1 Aralık 2021

Giriş

Şah I. Abbas devrinde en parlak dönemini yaşayan Safevi Hanedanı O’nun 1629’da vefat etmesi ile yavaş yavaş inişe geçmiştir. Buna ilaveten Şah Safi (1629-1642) ve Şah II. Abbas (1642-1668) devirlerinde ülkenin barış ve huzuru muhafaza edilebilmişti. Fakat Şah Süleyman’ın 1668’de iktidara gelmesiyle birlikte ülke hızla bir anarşi ve buhran ortamına sürüklenmiştir (Savory, 1980: 226; Arunova-Eşrefyan, 2015: 39-57).

Safevi Hanedanlığının yıkılışının sebeplerini şu ana başlıklar altında toplayabiliriz:

  • Şah I. İsmail’in devleti üzerinde temellendirdiği teokratik yapının yok edilerek yerine dinamik bir ideolojinin getirilememesi,
  • Safevi ordu teşkilatının bozulması, buna bağlı olarak ordunun masraflarının karşılanamaz hale gelmesi ve yeni (Kullar-Gulaman-i hassa-i şerife), eski (Türk asıllı Kızılbaş hanlarının kuvvetleri) zümreler arasındaki büyük nedeniyle Kızılbaşlar ile Kullar arasındaki dengenin bozulması ve Kulların Kızılbaşlar aleyhinde kanunsuz genişlemesi ve güçlenmesi (Sümer, 1992: 149),
  • Şah Abbas’ın ölümünden itibaren tahta geçen şahların iyi yetişmemiş olmaları ve bilhassa harem hayatı ve içkiye düşkün olmaları,
  • Devletin konfederasyon yapısının Osmanlı Devletinde olduğu gibi kabile asabiyetinin veya teşkilatının yıkılarak muhtelif kabilelerin yoğrulmasından doğan tek bir millet teşekkülü haline gelememesi;

         Safevi Hanedanlığı’nın yıkılışı ile alakalı yukarıda ki sebepler son Safevi hükümdarı Şah Hüseyn devrinde daha belirgin hale gelecek, ülke tam bir anarji ve kaos içerisinde sürüklenirken, Safevi Hanedanlığı’nın da parçalanması ile neticelenecektir (Ateş, 2001: 11).

  1. Nadir Şah Avşar Kimdir

Avşarlar hanedanının ilk hükümdarı olan Nadir Şah Avşar, Oğuz (Türkmen) elinin Avşar (Afşar) boyuna mensup olduğundan dolayı bu hanedana İran kaynaklarında Afşariyye (Afşarlılar) denilmektedir. Türk ilim aleminin de ise aynı hanedan Afşarlar olarak tanınmaktadır (Sümer, 1991: 164; Ateş, 1995: 93-95).

Nadir Şah (asıl adı Nedr-Nezr Kuli), Horasan’daki Ebiverd sınır yöresinde yaşayan Avşar boyunun Kırklu obasına mensup idi (Köprülü, 2006: 36; Afşar, 2014:32; Süleymanov, 2010:11). Bazı kaynaklarda babası İmam Kuli’nin deriden elbise dikicisi (postîn-dûz) olduğu rivayet edilir. Nadir Şah’ında Kırklu obasının mütevazi bir mensubu olduğu tahmin edilmektedir. Soyluluk geleneklerine son derece bağlı olan göçebe topluluklarında bu gibi şahsiyetlerin yükselmelerinin pek güç olduğu bir vâkıadır. Genç yaşında Abiverd sınır bölgesi valisi Köse Ahmedli Ali Bey’in adamları arasına katılan Nedir Şah, başarıları ile temayüz etti ve Köse Ahmedli Ali Bey’in damadı oldu. Köse Ahmedli Ali Bey’in 1723 yılında vefat etmesi ile onun yerine geçen Nadir Şah, İran’ın Gılcaylar tarafından işgali üzerine Sistan melik’i Mahmud Şah’a katıldı (Fraser, 1742: 97-105; Özcan, 2002: 47). Kısa süre zarfında Meşhed bölgesinde ağırlığını hissettirmeye başladı (Yazıcı, 2010: 21). Ancak ne olursa olsun Nedr Kuli veyahut Nadir Şah, sahip olduğu birçok yüksek meziyetlerle kendi tarihçinin bile yazmaktan usandığı sayısız mücadelelerden sonra Horasan’ın tanınmış emirlerinden biri halene geldi (1137/1725).

