Gençlerden

        İnsan düşüncesinin ürünü olan müzik aynı zamanda duygusal bir rahatlama yoludur. Müzik yaratıldığı ortamla, çağın dünya görüşü ile, kısaca insan yaşamı ve toplumla, bütün diğer sanatlar gibi sıkıca bağlıdır. Müzik insanlara zevk, neşe ve eğlence kaynağı, aşkın ve hüznün ifade aracı olmasının yanında devlet ve millet birliğini oluşturan, halkı uyaran, savaşta orduya millî duygular vererek motivasyonunu sağlayan, yürüyüş ve hareketleri düzenleyen; dinî bakımdan ise iyi ruhları çağıran, kötü ruhları kovan bir kültür ve gelenek sembolü haline gelmiştir.

      İlk çağlardan itibaren Dünya’da büyüyen ve yayılan Türk’ler ise müzikteki ilerlemelerini gittikleri yerlere taşımışlar ve geliştirmişlerdir. Böylece müzik Türk halkının hayatında özel bir yer edinmiştir. Dünyadaki hiçbir kültürde, kendini bu kadar müziğinde yansıtan toplum yoktur denilebilir. Türk milleti, özünde var olan tüm nitelikleri, tarihsel süreç içinde geliştirip, bozmadan ve koruyarak günümüze aktarabilmiştir.  Ayrıca müzik bir milletin, estetik anlayışının, hayat tarzının, millî kimliğinin ve kültürünün de bir göstergesidir. Türk dilli halkların geçmişlerinin ve kültürlerinin dolayısıyla maddi ve manevi değerlerinin bir olduğu konusunda hiçbir şüphe yoktur. 

      İlk Türk boylarının tarih sahnesinde göründüğü Orta Asya’da, kopuz ve onun kullanılması ile halkın yaşayışının ifade edildiği ezgilerin varlığı bilinmektedir. Türkler İslamiyet’i kabul etmeden önce Şamanizm’in etkisinde kalarak dini görüşlerini yönlendirmişler, dini ayinlerinde müziği kullanmışlardır. Yuğ törenlerinde (yas günleri, ölülerinin arkasından yaptıkları törenler) toy ve şölenlerinde (yılın belli dönemlerinde yemekli eğlence törenleri), müziği bir etkileme gücü, ruhsal boşalımın bir aracı, eğlencelerinin bir parçası olarak kabul etmişlerdir. Ayrıca devlet, millet birliğini oluşturan; savaşta orduya duygu veren, yürüyüş ve hareketini düzenleyen de ses ve ritmdir.

     Dede Korkut hikayelerinden alıntılar, Orhun Anıtlarından kıssalar Türklerin halk müziğinin günlük yaşamın içerisine girdiğini bilmekteyiz. Özellikle Dede Korkut’un günümüze kadar ulaşan hikayeleri bu konudaki en değerli hazinelerden biridir. Dede Korkut’un kitabında İslamiyet’ten ve her türlü yabancı dinden arınmış, en eski Türk mitolojisinden birçok miti görmek ve duymak da mümkündür. Dede Korkut’a Türkmenler ve Orta Asya Türk’leri tarafından Korkut- Ata denmektedir. Korkut-Ata’dan Aşık Veysel’e; Aşık Paşadan Dadaloğlu’na; Pir Sultan Abdal’dan Karacaoğlan’a ;Köroğlu’ndan Kaygusuz Abdal’a tüm ozanlar, Türk insanındaki efendiliği, mertliği, ruh inceliğini satırlara dökmüşlerdir. Ozanlaryurt, doğa sevgisini şiirlerinde ön plana çıkartmış, toprak sevgisini temel bir öğe olarak kabul etmişler; karanlık dünyasının ak düşüncelerini, can dostları olan saz ile süslemişlerdir.

       Türk müzik kültürünün varoluş sebebi olan  müzik aletleri ise Türk halklarının hayatında özel bir yere sahiptir. Müzik aletleri bir milletin, estetik anlayışı, hayat tarzı, millî kimliği ve kültürünün bir göstergesidir. Müzik aletlerinin ilk yalın örnekleri, doğadaki türlü yansımaları, insan ve hayvan seslerini taklit etmekten ortaya çıkmıştır. Geçmişten günümüze kültür, estetik anlayış ve ihtiyaçlar neticesinde bazı değişikliklere uğramıştır. Her halkın müzik aletlerinin kendine has özellikleri bulunmaktadır. Bu da müzik aletlerinin millî bir hüviyete bürünmesine sebep teşkil etmiştir. 

