Güncel Yazılar
Afrika’da yer alan devlet isimleri anıldıkça, bizimle hiçbir yakınlığı bulunmayan memleketlerden bahsediliyor zannederiz. Siyâhî insanların kıt’asında meydâna gelen gelişmeler, aslında yaradılışın dramı. Her çeşit yer altı ve yer üstü varlığa, zenginliğe sâhip bu topraklar, Dünyây’ı doyurduğu, beslediği hâlde, kendi çocuklarına bakamıyor. Sanki Afrika, tabiî bir sömürge karası. Hâlâ Afrikalının gözünden akan yaşlar sel olup coşuyor.

İşte o gözü yaşlı anneler ve çocuklar diyârında, Uganda adında bir devlet bulunuyor. Ekvator çizgisinin, eski tâbirle “Hatt-ı İstivâ”nın tam üzerinde yer alan Uganda, öyle çok geriye gitmeden, daha 93 Harbi sırasında bile, yâni 1878’de Osmanlı vilâyeti idi. Orijinâl ismiyle “Hatt-ı İstivâ Müdüriyeti Vilâyeti”; Türk’ün, mesâfe tanımazlığının Dünyâ târîhine sunulmuş hârika bir nişânesidir.

İstanbul’da Kaanûn-ı Esâsî’nin, dolayısıyla meşrûtî idârenin ilânı ve iyice haddi aşan Rus taleplerinin reddi, aynı takvîm yapraklarına sıkıştırılırken, Hatt-ı İstivâ Vilâyeti’nde de Alman asıllı Dr. Mehmed Emin Paşa’nın vâlilik berâtı okunuyordu. Bize, yeni yetme bir devlet olduğumuzu, yetmiş-seksen yıllık mâzîden ibâret târîhimiz bulunduğunu şırınga eden ve köksüzlüğü iftihâr vesilesi yapan echel takımının, Hatt-ı İstivâ Müdüriyeti Vilayeti’nden alacağı o kadar çok ders var ki...

Kenya’nın Mombaza (Mombasa) şehri - ki, ülkenin ikinci kalabalık beldesidir - Hatt-ı İstivâ (Ekvator)’nın 4-5 derece güneyinde, aynı adı taşıyan küçük bir adanın üzerinde kuruludur. Buradaki Millî Kütüphâne’de bulunan bir fermân, bahsedilen İstivâ derslerinin sayısını arttıracaktır. Fermân, 16. asırda, Osmanlı Hükümdârı Sultan Üçüncü Murâd Hân tarafından Mombasa Sancak Beyi Osman’a gönderilmiş. O devirde, Kaanûnî’nin torunu, Lehistan Diyet Meclisi’ni de fermânıyla dize getiriyor, Baltık Denizi’ne Hind Okyanusu’nun selâmını iletiyordu. Endonezya adalarında mürüvvet toplayan Kurdoğlu Muslîhiddîn Reis, Kürre-i Arz’da Türk’ün ayak basmadığı yer bırakmıyordu.

Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu, Türk şemsiyesi altında yaşadığı saâdet asırlarını nasıl tatlı bir dâüssıla şeklinde yâd ediyorsa, Afrika’nın çok mühim kısmı da, Türk fermânlarının seyr ü seferini özlüyor.

Afrika dâhil, hiçbir yeryüzü parçasında, insanlar açlıkla terbiye edilemez. Eğer, aksine durumlar görülüyorsa, bu, rızkın azlığı veya yokluğundan değil, âdemoğlunun hırsındandır. İhtirâsına gem vuramayanlar, özdeki bîgâneliği sözde telâfi etmeye kalkıyor. Medya vitrinine taşınan açlık fotoğrafları, kendi eseriyle iftîhâr eden Batılı muhterislerin itirâfnâmeleridir.

Paylaşmak ve diğerkâmlık, Türk’e has bir haslettir ki, bunca mezellete rağmen henüz kaybolmamıştır. Sâhibine şeref bahşeden bu meziyetler, beşeriyetin kurtuluş reçetesidir.

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18850010