  1. Nadir Şah Avşar’ın Doğu Politikası

Osmanlı ve Rus baskısı ile sıkıntılı günler yaşayan Safevi hükümdarı II. Tahmasb (1712-1732) kendisinden yardım talebinde bulunmuştu. Nadir Şah, bundan sonra ‘‘Tahmasb Kulu Han’’ unvanı ile Safevi Hanedanı’nda da ağırlığını hissettirmeye başladı. Tahmasb adına Gılcayları mağlub ederek İsfahan ve Şiraz’ı geri aldı (1729). Bu esnada kendisine güven gelen Tahmasb, Osmanlıların daha önce ele geçirdiği topraklarını tahliye etmelerini talep etti. Ardından da Nadir Şah, Nihavend ve Malayir’de Osmanlıları yenilgiye uğratarak Hemedan’ı geri aldı. Daha sonra da Tebriz Şehri’ne girdi (1730). Neticede Nadir Şah, Irak-ı Acem ve Azerbaycan’da Osmanlı Devleti’nin ele geçirdiği toprakları yeniden hakim olmuştu (Sümer, 1991: 64).

Kısa bir süre sonra Doğuya yönelen Nadir Şah, Abdaliler üzerine yürüyerek 1732’de Herat’ı aldı. Nadir Şah doğuda iken Tahmasb Osmanlı Devleti ile yeni bir mücadeleye girmiş ise de mağlup olarak bir anlaşma imzalamak zorunda kalmıştı. Bu anlaşmayı tanımadığını ilan eden Nadir Şah, hemen İsfahan’a dönerek Şah Tahmasb’ı tahtan indirdi. Onun henüz birkaç aylık oğlu III. Abbas’ı tahta çıkardı. Çok küçük yaşta olması hasebiyle Nadir Şah, ‘‘vekiüd-devle’’ unvanı ile Safevi tahtının kontrolünü eline aldı (Özcan 2002: 48).

1733’de Bağdat’ı kuşatan Nadir Şah bir ara şehre girdi ise de, aynı yılın Temmuz’unda Topal Osman Paşa kuvvetleri karşısında tutunamayarak Hemedan’a geri döndü. Birkaç aylık bir sürecinin ardından yeniden Irak’a yöneldi. 1733 yılında Kerkük’ün kuzeyinde Akderbend mevkiinde Osmanlı ordusunu mağlup etti. Fakat İran’da kendisine karşı bir hareket başladığını haber alınca geri dönmek zorunda kaldı. Durumu kontrol altına aldıktan sonra, İsfahan’a geçerek burada Osmanlı devletine karşı Ruslar ile ittifak yaptı. Ardından Osmanlı topraklarına yöneldi. 1735 haziranın da sekiz ay kadar süren bir muhasaradan sonra Gence’yi, akabinde Revan, Tiflis ve Erivan’ı da ele geçirerek Kars’a doğru harekete geçecektir (Sırrı Efendi, 2012: 3-32).

İran’ı istila eden Abdalileri ve Gılcayları ülkesinden çıkardıktan sonra batıda Osmanlılar ile mücadeleye girişen Nadir Şah, Osmanlı kuvvetlerini 1735Te arpaccay’d mağlup ederek, Safevilerin daha önce batıda kaybettikleri bütün toprakları geri almayı başardı (Lockhart, 1938: 88). Bu savaştan sonra Osmanlı-İran sınırının geçerli olması yolunda bir anlaşma imzalandı.

Bu başarılarının ardından 1736 yılında Mugan steplerinde devlet adamları, ordu komutanları, ileri gelenler ve ulemanın katılımı ile bir kurultay toplayan Nadir Şah, artık İran’ın istikrara kavuştuğunu ifade ederek, İran’ı Safevi hanedanına bırakarak Horasan’a dönmek istediğini açıklayınca, sayıları 20 bini bulduğu söylenen kurultay katılımcıları Nadir Şah’dan İran’ı terk etmemesini istediler. Bu gelişme üzerine Nadir Şah Osmanlılar ile İran arasında mütemadiyen savaşlara sebep olan Türklerin arasını Şah İsmail’in başlattığı aşırı Şii anlayışının terk edilerek mutedil Caferi mezhebinin benimsenmesini kaydı ile bu isteği kabul etti. Kurultaya katılanlar bu talebi kabul ettiklerini belirten bir belgeyi de ayrıca imzaladılar (Afşar, 2014: 64-80; Sümer, 1991: 64).

Osmanlı devleti ile yapılan barış görüşmelerinde bu durum bildirilerek Osmanlı Devletinin de Caferi mezhebini beşinci hak mezhebi olarak tanımalarını ve Mekke’de Caferiler adına bir rükün açılması istendi (Ateş, 1995: 99-101).