       Müzik aletlerinin Eski Türk devirlerinden günümüze kadar intikal ederek nesilden nesle miras kalmıştır. Tarihten bugüne ulaşan müzik aletlerinin her birini Türk dünyasının müştereklerine bir delil, bir ispat olarak değerlendirmemiz gereklidir. Çünkü Türk halklarının arasındaki özel ortaklığı ispatlayan unsurlardan biri de sanattır. Sanat, halkları yakınlaştıran özel ve kudretli bir güçtür.

BİLİNEN EN ESKİ TÜRK TELLİ ÇALGISI: KOPUZ

      Türk müzik kültüründe çok önemli yer tutan ‘Kopuz’ kavramı üzerinde biraz durmak yerinde olacaktır. Türkler, bin yıldan fazla bir süredir dünyanın birçok bölgesine yayılmış ve çok farklı kültürlerle etkileşim içerisinde olmuşlardır. Bu sebeplerle kopuz adı başlangıçta belki tek bir çalgıyı ifade ediyorsa da günümüzde farklı çalgılara isim olmakta ve yine farklı şekillerde yazılıp söylenmektedir. Bilinen en eski Türk telli çalgısı olan “kopuz” un kökü, ilkçağ Hunlarına dayanır. Hunlarda destanlar, kahramanlık menkıbeleri, aşk türküleri saz şairleri tarafından kopuz eşliğinde söylenmiştir. Kopuz hakkında tesadüf edilen ilk metinler de Uygur Türklerine aittir. Uygur şehzadesinin fevkalade güzel kopuz çalıp söylediği ileri sürülmektedir. Uygurlardan sonra eski Türk hayat ve geleneklerini olduğu gibi korumuş olan Altay Türklerinin de kullandıkları başlıca müzik aleti kopuzdur.

ÇİFT TELLİ DOMBRA EVLERİN DUVARINI SÜSLER

        Dombra Kazak Türkleri arasında en yaygın değerli  telli çalgılarından sayılmaktadır. Halk arasında bu çalgıdan atalarının kalbinin  sesini gönül şarkısını dinledikleri inanılır. Bu yüzden Kazakistan’da duvarında dombra asılı ev yoktur diyebiliriz. Bir efsanede ise dombranın çift telli ve dokuz setin yapılma sebebi şöyle anlatılmaktadır: “Eski zamanlarda, dokuz nesil halkın tarihini hafızasında tutan yaşlı bir ozan varmış. Hayatının sonuna geldiğini hisseden yaşlı adam, tüm soy, akraba ve çocuklarını toplayıp: “ Benim göğsümde dokuz şecere korunmaktadır. Halkın hafızasında saklanacak bu bilgileri, kendimle beraber yaşlanan şu eski dombranın desteğiyle herkese anlattım. Ölmeden önce bildiklerimi kime bıraksam diye çok düşündüm ve bir çözüm bulamadım. Artık siz bilirsiniz”, demiş.Toplanan halk kendi arasında fikir alışverişinde bulunarak bu dokuz şecereyi yaşlı ozanın dombrasının çanağına dökelim, demişler. Bunca hazine dombranın boynundan akıp gitmesin hem de dokuz maddeyi sembolize etsin diye, dombraya dokuz set nota ve yaşlı ozanın hatırasına çalgının üzerine ikinci tel takmışlar. Böylece dombranın çanağı genişlemiş, boyu uzamış. Dombra o zamandan bu yana da çanağına dökülen sırları halkla paylaşmaktadır.”  Böylece dombranın boynu uzayıp, çift telli olarak geliştirilmiştir.

TÜRK MÜZİK ALETLERİYLE İLGİLİ MİTİK ANLATILAR, EFSANELER

       Eski çağlardan günümüze intikal eden miras olan müzik aletlerinin menşeini izah eden malzemeler arasında mitik anlatılar ile efsaneleri sayabiliriz.  Kazaklarda dombra veya sazın nasıl meydana geldiği konusunda birçok efsane mevcuttur.

        Bir anlatıya göre Korkut Ata eşsiz bir halk şairi, kopuz ve dombranınmucididir. Kazaklarda da Dede Korkut, ilk kopuzun mucididir. Korkut Ata’nın kopuzu nasıl yaptığı ile ilgili pek çok anlatı mevcuttur. Bir rivayete göre “ölümle savaşmaya karar veren Korkut Ata, insanlardan kaçar ancak gittiği her yerde ölümü görür. Her şey ona ölümü anlatır. Korkut Ata tek başına çektiği acı ve üzüntülerle Şirgay ağacından bir kopuz oyarak, ona teller geçirir. Bütün üzüntülerini kopuzu ile dile getirir”. Korkut Ata kopuzdan çıkan melodilere kendi ruhunu koymuş ve kopuzundan çıkan işitilmedik sesler bütün dünyaya yayılmıştır. Böylece ozanlığın ve ilk Türk çalgısı kabul edilen kopuzun kökenini Korkut Ata’ya bağlarken, ezgilerin vücut bulmasını da kopuza bağlamaktadır.

