ne ziyareti, Mısır Piramitleri ve bizzat içerisine girip mumyaları incelemesi ve Tolunoğlu Devleti Beyi Ahmed Bin Tolun’a oradan bir levhayı hediye etmesi, Zülkarneyn Seddi’nin araştırılması, Rum diyarlarındaki kutsal yapılar ve onların târifi ile orada bulunan gariplikler ve genel olarak gezmiş olduğu bölgelerdeki iklimsel hâdiseleri de gözlemleyerek nakletmesi, eseri bu noktada daha da heyecan verici kılmaktadır.

Ruslar’ın menşeînden de haberler veren Hurdazbih onları Sakalibelerin bir kolu olarak zikretmekte[18] ve onların ticaret yolları ile ticarî uğraşlarına dair bilgiler sunmaktadır. Ayrıca dünyayı yaşanabilecek dört kesime ayıran Hurdazbih, bu kesimleri Arûfâ,[19] Endülüs, Sakalîbe, Rum, Efrenc ve Tanca yer alıp, Mısır sınırına kadar olan bölge; Lûbiyâ[20], Mısır, Berber, Habeş, Kulzum ile Güney Denizi’ne (Kızıl Deniz) kadar olan bölge; Asyûfya,[21] Tîhâme, Yemen, Sind, Hind ve Çin’e kadar olan bölge; İskûtiya,[22] Erminiyye, Horasan, Türk ve Hazar’ı kapsayan bölge, şekillerinde tasnif ederek, târif etmektedir.

Gittiği coğrafyaların genel bir vaziyetinin haritasını çıkaran Hurdazbih, bu yazınsal haritasını kültürel, dinsel, iktisadî, mimarî ve bir nevî turistik gözlemleri ile şeneltmiştir. Kaleme aldığı bu eser kendinden sonraki Arap coğrafyacılar için zemin olmuş, ve Hurdazbih, Arap coğrafyacılığının babası olarak nitelendirilerek, haklı bir unvan ile de taçlandırılmıştır.  

[1] Abbasi Halifesi Mûtemîd Dönemi

[2] Detaylı bilgi için Bkz. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Berîd Maddesi, cilt: 5, yıl:1992, s. 498-501

[3] Bu eser, yazımıza konu olan Ülkeler ve Yollar Kitabı adının Arapçası’dır. Kitap ile ilgili geniş yelpezade bilgiler vermek gâyesi ile, bu dipnotu bir kaynak ile vermekte fayda olacağını düşündük. Bu yüzden bkz. Murat Ağarı, ‘’İbn Hurdazbih’in el- Mesâlik ve’l- Memâlik’i ve İçerdiği Coğrafî ve Kültürel Motifler,’’ Dinî Araştırmalar, Cilt: 7, S:21, s:237-263

[4] İbn Hurdazbih, Yollar ve Ülkeler Kitabı, (çev: Murat Ağarı) Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2008, s:14

[5] Dünyayı yumurtanın sarısına benzetme düşüncesi, doğu kozmolojisinde sık sık karşımıza çıkmaktadır. Bir misâl ile, Çin’in Taoculuk öğreti metinlerinde dünya, yeryüzü ve gökyüzü olmak üzere, bir kara yumurtaya benzetilen Hundun’un içinde toplanmıştır. (Gürhan Krilen, ’’ Eski Çin Metinlerinde Yer-Gök Ve Yabancılar,’’ Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi, Doğu Dilleri Ve Edebiyatları Bölümü, Sinoloji Anabilim Dalı)

[6] Yollar ve Ülkeler Kitabı, s:15

[7] Ülkelerin kâbeye göre konumları kastedilmektedir.

[8] Hazarlar dönemine tekabül eden zamanlarda, çeşitli Arap coğrafyacılarının artış göstermesi ve ortaya nitelikli eserler koymaları nihâyetinde, Hazarlarla ilgili İslâm kaynaklarında zengin bilgiler bulmak mümkündür. Mesûdî, İbn Fadlan, Yakubî, Hudud El- Alem gibi eserler bu türdendir.