Daha sonra 8 mart 1736’da Nadir Şah Safevi tahtına oturdu[1].

Osmanlı devleti ile Rusya arasında vuku bulan savaş sebebi ile batıda emniyetin sağlandığından hareketle yönünü doğuya çevirdi. 10 Kasım 1736’da Isfahan’dan harekete geçen Nadir Şah, Kirman ve Sistan üzerinden Farah, Dalhak ve Dilaram’a ulaştıktan sonra 3 Şubat 1737’de Girişk’e girmişti (Yazıcı, 2010: 23). Onun argandab nehrinin batı kıyısında karargah kurduğunun haberini alan Gılcaylar, hemen harekete geçmişlerdi. Fakat Nadir Şah’ın ordusunda yer alan Abdali kabilesinden Abdulgani Han, Gılcaylar üzerine yürüyerek onları bozguna uğrattı (Lockhart, 1938: 114). Bu ilk çarpışmanın ardından Nadir Şah, Kandahar önlerine gelerek şehri muhasara altına aldı. Nisan 1737’de başlayan kuşatma, 12 Mart 1738’de şehrin düşmesi ile son buldu (Bayur, 1987: 2).

Nadir Şah, Kandahar’ı ele geçirdikten sonra bölgede yeni düzenlemeler yaparak, yıllardır maiyetinde bulunan Abdalileri mükafatlandırdı. Abdulgani Han Alikozay’a Kandahar valiliğine tayin ederken, diğer Abdali kabilesi ileri gelenlerini de Girişk, Bust ve Zamindaver verilmişti. Bu esnada Gılcaylar tarafından Meşhed, Nişabur ve Horasan’a sürülmüş olan Abdalilerin Kandahar’a dönmelerine izin verildi.Böylelikle Gılcayların yurdu tamamıyla ele geçirilmiş oluyordu. Diğer Gılcay toprakları üç kısıma ayrıldı. Zemindaver, Nur Muhammed Han liderliğindeki Alizaylara; Argandab, Abdulgani Han’ın kabilesi Alikozaylara ve kalan yerler de Bazakzaylara verildi. Herat Şahri ise kısmen Sadozaylara bırakılmıştı (Bhattacharjee, 1988: 22).

  1. Nadir Şah Avşar’ın Hindistan Seferinin Nedenleri

Nadir Şah, Kandahar’a yürümeden, daha Isfahanda bulunurken Türk-Hint (Gürkanlı) Hükümdarı Muhammed Şah’a elçiler göndererek Batı Afganistan’ın hakimiyeti için mücadele eden Abdaliler’e karşı Gılcaylar’ın himaye edilmemesini talep etmişti. Ancak gönderilen elçilerden bir haber alınamamıştı. Bunun üzerine Afganistan’ın zapturap altına alınması için Gılcaylar’ın sınırı ihlal etmelerini ileri sürüyordu (Sevinç, 2011: 14-15).

Nadir Şah Avşar’da geçmiş fatihlerden Gazneli Mahmut, Cengiz Han, Emir Timur ve Babür Şah gibi güneye inen yolların düğüm noktasını teşkil eden Afganistan’ı ele geçirerek Hindistan’ı fethetmeyi düşünmüştü. Hindistan’ın efsanevi zenginliklerinin yanı sıra kendisinden önceki hükümdarların bu ülkeye yaptıkları seferler ile şöhretlerinin ölümsüzleştiği düşüncesi, Nadir Şah’ı böyle bir düşünceye sevk etmişti (Sevinç, 2011: 15). Buna ilaveten İran, Osmanlı ile yaptığı uzun savaşlar nedeni ile ekonomik bir çöküntü içerisine girmişti. Bu nedenle Hindistan sefer ile hem halkın refah seviyesini yükseltecek, hem de dönüşte Osmanlılar ile mücadele için yeterli kaynağa ulaşmış olacaktı. Bu amaç ile Hindistan’ın ele geçirip boşalan hazinesini tekrar doldurmayı amaçlıyordu (Minorsky, 2001: 25).

Neticede 10 Mayıs 1738’de Nadirbad’dan harekete geçen Nadir Şah Avşar, önce Afganistan’ı Hint kıtasına bağlayan Gazne Şehrini, ardından Kabil’i kontrol altına almıştı. Böylelikle Gılcaylar’ı iyice sindirdiği gibi, jeopolitik olarak Afganistan’ı Hindistan’dan ayırmıştı. Böylece tarihin en eski zamanlarından beri Türkistan, Hindistan ve orta Doğu’yu birbirine bağlayan Afganistan’ı ele geçirerek, Hindistan’a yönelişini daha belirgin hale getirmişti.