       Bir rivayete göre ilk dobranın nasıl yapıldığı Şöyle anlatılır : “Çok eski devirlerde bir genç dağlarda geyik avlayarak geçimini temin ediyormuş.  Bir gün yüksek bir yerde bir maral vurmuş. Onu aşağıya indirmek için işkembe ve bağırsaklarını boşaltmış. Aradan aylar geçtikten sonra avcı, maralı vurduğu yere tekrar gelmiş ve burada nereden geldiğini anlamadığı sesler duymuş. Dikkatle etrafına baktığında,  birkaç ay önce vurduğu maralın bağırsaklarının akbabalar tarafından yendikten sonra ağaç dallarına takılı kalmış olduğunu görmüş. Rüzgâr estikçe, dallara gerili bağırsaklardan farklı-farklı hoş sesler gelmekteymiş. Avcı genç, daldan bu bir çift kurumuş bağırsağı alıp eve getirmiş ve tahtadan yaptığı bir alete takmış. Bağırsaklara parmaklarıyla vurdukça ağaç dallarındaki gibi hoş sesler çıkmış” Bu sadece bu  gencin değil, onu dinleyen herkesin hoşuna gitmiş. Böylece gencin yapmış olduğu dombra herkesin sevdiği bir müzik aleti olmuş. Günümüzde de bazı yerlerde Kazaklar dombranın tellerini hâlâ kurutulmuş bağırsaklardan yapmaktadırlar.

ŞEYTANIN ENSTRÜMAN YAPIMINDAKİ ROLÜ

     Kopuz yapanların piri sayılan Korkut Ata’nın kopuz yapımı ile bilgileri şeytandan öğrendiğine dair rivayetler mevcuttur.. Efsaneye göre, “Korkut Ata ormanda yapacağı kopuz için uygun ağacı ararken şeytanlarla karşılaşır. Şeytanlar elindeki çalgıyı görmek isterler. Korkut Ata sazı gösterir, sonra oradan uzaklaşıp bir yere gizlenir ve şeytanların kendi aralarındaki konuşmalarını gizlice dinler. Şeytanlar Korkut Ata’nın kopuz yapamayacağını çünkü bunun sıradan bir ağaçtan yapılamayacağını söylerler. “Kopuz yapmak için iğde ağacının kuru  gövdesine bir yalak oymalı,  bu yalağı deve derisi ile kaplamalı, kişnemesi her yerden duyulan yaban aygırının  kuyruğundan da teller takmalı.  Bütün bu yapılanlar da kuru bir susağın kabuğundan yapılmış bir köprü ile tutturmalı ve telleri de Sasık- kuray bitkisinin zamkı ile reçinelenmeli, işte bu gerçek kopuz olur derler.”  Korkut Ata şeytanların dediklerini yapar ve güzel bir saz meydana gelir.  

       Dombra ile kopuzun boynundaki “şeytan perdesi” adı verilen eşik hakkındaki bir başka anlatıda da şöyledir: “Düşmanla mücadele sonucunda uzun yol kat ederek çok yorulan Colşıbay dinlenmek için mola verdiğinde ağaç dalından bir parçaya at kılını gererek ses çıkartmak ister ancak bunu başaramaz. Uykuya dalan Colşıbay, kendisinin yaptığı aletin sesinden uyanır. Aleti eline aldığında onun boyun civarından küçük ağaç desteği fark eder. Birisi bunu telin altına yerleştirmiş.” Halk arasında aletin boynundaki destek “şeytan desteği (perdesi)” olarak adlandırılmıştır. Türkmen halkında tuyduk (düdük) çalgısının arkasındaki tek deliğe de “şeytan deliği” denilir.

    Bu mitik anlatı ve efsanelerdeki şeytanın rolü bugün Anadolu’daki sazla ilgili inanışlarda da mevcuttur. Saz, şeytan icadı olarak bilinir. Âşık Dertli bir şiirinde bu inanışı eleştirerek “şeytan bunun neresinde” dizesiyle bu inanışa itiraz etmiştir. Ancak bu düşünce sazla ve onun menşei ile ilgili Orta Asya mit ve efsanelerinin birer bakiyesidir.

     Müzik sanatı tarih içerisinden bu günlere kadar gelmiş, bugün geliştirilerek yarınlarımıza aktarmamız gereken, öz ve öz Türk Kültürü’nün birer ürünüdür. Ve İnanıyorum ki kendi kültürlerine sahip çıkmayan milletler, bunun cezasını, yok olmayla karşı karşıya kaldıklarında ödeyeceklerdir.

Merve GÖKSEL 
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

38386492