16 Ocak 2022

Mehdi inancı birçok din ve kültürde var olan bir inanıştır. Mehdi terimi, kıyametten önce gelmesi beklenen kişi anlamında kültürümüze yerleşmiş bir kavramdır. Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.), aynı zamanda son hidayet rehberidir. Ondan sonra hâlâ bir hidayet rehberi beklemek akla ziyandır. İlk dönemlerde bu terim, sadece Arapça’daki kelime manasıyla, Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonra dört halife için de kullanılmıştı sonraları özellikle Şia’nın etkisiyle iyice yerleşmiş ve adeta birileri tarafından, özellikle tasavvufi gruplarda, Sünni inanışın vazgeçilmezi olarak kabul ettirilmiştir. Halbuki bu inanışın Sünni kitaplara girişi çok çok sonralarıdır. Ne Kur’an-ı Kerim’de, ne de Buhari ve Müslim’de mehdi inancıyla ilgili tek bir kelime yoktur. Ebu Hanife, Eşari ve Maturidi gibi ilk alimler de bundan asla bahsetmezler. Kendisini Ehl-i Sünnet’in müdafii olarak gören bazı Hanefi görünümlü çağdaş Selefi İlahiyatçı ve İlahiyatçı olmayan zevat mehdilikle ilgili hemen savunmaya geçtiler. Bunlardan birine göre meğer mehdi inancı, mütevatir hadislere dayanıyormuş. Buradaki tevatür de usul-i fıkıhtaki meşhura tekabül ediyormuş. Ama yine aynı zata göre, her nasılsa Ehl-i Sünnet inancında mehdi beklemek diye bir davranış kodu yokmuş (!!!) ve mehdi, tarih boyunca bu ümmetin yetiştirdiği karizmatik liderlerden bir lidermiş. Hatasız ve sorgulanamaz değilmiş… 

Kendince allamelik taslayan ve milletin kafasını birtakım yalan yanlış bilgilerle karıştırmaktan başka bir iş yapmayan bu zat ve benzerleri; tarih boyunca İslam toplumlarında ne kadar mehdi taslağı çıktığını, bunların ne gibi fitneler ürettiklerini, hatta buna inananların, zulme ve adaletsizliğe uğradığında, mehdinin gelip kaldıracağı ümidiyle, nasıl hiçbir müdahalede bulunmadıklarını, ülkemizin her tarafında, özellikle de eski camilerin etrafında, bu mehdilerden mebzul miktarda olduğunu ve sadece FETÖ/PDY değil diğer bazı dini grupların da kendi liderlerini mehdi olarak kabul ettiklerini görmezden geliyorlar. Konunun güncelliği bakımından özellikle şunu belirtmek gerekir ki, FETÖ/PDY’nin içinde doğduğu ve sonradan ayrıştığı hareket, nur hareketidir. Bu hareketin manevi önderi olan Said Nursi de, eserlerinde bu inançtan bahsetmiş ve mehdî’nin sadece bir şahıs olmayabileceğini, bunun bir hareket, bir cemaat, hatta bir müceddid (ıslahçı) olabileceğini ve insanüstü özelliklerinin de bulunmadığını söylemiştir. Ancak Said Nursi, aynı zamanda kendi döneminin bir mehdî bekleme dönemi olmadığına da işaret etmiştir. Çünkü ona göre her dönem kendi şartları ve imkanlarıyla mücadele yöntemi geliştirilecektir, bu bakımdan artık ilim ve felsefenin, teknolojinin getirdiği yeni imkanlar kullanılmalıdır. Said Nursi’ye göre mehdînin bu görevini onun yolundan giden, hidayet üzere bulunan bir grup üstlenmelidir ki, işte bu grup, manevi olarak Ehl-i Beyt’ten sayılan Risale-i Nur talebeleridir. Yani, Risale-i Nur’un şahs-ı manevisi mehdî’dir. Said Nursi, zaman zaman mehdinin çıkacağı muhtemel tarihi de çeşitli hurufi ve cifrî yöntemlerle belirlemeye çalışmıştır. Bunları Said Nursi’yi karalamak üzere değil bir gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koymak için bir örnek olmak üzere yazıyoruz. Zaten onun bu görüşleri klasik bazı sonraki sufi kaynaklarda da vardır. Meselâ, İmam Rabbani, Mektubat’ta, mehdinin Hz. Ali soyundan tarikat-ı aliyye üzerine ve silsile-i aliyyeyi tamamlamak için geleceğini bildirmektedir. 

Mehdi ile ilgili rivayetlerin Buhari ve Müslim dışındaki bazı Kütüb-i Sitte kaynaklarında veya diğer hadis kaynaklarında kıyamet alametleri ile ilgili rivayetlerde geçtiği doğrudur. Ancak bu hadislerin sıhhati tartışmalı olduğu gibi senetlerindeki en az bir ravinin şiddetle tenkit edildiği bilinmektedir. Dolayısıyla bunlardan bir mehdi inancı asla çıkarılamaz. Zaten ilk dönem uleması da sonraki dönem pek çok alim de bir mehdi inancından asla bahsetmemiştir. Ülkemizdeki sözde gelenekçiler veya Hanefi görünümlü çağdaş selefiler, bu konuda son dönemde ilmi ve aklı esas alarak güzel araştırmalar yapan insanları maalesef Ehl-i Sünnet düşmanı veya modernist diye suçlamaktadırlar. 

Bakın 15. asrın meşhur alimlerinden ve modernistlerinden (!!!!) aynı zamanda sufilerinden üstad Şeyh Bedreddin, mehdi hakkında VARİDAT’ında neler söylüyor: 

“Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in döneminde bazı kişiler, kıyametin gerçekleşeceğini, Deccal’in ve Dabbetü’l-Arz’ın ortaya çıkacağını bekliyorlardı ve bunların zamanlarında gerçekleşeceğini zannediyorlardı. Bu beklentileri kitaplarda da belirtilmiştir. Daha sonra gelenler, bu durumların kendi dönemlerinde gerçekleşeceğini sandılar ve bu hususta kitaplar yazanları da oldu. Bazıları bu olayların üçyüzüncü yıl içinde cereyan edeceğini, bazıları ise, Mehdi’nin ve Hâtemül‐Vilâye’nin çıkışıyla birlikte yedi yüzyıl ile sekiz yüzyıl arasında gerçekleşeceğini ileri sürdüler. Hâlbuki Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in zamanından bugüne dek sekiz yüz yıl gelip geçtiği halde, onların söyledikleri ve câhil halk tabakasının tahayyül ettiği gibi herhangi bir olay gerçekleşmedi. Bunların söylediklerinden hiç biri yıllar geçse de gerçekleşmeyecek... Toz duman ortadan kalkınca, altındakinin eşek mi yoksa at mı olduğunu göreceksin”.

O halde bu topluma yegâne mehdinin (doğru yolu gösteren rehberin) Kur’an ve Allah Rasulü (s.a.v.) olduğunu anlatamazsanız koca koca okumuş çocuklar aklı ve iz’anı bir kenara bırakıp göz göre göre saçmalıklara inanırlar ve hatta Allah korusun yakın zamanda görüldüğü gibi vatana bile ihanet edebilirler.

 

Bu kategorideki Makalelerden