                    3.1. Nadir Şah Avşar’ın Hindistan (Gürkanlı Devleti) Fethi

Emir Timur’un torunlarından Zahir-al Din Muhammed Babür, Türkistan’da 1494 yılında henüz 11 yaşında iken babasının vefatı üzerine tahta geçmişti. Güç koşullar altında akrabaları ve kumandanları ile uğraşırken, Özbek Hanı Şiban’a mağlup olup Taşkent2e çekilmişti. Başarısızlıklara rağmen Babür Şah, maiyetine topladığı Türk ve Moğollardan oluşan kuvvetli bir ordu ile 1504’te Hindukuş Dağları’nı aşarak Kabil’i ele geçirebilmişti. Hindukuş ile Gazne arasındaki toprakları asker ve kumandanlara taksim ettiği gibi, Özbek istilası sonunda Semerkand Fergana ve Hisar’dan kaçıp gelenleri de bu bölgelere yerleştirmişti. Babür Şah, bu suretle Hind İmparatorluğu’nun temellerini, Hind istilası için çok müsait bir yer olan Kabil’de kurmuştu. 1505 yılında Sind Nehri kıyılarına kadar ilerleyerek padişah unvanını almış ve Timurlular hanedanının lideri olmuştu. Sünni olmasına rağmen, Maveraünnehir bölgesini ele geçirmede kendisine hizmet eden Safevi hükümdarı Şah İsmail’e tabi hale gelmişti (1511). 4 yıl sonra 15 Şubat 1519 tarihinde Hindistan’da Seyhun, Sind ve Belucistan2ı içine alan geniş bir bölgeyi ele geçirmişti. 21 Nisan 1526 yılına gelindiğinde Banipap’ta Hind Hükümdarı İbrahim Ludi’yi mağlup ederek Hind-Türk hükümdarlığının temelini atmıştı (Dames, 1997: 521). 1537 yılında ölünceye kadar her geçen gün Hindistan’daki ağırlığını biraz daha artırarak bölgeye hakim olmuştu (Köprülü, 2001: 180-183). Babür Şah’tan sonra Türklerin Hindistan’daki hakimiyetleri 1707 yılına kadar devam etmişti. Son güçlü hükümdar Avrangzib’in devrinde devletin sınırları Kabil’den Bengal körfezine kadar genişlemişti. Bilhassa Hindistan bu tarihe kadar devletin sınırları dışında iken güneydeki Hint kale ve şehirlerini alarak Hindistan içlerine kadar girilmişti. Fakat 1707’de onun ölümünün ardından devlet iyice zayıflayarak yıkılış emareleri görülmeye başlamıştı (Sykes, 1930: 258).

Avrangzib’ten sonra iktidara gelen halefleri zamanında durum daha da kötüye gidiyordu. Ondan sonra tahta çıkan Bahadur Şah (177-1721) nazik ve yumuşak mizaçlı, Cihandar Şah (1712-1713), kötü ahlaklıi Farruhsiyar (1713-1719), zamanında ise devlet oldukça zayıf duruma gelmişti. 1719 yılında hükümdar olan Muhammet Şah devrinde başarılı bir yönetim sergilenmediği gibi kadınlar devlet yönetiminde nüfuz sahibi olmaya başlamıştı. 1725 yılında çeşitli iç entrikalar sonuçunda Gürkanlı ve Haydarabad Devleti olmak üzere ikiye ayrılmış ve yerli Marata akınları ile de iyice yıpranmış yıkılmaya yüz tutmuştu (Sevinç, 2011: 16).