[9] Sakalîbe, Arap coğrafyacılarda sıklıkla geçmektedir. Bir görüşe göre Kıpçaklar’ın Saklab boyuna isnâd olunmaktadır. Rus coğrafyacılara göre ise, Sakalibe ile kastedilen, Slavlardır. Saklablardan illk bahseden eserlere baktığımızda, İbn-i Fadlan’ı görmekteyiz. Fadlan, 922’de Bulgar topraklarında yaşayan halktan Saklablar olarak bahsetmiştir. Bu dönemde Bulgar topraklarında Slavlar veya Ruslar değil, Bulgar Türkleri bulunmaktadır. Barthold ise Saklab kelimesinin Yunanca ‘’shklaboi’’den türeyen Slav kelimesinin bir başka hâlidir şeklinde belirtmektedir. Bu fikre hemen hemen bütün Rus âlimler katılmıştır; fakat birçok kaynak Barthold’un fikrinin aksinedir. Gardizî Kırgızlardan bahsederken onların sarı saçlı, ve beyaz tenli olduğunu rivayet eder. Arapça’da da Sakalîbe kelimesi ‘’sarı saçlı, beyaz tenli,’’ demektir. 1404- 1405 yıllarında telif edilen Daniş-nâme-i Kadar Han’’ isimli sözlükte Saklab’ın Türkistan’da bir yer olduğu ve orada beyaz tenli insanların yaşadığı zikredilir. Bu durumda Saklabları Slav olarak göstermek pek akla yatkın bir kanaat değildir. Nihâyetinde çözüm bekleyen bir konudur bu mesele. (Mesudî, Murûc Ez-Zeheb, (çev: Ahsen Batur,) 3. Baskı, Selenge Yayınları, İstanbul, 2014, s:41-42)

[10]  Sakalîbe olarak burada Ruslar kastedilmiştir. Onların kökeni açık bir şekilde İskandinav kabilelerine isnâd edilebilir. Çünkü ilk Ruslar Slavlaşmadan evvel, kesinkes İskandinav/ Germen halklarındandır. Lev Gumilev, Eski Ruslar ve Bozkırın Büyük Halkları eserinde Ruslar ile Slavlar arasındaki derin kültürel farkları açıklamaktadır. (GUMİLEV, Lev, Eski Ruslar ve Büyük Bozkır Halkları, (çev: Ahsen Batur,) Selenge yayınları, C:1, İstanbul, 2003) İslâm coğrafyacılarının eserlerinin birçoğunda Ruslar ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. Hurdazbih’ten ziyâde Mesudî, Mürûc Ez-zeheb’inde Hazarlar üzerinden Rusların Müslümanlar ile yaptığı savaşı anlatmaktadır. Yakûbî’ ise Ruslar’ın Endülüse akınlarından bahseder ve ilginçtir ki 840- 841’de bu akını yapan Rusları Yahudî olarak belirtir.  (Yakubî, Yollar Kitabı, (çev:Murat Ağarı,) Ayışığı Kitapları, İstanbul, 2002, s:124) Buradan istidlâl ile yola çıkarak ilk olarak bu akını yapan Rusların 840’larda daha yakın oldukları Hazarlardan etkilenerek büyük oranda Yahudiliği seçtiğini ve buraya saldıran Rusların da bu yüzden Yakubî tarafından böyle kaydedildiğini düşünebiliriz, fakat İkinci olarak, Yakubî’nin Ruslar hakkında verdiği bilgi, bizâtihi kendine ait olmayıp, duyumlar ve varsayımlarla aktarılmış olabilir, diyebiliriz. Bunun neticesindeyse Rusları da Hazar Yahudileri ile karıştırdığı söylenebilir. Daima Bizans’ı kendisine örnek alıp, siyasî benzer bir kuvveti olmaya çalışan Ruslar, doğal olarak Bizans’ın tesirinde onların dini inançlarına da intisâb etmiş olacaklarından, 840 yıllarında Müslümanlık ve Yahudiliğe nazaran daha çok Hristiyanlığa geçişin olacağı kanaatimizdir. (Ayrıca Rus- Hazar mücadelesi ve meselenin din boyutu için bkz. KARATAY, Osman, Hazarlar, Kripto Yayınları, Ankara, 2015) İbn-i Fadlan’da ise Ruslar hakkında daha çok kültür temelli bilgiler zengindir. Fadlan, Ruslar’ın arasında da bir müddet bulunmuştur. Ölü gömme âdetlerinden, içtimaî yaşamlarına dair birçok bilgi yine Fadlan’da bulunmaktadır. Siyasî arenada ise Milâdî 700’ler civârında İsveç’ten Novgorad arazisine inerek, 750’lerde Güney Rusya’ya doğru yayılan Ruslar, önemli ticaret yollarının tâkibiyle bozkıra doğru kolonizasyonlarını başlatmışlardır. Hazarlar’ın hâkimiyeti altında bulunan Ruslar, aynı zamanda Hazarların siyasî rakibi Bizanslar tarafından da Hazarlara karşı kullanılmışlardır. 862’de Rurik zamanında kurulan Rus devleti, üç kuşak sonunda da Slavlaşmıştır. 900’lerin sonlarına doğru ise Aziz Vladimir zamanında hristiyanlığı resmen kabûl etmişlerdir.  (VERNANDSKY, George, Rusya Tarihi, (çev: Doğukan Mızrak, Egemen Mızrak,) Selenge Yayınları, İstanbul, 2011 ) Hâsılı, Rus tarihinden ve onlardan bahseden bazı eserleri belirttikten sonra Hurdazbih’te geçen Sakalîbelerin yöneticilerine Knaz denir, mevzusunun derin bir konu olduğunu belirtmemiz elzemdir. Biz, Rusların ilk zamanlar yöneticilerine Kağan dediklerini biliyoruz, ama Hurdazbih tarafından Knaz dendiği belirtilmiştir. Rusların Kağan unvanını almasındaki temel sebep olarak Karatay makûl bir fikir beyân etmektedir. Tamamı ile Bizans’ın Hazarlara karşı mücadelelerinde siyasî bir kurnazlık olarak Rus yöneticilere yine Bizans tarafından Kağan unvanı ile hitâp edilmiştir. Bizans’ın siyasi bir kurnazlığını içeren Kağan unvanı, Hurdazbih’te yansımamış, bu yüzden Knaz denmiştir. (Osman Karatay, a.g.e. s:167)

