19 Mayıs 2022

Voltaire, Felsefe Sözlüğü‘nde insan bahsinde şöyle bir mitten bahseder*:

İnsan yaratıldıktan sonra yaşayacağı zamanın, yani ömrünün tespiti meselesi kaldı. Zeus, insanın, normal olarak 25 sene yaşamasını kâfi görüyordu, insan sızlandı. 25 senede ne yapabilecekti? Aşağı yukarı bunun yarısı uyku ile geçecekti. Çocukluk devrini de çıkarınca geriye birşey kalmayacaktı.

Zeus “Ne yapayım; en son yaratıldığın için güçlü olmak, hızlı uçmak, çok uzaklardan görmek, iyi koku almak vasıfları gibi uzun ömür de diğer mahlûklara dağıtıldı.” dedi.

İnsan ağlayarak yalvarmasına devam etti. O sırada onun yanında şu altı hayvan bulunuyordu: Tırtıl, Kelebek, Tavus, Beygir, Tilki, Maymun. Hayatı tatlı bularak çok yaşamak için çırpınan insan, Zeus’a bu hayvanları göstererek, “Bunların ömürlerinden al bana ver, ben üstün bir mahlukum, benim çok yaşamam lazım, onlar yaşamasalar da olur.” dedi.

 

Baş-Tanrı bunun haksızlık olacağını, tanrıların nazarında her mahlukun eşit olduğunu ileri sürerek, insanın, ömrünün belirli zamanlarında o hayvanların hayatını yaşamasını, yani o hayvanlar gibi ömür sürmesini şart koşarak hayatını uzattı. Bu sebeptendir ki, yeni doğan bir insan yavrusu evvelce Tırtıl gibi yerde sürünür emekler, bu bebeklik devridir. Sonra Kelebekler gibi neşe ile koşar, oynar, bu çocukluk çağıdır. Zaman geçince bilhassa on beşinden sonra gençlik çağı başlar. Bu evrede insan Tavus hayatını yaşar, onun gibi gururlanır. 25-30 yaşından sonra ev-bark sahibi olunca üzüntüler, kederler başlar; o zaman Beygir gibi hayatın yükünü çekmek icap eder. İnsan kırkından sonra tecrübe sahibi olur, olgunlaşır, bu devrede Tilki gibi kurnaz olur, ellisinden, altmışından sonra da insan Maymun gibi çirkinleşir.

Bu mitin çağrıştırdığı çok şey var aslında. Temel olarak hayatın, belirli dönemlerde farklı şekillere büründüğü, hayvanların özellikleri üzerinden anlatılmaya çalışılmış. Hayat, sürekli yenilenmek; sürekli yeniden ve yeniden doğmak demek. Her uykuya dalış bir çeşit sonlanış, her yeni gün, yeni bir hayata doğuş demek. Ebeveynlerin bedeninde birer hücreye mahkum olarak yaşanan hayat, hücrelerin birleşmesiyle anne rahminde daha geniş bir alanda varlık bulur. Sancılı bir doğumla anne karnından yer yüzüne, yine -anne rahmine göre- daha geniş bir evrene geçiş gerçekleşir. Her seferinde adım atılan bir sonraki evren daha geniş ama bir önceki ortama göre daha korunaksızdır. Yaşamak, bir sonraki evrene cesaretle yol almak ile bir önceki korunaklı alana tekrar geri kaçış özlemi arasında yaşanan mücadele şeklindedir. Hayatı yaşayabilenler, sürekli ileri doğru hareket edebilme cesaretine sahip olabilenlerdir. Yeniden doğuşlar, yeni evrenlere geçişler, ölünceye kadar devam eder… Okula başlarken evden ayrılmak da, aile ortamından ayrılıp yeni bir hayat kurmak da hep sancılıdır… Ergenliğe geçişte yaşanan bedensel değişim ve dönüşümün benzeri ilerleyen yaşlarda zihinsel olarak yaşanır… Ve ölüm… Korunaklı görünen ama daracık bu evrenden, daha geniş olanına, -sancılı da olsa- yeniden doğum, yeni bir doğuş değil midir?

*Can Ş. Klasik Yunan Mitolojisi. Ötüken Yayınları,  İstanbul 2014.

 

Bu kategorideki Makalelerden