Merkezi yönetimin zayıflığı, saraydaki hizipleşmeler, sınır bölgelerinde gerekli savunma tedbirlerinin alınmaması gibi nedenler, Nadir Şah Avşar’ın işini oldukça kolaylaştırmıştı (Sykes, 1930: 258-259). Kabil’den Hindistan’a harekete geçen Nadir Şah, sırasıyla Celalabad, Peşaver ve Lahor’u güçlük çekmeden, kolayca ele geçirmişti. 6 Şubat 1739’da Lahor’dan hareket eden Nadir Şah Avşar, 16 şubat 1739’da Hindistan sınırına varmıştı. Onun Hindistan2a geldiğini duyan Gürkanlı Hükümdarı Muhammed Şah, hemen bütün ülkede asker toplamaya başlamıştı. Nadir Şah Avşar, Muhammed Şah’ın ordusu hakkında bilgi toplamış ve Gürkanlı Devletinin ordusunun çok kalabalık, seçkin askerler ile savaşta kullanılmak üzere 2000 fil ile çok sayıda top ve çeşitli savaş malzemesine sahip olduğu bilgisine erişmişti. Nadir Şah, 25 fersah ilerleyerek Feyz ırmağının kıyısında oturağa geçip, top arabalarını zincirler ile birbirine bağlayıp etrafını kuşatarak savaşa hazır hale gelmişti. Nehirden geçişleri kontrol etmek için nehir tarafını askerlerle kuşatırken, Muhammet Şah’ın ordusu hakkında bilgi sahibi olamk için 6 bin seçkin askerini keşfe gönderdi. 17 Şubat 1739 tarihinde ordusunun başına geçen Nadir Şah, ordusu ile birlikte hareket ederek 12 fersah mesafede RacaYolu isimli yerde konakladıktan sonra 18 Şubat’ta 8 fersah ileride bulunan Atbala Kasabasına varmıştı. Adım adım ilerler iken keşif kuvvetleri Muhammed Şah’ın bir miktar askeri ile karşılaşmış, birçoğu orada imha edilmiş, esir edilenler ile Muhammed Şah’ın ordusu hakkında bilgiler teyit edilmişti. Bunun üzerine karavulları önden gönderen Nadir Şah, Muhammed Şah’ın ordugahı olan Karnel’in Azim-abad’a 6 fersah uzaklıkta olduğunu; bu yolun 4 fersahlık mesafesi ormanlık, geriye kalan kısmı ise açık bir alan olduğunu öğrenmişti. Bu bilgiler ışığında ordusunu iki kola ayırıp, bir kolu Muhammed Şah’ın ordusunun üzerine Sind (İndus) tarafına, kendisinin başında bulunduğu orduyu ise Şah-abaddan kalkarak 12 fersahlık uzaklıktaki Tanıser isimli yerde konağa geçti. 22 Şubat’ta ordusu ve topları ile Cihanabad (Delhi)Kalesi önüne gelerek kaleyi muhasara ederek fethetmişti. Ardından Feyz Irmağı’ndan Muhammet Şah’ın ordusuna iki fersah uzaklıktaki geniş ve açık bir alanda ordugahını kurmuş, otağını ise Gürkanlı askerlerini görebileceği bir yere yerleştirmişti. Akşam vakti keşfe çıkan birliklerinin verdiği malumat doğrultusunda Muhammet Şah’ın 40.000 askeri ile oldukça fazla cephane ve topa sahp olduğu anlaşılmıştı. İlaveten Muhammet Şah’a yardım için geriden gelen askerler olup, bunların Paniyet isimli yerde konakladıkları sırada bir grup karavul ormanlık alandan baskın yaparak bir kaçını esir alıp Nadir Şah’ın huzuruna çıkardılar (Sevinç, 2011: 17)

Akşam Nadir Şah’ın otağında bir toplantı tertip edilerek, toplantıda Gürkanlı ordusunun açık bir alana çekilmesi ve bir meydan savaşı yapılması hususunda karar kılındı. 24 Şubat 1739 tarihinde hareket düzeni alan Nadir Şah’ın ordusu Cihanabad’a yakın Feyz Irmağı kenarına gidilerek Derya-yı Çula bir buçuk fersah uzaklıkta bulunan konağa geçerek ordusunu üç kola ayıran Nadir Şah, bir kolun başına oğlu Nasrullah Mirza’yı geçirmişti. Muhammet Şah’ın ordusu da bir süre sonra sipah saları komutasında filler, toplar, ve askerleri ile bu sahraya gelerek İran ordusuna yarım fersah uzaklıkta alaylarını yerleştirmişti. Bu tam da Nadir Şah Avşar’ın arzuladığı bir durum olup, Hind ordusu ormanlık alandan açık sahraya inmişti. Nadir Şah ordusu ile savaş düzeni alarak harekete geçmiş, Muhammet Şah’ın payitahtına bağlayan yolu da kesmişti. Cihanabad’a 115 km uzaklıktaki Karnal Ovas’ında 24 Şubat 1739 tarihinde yapılan meydan savaşı 3 -4 saat içerisinde yeni kuvvetler ile takviye edilemeyen Gürkanlı ordusunu yenilgiye uğratılmıştı (Wilber, 1972: 88).