[11] Tarih sahnesine ilk defa miladî 627’lerde çıkan Karluklar, Altay Dağlarının güneybatısında yaşamaktaydılar. 743- 745 dolaylarında Basmıllar ve Uygurlar ile birleşerek Göktürklerin yıkılmasında rol aldılar. 900’lere doğru Tanrı Dağları’nın güneyinde Toharistan Türk Yabguluğu ile komşu olarak yaşamaktaydılar. Hurdazbih’te yalnız isimleri anılan bu topluluktan Hudûd El- Âlem’de de bahsedilmektedir. (Bkz. SEZİN ORHAN(KURULAY)  ,HUDÛD EL-ÂLEM’ E GÖRE 10.ASIRDA TÜRK BOYLARI, T.C. MARMARA ÜNİVERSİTESİ, TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ, TÜRK TARİHİ ANABİLİM DALI, ORTAÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI, BASILMAMIŞ YÜKSEK LİSANS TEZİ, İSTANBUL, 2017, s:198) Geniş ölçüde ise İbn Fadlan’da Karluklar hakkında bilgiler bulunmaktadır. (İbn Fadlan Seyahatnamesi, (Çev: Ramazan Şeşen,) Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2010)

[12] Ülkeler Ve Yollar Kitabı, s:30

[13] Türk tarihinin mühim siyasî roller üstlenen topluluklarından biri olan Tokuzguzlar, Dokuz Oğuz olarak adlandırılan diğer Türk topluluklarındandır. Tula ırmağının kenarında yaşayan Dokuz Oğuzlar, Orhun Kitabeleri’nde de kendilerine yer bulmuşlardır. On Uygurların, Uygur Devleti’ni kurmalarında önemli rol oynamışlardır. (Faruk Sümer, Oğuzlar, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1999, s:24)

