Güncel Yazılar

Bir haber metninde, rûhun kaç gram geldiği husûsunda asparagas cümleler vardı. Boş kalan insanın, nelerle uğraşabileceğinin emsâl teşkil edecek bir hâli, bu rûh tartıcılığı. Ne diyelim? İnsan bu, mechûl!...

Rene Grousset’nin Le Réveil de l'Asie  (Asya’nın Uyanışı) isimli eseri, 1924 yılında, yâni Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yaşı içinde neşredilmiştir.

Kendi ölçüleri içinde tarafsız kalmaya çalışsa da, Fransızlığı her kalem hareketine akseden Grousset, bâzen bütün Hristiyanlar adına sözcülük yapmaya niyet ediyor. Fakat en küçük bir hece kaymasında, Fransız şuûruna ilticâ ile müttefik bile olsa, başka Nasrânîlere balta sallıyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasını temin eden faktörler arasında “Şark Mes’elesi” adını taşıyan etiket, pek çok lâf grubunun ambalajına yapıştırılmıştır. Hemen her söze ve kaleme sarılanın, kendine mahsûs bir “Şark Mes’elesi” açma tarzı görüldü.

Rene Grousset de, Fransa’yı ve Fransız emperyalizmini, Dünyâ dertleriyle birlikte “Şark Mes’elesi”ne çâre gösterme cehdine girişiyor. Ona göre Suriye ve Filistin toprakları, daha Birinci Dünyâ Savaşı’ndan önce Fransa’nın millî arâzisi hâline gelmişmiş. Bu durumda biz, hesâbı zor bir şehîd listesini beyhûde yere mi kabarttık?

Ezcümle, kendi gücünü kaybedip de, başkalarının sırtına dayanarak yürümeye çalışan devletlere, oyuncak haysiyeti bile tanınmıyor. Grousset’ye bu cür’eti veren ahvâlin en mühimleri, elbette bizim te’lifimiz. Sebebi dışarıda aramanın hiç mi hiç, yeri yok...

Fedâkarlığın bin bir çeşidi var. En yukarıdaki, “can”la yapılanı, Bu, aynı zamanda uğruna can verilen mefhûm hakkında da değer biçen bir fiil. Yâni, sevginin âyârı ile sevilenin bahâsı pazar yerinde buluşuyor.

Fuzûlî dilinde “can fedâ etme”nin şiir hil’ati giymiş şekli, bakın mısrâlara nasıl dökülmüş:

“Min cân olaydı kâş men-i dil-şikestede

Tâ her biriyle bir kez olaydım fidâ sanâ”

(Keşke kırık gönüllü bende bin can olsaydı da, onların her biriyle sana fedâ olsaydım.)

Fuzûlî haddehânesinde dövülen harf kalıpları, kelimeye dönüşürken, işte böyle alev olukları meydâna getiriyor. “Büyük şâir” olmak, gâliba Fuzûli olmak mânâsına kullanılan bir tâbir. Fedâkârlığı, bir ibtilâ hâlinde lezzete kavuşturan ve onu “can” ticâretine timsâl kılan şâir, kurduğu sofrada ne kadar bahtiyâr görünüyor.

Hırs ve tamâhın esir aldığı Milenyum Çağı (!) insanının, Fuzûlî dilinden mesajlar çıkarabileceğini ummak, tam bir safdillik olur. Mevcut eğitim sistemiyle Fuzûlî’ye nüfûz edecek dikkatten iyice uzaklaştık.

Obezite ahvâlini Hasan Sabbâh mantığıyla ağzında geveleyen bir nesle, Fuzûlî; hem ağır gelir, hem de bu niyet pek fuzûlî olur...

 

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18599230