Yardım için Muhammet Şah’ın oğlu Saadet Han 13.000 kişilik kuvvet ile babasına yetişmek istemiş ise de, İran ordusundan 6000 kişilik Kürt kuvveti yağma ve çapul yaptığı için gücünü ikiye bölerek bir kısmını babasının yardımına gönderirken, kendisi de bunların üzerine yönelmek zorunda kalmıştı. Fakat oda babası gibi yenilerek esir edilmişti (Sykes, 1930: 260).Bu savaşta Muhammet Şah’ın 40.000 askeri yok edilirken, kardeşi Muzaffer Kağan, oğulları Muhterem ve Ali Hamit Kağan ile beraber bir çok komutan ve askeri de tutsak edilmişti (Dowson, 1997: 82-84). Muhammet Şah ordusunun yenilip yardım alamayacağını anlayınca kendi otağının dört tarafına hendekler kazdırıp etrafına toplar dizdirmişti. Bu durumu öğrenen Nadir Şah, askerlerinden seçkin olanlarını Muhammed Şah’ın ele geçirilmesi için özel olarak görevlendirerek onun firarının önüne geçmek için de bütün yolların kontrol altına alınmasını emretmişti. Fakat o hazine ve tahtını da bırakarak kaçmayı başarmıştı (Sevinç, 2011: 18). Savaş alanında bulunan bütün cephane ve hazine de ele geçirilen Muhammet bozgundan üç gün sonra teslim olmuştu (Wilber, 1972: 88).

Nadir Şah Avşar, bu zaferden sonra Muhammet Şah ile birlikte 8 Mart 1739’da 20.000 atlı süvari askerin başında kır bir at üzerinde büyük bir debdebeyle Dehli’ye girmiş ve Şah Cihan’ın yaptırdığı saraya (Kala-i Mualla) yerleşmişti (Merçil, 2000: 366). Muhammet Şah’a tabi sancak beyleri ve alay beyleri de gelerek kendisine bağlılıklarını bildirmişlerdi. Burada Nadir Şah’ın adına hutbe okunarak para kesilmişti. Ordu ganimet toplama işine başlayarak, Nadir Şah’ın Dehli’yi terk etmesine kadar devam etmişti. Avşar kabilesine mensup olan Nadir Şah, kendisi gibi bir Türkmen beyi olup Timur’un soyundan gelen Muhammet Şah’ı affederek 12 Mayıs 1739’da kendisine bağlı kalması kaidesi ile Dehli’de büyük bir mecliste onun hükümdarlığını kabul etti. Muhammet Şah, şükran borcu olarak İndus Nehri’nin kuzeyinde bulunan tüm eyaletleri Nadir Şah Avşar’a bırakmak zorunda kalmıştı. Böylelikle İran’ın sınırları Sind (İndus) Nehri’ne kadar genişlemiş oldu. 6 Nisan 1739 günü Nadir Şah, ikinci oğlu Nasrullah Mirza’yı Türk sülalesinden Cihan Şah’ın üçüncü oğlu Murat Bakşi’nin kızı ile evlendirip görkemli bir düğün ile Hindistan’daki egemenliğini perçinlemeye çalışmıştı (Tucker, 2006: 63).

Gürkanlı Hükümdarı Muhammet Şah ile bir anlaşma imzalayarak, Osmanlı devleti ile karşılıklı mektuplaşma yapılmasını bir madde olarak da anlaşmaya eklettirmişti (Uzunçarşılı, 1995: 299-300).

         3.2. Seferin Sonuçları

Bu sefer neticesinde Nadir Şah, Hindistan’ın doğal zenginliklerini, fillerden oluşan hayvanlarını ve pek çok kıymetli eşyasını ele geçirmişti. Bunlar arasında 500.000 altın ve 800.000 gümüş olmak üzere toplam 6000.000 rupi vardı. Buna ilaveten elde edilen mücevherler arasında meşhur Küh-i nur pırlantası ile Ta’us tahtı da dahil idi. Nadir Şah’ın elde ettiği değerli eşyaların toplam kıymeti 500.000.000 rupiyi ve 195 kıraat ağırlığında olan pembe bir elmas da bunların cabasıydı. Bu sefer sonunda askerlere büyük miktarda ihsanlar dağıttığı gibi İran halkını da üç yıl vergiden muaf tuttuğunu ilan etmişti. Hindistan’da 57 gün kaldıktan sonra 2 Aralık 1739’da beraberinde oldukça yüklü miktarda servet ile Dehli’den ayrılan Nadir Şah Avşar, Kabil’e gelmişti. Fakat o, binbirden bire geri dönerek Sind Hükümdarı hüda-Yar Han Abbasi’ye karşı harekete geçmiş ve Bangaş-Lakana ve Şahdadpur üzerinden İndüs2ün güneyinde bulunan çöle girerek, Bombay Eyaleti’ndeki Tar ve Parkar’ın kuzeyinde Umarkot’a kapanmış bulunan Huda-Yar’ı mağlup etmişti. Hindistan’daki toprakları üç eyalete ayırdıktan sonra Sivi ve Şal üzerinden 5 Mayıs 1740 tarihinde Nadirabad’a varmıştı (Minorsky, 2001: 25-26.