[14] Türk hakanlarının otağ olarak kullanılan saraylarındaki debdebe âdeta yerleşik krallıklardaki debdebe ve şânın üzerine çıkabilecek kuvvettedir. Yarı göçebe olarak yaşamlarına devam eden Türkler, coğrafyalar el verdiği takdirde, içlerindeki yerleşik medeniyet enerjilerini açığa çıkararak, ortaya estetik ve zarafet dolu eserler çıkarmışlardır. Kültürel bakımdan Türklerden daha geri olan Moğollar bile, Kubilay zamanında saraylarının dizaynında büyük bir zarafet göstermeyi ihmal etmemişlerdir. Dönemin Avrupalı seyyâhları Marco Polo ve Plano Carpini’de bunu seyahatnamelerinde ifade ederler. Özellikle de Marco Polo duyduğu hayranlığı ayrı bir heyecan ile kaleme alır ve devasa ve zarif inceliklerle dolu Moğol sarayını kendi gözlemleri ile resmeder. (bkz. Marco Polo, Kubilay Han Üzerine Notlar, (Çev: Aslı Ümmüs Bahadırlı,) Fabula Kitap, İstanbul, 2016)     

[15] İki bölük hâlinde Seyhun civârında yaşayan Toguzguzların sağ tarafı, Kimekler’in yurdudur. Onların tarif edilen bu yurtları İrtiş Boyları ana yurt olmak üzere; batıda Tobol’dan, aşağı Seyhûn’a kadar ulaşmaktadır. (Bkz. Sümer, a.g.e. s:26)

[16] Şad Tütik unvanı taşıyan Kimekler, 656 yılında tarih sahnesine çıkmışlardır. 840 yılında Uygurlar yıkılınca Eynür, Bayundur, Tatar gibi Türk boyları Kimeklere katılmışlardır. Bundan sonra Kimek yöneticilerine Yabgu denilmeye başlanmıştır. (Ahmet Taşağıl, Köktengri’nin Çocukları, Bilge Kültür Sanat Yaınları, İstanbul, 2013, s:233) Hurdazih’te içtimaî yaşamlarına dair kısa bir bilgi verilen Kimekler hakkında, Fadlan’da detaylı bilgiler aktarılır. Hurdazbih de tasdik edilerek, Kimeklerin sulak ve otlak alanları, yaşam alanı olarak tercih ettiklerinden bahsedilir. (İbn Fadlan, s: 71)

[17] Hışfâh>Hıfçâk ismiyle tanınan bu boy, Hudul El- Alem’de Kimekler’in on bir boyundan bir tanesi olarak belirtilmektedir. (Faruk Sümer, Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, yıl: 2002, cilt: 26, s:26)

[18] Bkz. Dipnot 9

[19] Bahsi geçen etnonimlerden de anlaşılacağı üzere Arûfâ ıstılâhı ile Avrupa ve Avrupa’nın civârı kastedilmektedir.

[20] Libya ve civârı için kullandığı bir ıstılahtır.

[21]  Etyopya mânâsına denk gelen bir ıstılâhtır.

[22] Bu ıstılah üzerinde önemle durmamız gerekir ki, burada birçok ihtilâfa maruz kalan tarihi bir etnonim olan İskitler ile ilgili bir kavram kullanılmıştır. Açıktır ki, Hurdazbih İskûtiya ile doğrudan İskitlerin yaşadığı geniş coğrafyaya atıfta bulunmaktadır. Kafkaslardan, Türkistan içlerine Türklerin yaşadığı bölge olarak İskutiya’yı târif etmektedir. Aynı çağın Bizanslı seyyâhları da Türklerin yazısı hakkında, İskit yazısını kullanmaktalar demektedir. 10. yüzyıl seyyâhlarından Adamus Bremensis de Slavların Prusyalılar ile birlikte İskit halklarına komşu olduğuna dair bir anekdot geçmiştir. Coğrafî olarak da bir İskit Denizi’nden söz edilir. (Adamus Bremensis, Vikingler, (çev: Selahattin Özkan,) Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2017)  Bu tarihi etnonimin menşeînin, kuvvetle muhtemel Türklere dayalı olduğu fikrini ayrıca desteklemekteyiz.

Medeniyet Tasavvuru

Neşet TOKU
Hukuk Üzerine
Saadettin Yağmur GÖMEÇ
Eski Türk Dininin Temel Özellikleri
Zeki Salih ZENGİN
İslam, Ahlâk ve Etik

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

27885782