Gençlerden


Metehan KAYGI

Yazımıza başlarken Osmanlı tıbbının 19.yüzyılda geçirdiği değişim üzerinde durmak faydalı olacaktır.

19.yüzyıl Osmanlı’da birçok yeniliğin kapsamlı olarak yapıldığı ve daha devamlı kurumların açıldığı dönem olmuştur. Ancak matbaanın 281 yıl gecikmeli olarak girmesi her alanda oldu-ğu gibi tıp alanında da eserlerin yayımlanmasını geciktirmiştir.Üstelik matbaanın kullanımda olmasına rağmen halen eski tarzda yetişmiş hekimler eski yöntemlerle eserlerini yazmaya de-vam ediyordu.

Osmanlı’da tıbbın gelişmesinde önemli kilometre taşlarından birisi III.Selim’dir. Çünkü III.Se-lim ilk defa anatomi eğitiminin kadavra üzerinden diseksiyon ile yapılmasını düşünen padişahtır. Ancak III.Selim dönemin şartları sebebiyle diseksiyon çalışmalarını devlet eliyle yürütmeyi göze alamamış,diseksiyon çalışmaları için izni ilk defa Rumlara vermiştir. 1805’te Dimitri Moruzi adındaki bir Rum vatandaşı Kuruçeşme’de açtığı ve edebiyat,dil,matematik alanlarında yükseköğretim düzeyinde eğitim veren yüksekokuluna kadavra çalışmalarının yapıldığı tıp bölümünü de eklemiştir. Ancak bu tıp bölümü fazla uzun ömürlü olamamış,sekiz yıl hizmet verebilmiştir. Bütün bu zorluklardan sonra Osmanlı’da kadavra ve diseksiyon yasa-ğı ancak 1841’de kalkabilmiştir.

Yazımıza bu şekilde bir başlık yapmamızın amacı kadavra ve diseksiyonun tıp eğitimindeki tartışılmaz rolüdür. Çünkü iyi bir hastane ancak iyi hekimler ile var olur. İyi hekimler de iyi tıp eğitimi almış kimselerdir. İyi tıp eğitiminde diseksiyon ve kadavranın yeri çok önemlidir.

Gelgelelim şimdi de yazımızın başlığında geçen ilk hastane ve Bezm-i Alem Valide Sultan’a. Osmanlı’nın klasik döneminde tıp eğitimi ve sağlık hizmetleri darrüşifalarda veriliyordu. Darrüşifalarda eğitim tipi medrese eğitimiydi. Ancak XIX.yy’da medreselerin Batı’daki bilimsel gelişmeleri takip edememesi bu kurumların köhneleşmesine neden olmuştur. Bu köhneleş-meden sağlık hizmeti veren kuruluşlar olan darrüşifalar da nasibini almıştır.

Devletin giriştiği yenilik hamleleri kendini sağlık alanında da göstermiştir.

Osmanlı Devleti’nde resmen ‘hastane’ adını taşıyan ilk kurum 1843’te ‘Bezm-i Alem Valide Sultan Gureba Hastanesi’olmuştur. 1843 yılında Sultan Abdülmecid’in annesi Bezm-i Alem Sultan tarafından kurulmuştur. 1845 yılında ilgili vakıfname ile ‘Bezm-i Alem Gurebayı Müslimin Hastanesi’ adıyla Müslüman fakirlere tahsis edilmiştir. Bu hastanenin açılması çeşitli zaruretlerden doğmuştur. 1826 kolera ve 1843 çiçek salgınları halka hizmet veren günün ihtiyaçlarına uygun hastane ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu ihtiyacı karşılamak için Bezm-i Alem Valide Sultan hastaneyi kurulmasına öncülük etmiş ve kurdurduğu vakıf ile de hastane giderlerinin karşılanmasını sağlamıştır.

Yazımızın sonuna yaklaşırken şu notu eklemekte beis görmüyorum:

‘Bu gelişmelerden çıkaracağımız sonuç ecdattan gelen bu birikimin farkında olup yaptığımız iş her ne olursa olsun daima en iyisini yapmaktır. Çünkü en azından 5000 yıllık tarihimiz bizden bunu istemekte,mensubu olmaktan gurur duyduğumuz aziz Türk milleti bunu beklemektedir. Milletine faydalı işler yapmayı şiar edinirsek tüm bunların gerçekleşeceğinin kanaatindeyim.’   

Medeniyet Tasavvuru

C. Stephen EVANS
Din Dili Problemi

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

36216899