Nadir Şah Avşar’ın Hindistan’a girdiği ve Gürkanlı Hükündarını mağlup ettiği bilgisi, hemen o bölgede bulunan bazı Osmanlı tüccar ve gemicileritarafından hükümete bildirildiği gibi Hindistan2ın bazı bölgelerindeki mahalli idareci ve beyler tarafından da bu haber doğrulanarak İstanbul’a ulaştırılmıştı (Sevinç, 2011: 19).

Nadir Şah Avşar, Hindistan seferi sonunda ününü tüm dünyaya yaydığı gibi, ülkesinin sınırlarını da genişleterek bol miktarda ganimet ile İran’a varmıştı. O, Sünni bir Türk devleti olan Gürkanlılar’ı kendisine bağlı hale getirmiş ve bu devletin hükümdarından bir daha Osmanlı Devleti’ne elçi göndermemesi hususunda teminat almıştı. Bütün bunlar neticesinde Osmanlı Devleti’nin tepkisini çekmemek, var olan problemlerin çözümü için diplomatik müzakerelerde bulunmak üzere İstanbul’a elçiler gönderilmişti. Hint seferi sonucunda İran karşısında zor duruma düşen Gürkanlı Hükümdarı Muhammet Şah ise İran’a karşı Osmanlı Devleti ile bir ittifak kurmak isteyerek ilişkilerini geliştirmeyi düşünmüştü (Sevinç, 2011: 19).

Bu tarihlerde Rıza Han Türkistan seferine çıkmıştı. Nadir Şah Avşar da Türkistan’a yöneldi. Buhara ve Hive Hanlıklarını mağlup ederek 1741’de Meşhed’e döndü. Aynı yılın baharında Dağıstan ve Gürcistan taraflarına sefere çıkan Nadir Şah Avşar, bölgenin zor şartlarına rağmen 18 ay kadar buradaki harekatını sürdürdükten sonra Şubat 1743’de bölgeden ayrıldı. Ardından Osmanlı Devletine karşı yeni bir cephe açarak Irak seferine çıktı. 400.000 bine yakın ordusu ile 1743’de Kerkük’ü ele geçirdi. Fakat Musul’da aynı başarıyı elde edemedi. Daha sonra Bağdat valisi Ahmed Paşa ile görüşerek varılan anlaşma ile bölgedeki mukaddes mekanları ziyarette bulundu. Bu sırada İran’da bazı Safevi Hanedanı mensupları ve komutanların taht iddiası ile ayaklandıkları haberini alan Nadir Şah Avşar, geri dönerek asayişi sağladı. Ardından yine Osmanlılara karşı bu defa doğudan bir sefer başlatarak Kars’ı muhasara altına aldı (Sırrı Efendi, 2012: 3-34). Yeğen Paşa Komutasındaki Osmanlı ordusunu mağlup etti.

Sonuç      

Tarihte dönem dönem İskender Napolyon veya Timur ile mukayese edilen Nadir Şah Avşar bir Türk olmasına rağmen, batıda Osmanlı Devletine verdiği zararlar ile Rusların işini, doğuda da Babürlülere yaptığı tahribat ile İngilizlerin işini oldukça kolaylaştırmıştır. Nadir Şah Avşar, köklü bir devlet geleneğinden gelmemiş olması, onun daha çok cihangirlik davası gütmesine yol açmış, ancak askeri dehası ve sert disiplini ile bunu da başarmış olmasına rağmen elde ettiği başarılar kalıcı olamamıştır. Nadir Şah Avşar’ın bu manada istisna sayılabilecek bekli de en mühim başarısı, onun tarihte ilk kez modern manada bir Afganistan ülkesi ve devletinin ortaya çıkmasındaki rolüdür. Daha önce Babürlü eyaletleri arasında olan Amıderya ve İndus nehirleri arasındaki bu topraklar Nadir Şah Avşar’ın bölgeyi ele geçirmesinden sonra müstakil bir varlık haline gelmiştir. Nadir Şah’ın 1747’de suikast sonucu öldürülmesinden sonra burada idareyi eline alan komutanlarından Ahmed Şah Dürrani günümüze kadar uzanan Afganistan devletinin de kurucusu olmuştur.

 KAYNAKLAR

Afşar, Cahangir Hüseyn (2014), Azerbaycan Nadir Afşar Dövleti, Bakı.

Arunova M.R.-Eşrefyan K.Z (2015), Nadir Şah-ı Avşar, İstanbul.

Ateş, Abdurrahman (2001), ‘‘Avşarlı Nadir Şah ve Döneminde Osmanlı-İran Mücadeleleri’’, Yayınlanmamış Doktora tezi, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Isparta.

Ateş, Abdurrahman (1995), ‘‘Nadir Şah’ın Şahsiyeti ve Fikirleri’’, Türk Dünyası Araştırmaları, 64/Şubat 1995, İstanbul, s. 93-95.

Bayur, Yusuf Hikmet (1987), Hindistan Tarihi, C.II-III, Ankara.

Dames, M.Long Worth(1997), ‘‘Hindistan’’, MEB. İslam Ansiklopedisi, Eskişehir, s. 521.

Dodwell, H.H (1950), ‘‘Hind-Türk İmparatorluğu’’, MEB. İslam Ansiklopedisi, İstanbul, s. 502,

Dowson, Hohn (1997), ‘‘Hıstory of Indıa’’, Islamıc Geography, V. 276, Franfurt, s. 82-84.

Freser, James (1742), The History of Nadir Shah, London.

Köprülü, Mehmed Fuad (2006), Tarih Araştırmaları 1, Ankara.

Köprülü, Mehmed Fuad (2001), ‘‘Babür’’, MEB. İslam Ansiklopedisi,Eskişehir, s.180-183.

Lockhard, L. (1938), Nadir Shah, London.

Merçil, Erdoğan (2000), Müslüman Türk Devletleri, Ankara.

Minorsky, V. (2001), ‘‘Nadir’’ MEB. İslam Ansiklopedisi, (İkmal eden Münir Aktepe), s. 25.

Özcan, Azmi (2002), ‘‘Nadir Şah ve Afganistan’’ Afganistan Üzerine Araştırmalar, (Haz. Ali Ahmetbeyoğlu), İstanbul, s. 51-82.

Özcan, Azmi (2oo6), ‘‘Nadir Şah’’, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.32, s. 276-277.

Pour, Ali Djafer (1977), ‘‘Nadir Şah Devrinde Osmanlı İran Münasebetleri’’, Yayınlanmamış Doktora tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Savory, Roger (1980), Iran Under the Savavids, Cambridge.

Sevinç, Tahir (2011), ‘‘Nadirşah’ın 1738-1739 Hindistan Seferi ve Sonuçları’’, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Aralık 2011, Sayı:24 ss. 13-35.

Sırrı Efendi (2012), Risâletü’t-Târîh-i Nâdir Şâh, (Haz. Mehmet Yaşar Ertaş), İstanbul.

Süleymanov, Mehman (2010), Nadir Şah, Tehran.

Sümer, Faruk (1992), Safevi Devleti’nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türkmenlerinin Rolü, Ankara.

Sümer, Faruk (1991), ‘‘Avşarlar’’, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.VI, İstanbul, s. 164-166.

Sykes Percy (1930), A History of Persia, London.

Tucher, Ernst S. (2006), Nadir Shah’s for Legitimacy in Post-Safavid İslam, Florida.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1995), Büyük Osmanlı Tarihi, C. IV/1, Ankara.

Yazıcı, Orhan (2011), Modern Afganistan’ın Kuruluşu 1834-1922, Malatya.

 

    

  

 

 

 

[1] Nadir Şah’ın Osmanlı Devleti ile Barış için ileri sürdüğü Caferilik ile ilgili şartlar şöyledir;

  1. Şii akidesini terk eden İranlıların ehli sünnetin beşinci hak mezhebine mensup olarak kabul edilmeleri.
  2. Bu yeni mezhebe Mekke’de diğer dört mezhebin yanında yer verilmesi.
  3. Her sene bir İranlı Emirülhaccın İranlılara rehber olmasının kabülü.

Bu konu hakkında daha ayrıntılı bilgi için bakınız. Ali Djafer Pour, Nadir Şah Devrinde Osmanlı İran Münasebetleri, yayınlanmamış Doktora tezi, İstanbul Üniversitesi, 1977, s. 116-129.

Bu kategorideki Makalelerden