18 Ağustos 2022
A. Yılmaz SOYYER

Medreseler 1925 senesinde kapatıldı; aslında rüşdiye ve idâdîlerin kurulmasıyla beraber bu müessese de fiilen olmasa da mânen kapatılmıştı. Osmanlı devletinin zekî ve şehirli çocukları artık yapılan imtihanları kazanarak bu ortaokul ve liselere giriyorlardı. Askeri rüşdiye ve idâdî ise en seçme olanlarını topluyordu. Medreseler artık bu liselerin imtihanlarına ulaşma imkânı bulamamış ve ortalama zekâya sâhip köy çocuklarının gittiği okullar hâline gelmişlerdi. Nâdir de olsa burada da çok zeki gençler mevcuttu elbette ama çoğunluk bir mahalleye imam olup öğretilmiş ve ilmihallerde yazan bilgileri halka zar zor da olsa anlatabilecek haldeydiler.

Medreseler kapatılınca, aynı anda rüşdiye ve idâdîlerin yerine kurulan liseler okuttukları din bilgisi dersleriyle imam ve müezzin ihtiyacını karşılamaktan uzak kaldılar. Türkiye Cumhuriyeti şu anda bile anlayamadığım bir umursamazlıkla 19. Yüzyılın ikinci yarısındaki Osmanlı Devleti’nden dahî mânâsız bir iş yaptı. Tanzimatla birlikte din işlerini orta derece zekâlı köy çocuklarına bırakan Osmanlı’yı da hatada geride bırakarak medreseleri Tillo, Karadeniz ve Orta Anadolu’da Süleymancı yapılanmaların eline verdi. Yasaklanan her müessese yer altına çekilerek yaşar. Medrese de gerek Tillo, gerekse de Karadeniz’de veya Anadolu’nun her hangi bir yerinde 15. Yüzyıldan kalma eğitim metodlarıyla varlığını sürdürmeye devam etti. Bu yapılardan Süleymancılar yetersiz olsalar da millîydiler, özellikle Türk usulü Kur’an tecvidi ve seslendirmesi bunlarla devam etti.

Siyâsî serbesti dönemine girme yolundayken, Ankara İlahiyat Fakültesi açıldı. Son derece modern usullerle Arapça, Kelam, Fıkıh, Felsefe, Sosyoloji, Psikoloji öğretilen mükemmel bir kuruluştu. Tek eksiği Kur’an tilavetinin anlamsız bir aymazlıkla konulmamış olmasıydı. Bu da tefsir dersinin içerisinde zor da olsa çözümlenmekteydi. Muhafazakâr kitleler çocuklarını kerhen de olsa buraya gönderdiler. Liberal ve Sosyal Demokrat insanlar ne bu teşekkülle, ne de burada yetişmekte olan gençlerle ilgilendiler. Bir Koç ve Bir Sabancı âilesi burada yetişen gençleri teşvik maksadıyla yurtlar yapmadılar, bu öğrencilere mahsus burslar vermediler. İşte ta bu dönemlerde din eğitimi gören gençlik cemâatlerin ve cemâat görüntüsüne bürünmüş, tasavvuf neşvesini bünyesinde bulundurmayan tarikatlerin eline düştü.

Asıl zengin liberal ve Sosyal Demokratların dini kâle almayışlarının örnekleri 1980 sonrasında özel üniversiteler açılırken görüldü. Ne Koç, Ne Sabancı ne de başka bir zengin açtıkları özel üniversitelerinin bünyesine ilâhiyat eğitimini soktular. İlahiyat tıpkı Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi fakir ve köylü-kasabalı çocuklara kaldı. Bu özel okullar müsbet bilimlerin her sahasında bölümler açarak memleketin en zeki çocuklarına tam burslu eğitim imkanı sağlarken din eğitimini umursamadılar bile.

1970’li yıllarda başlayan Millî Görüş hareketinin temelinde kasabalı esnaf ve sanayicinin ciddî destekleri, yardımları bulunmaktadır. Zekatıyla, fitresiyle, sadakasıyla 15. Yüzyıl medrese geleneklerini devam ettiren bir din anlayışını gençlere öğretmek uğruna ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır. Ancak Kur’an’ı temel alan, dünyadaki gelişmeleri tanıyan Sosyoloji, Psikoloji, Felsefe bilen bir din uzmanı yetiştirmeyi bu kasabalı esnaf istemedi, şehirli kitleler de umursamadı.

Bu zenginlerimiz din meselesine el atmadıkları sürece, bu iş hallolmaz.

Yazar Hakkında:

Ahmet Yılmaz SOYYER

Ahmet Yılmaz SOYYER

A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz bebekken ayrıldıkları için annesinin yanında büyüdü ve dedesi 1924 Manastır muhacirlerinden Bektaş Ağa (Kaçar) tarafından yetiştirildi.
 

1974 yılında ülkücü oldu, teyzesinin eşi ve ülkücü hareketin Ereğli ve Konya’daki mühim isimlerinden tarihçi, Dr. Alaeddin Ceylan tarafından fikren eğitildi. Onun kütüphanesi ülkücülüğü bile bilmediği zamanlarda ortaokul 2. Sınıftayken keşfetmiş ve “Bozkurtların Ölümü”nden başlamak üzere zaten okumaya başlamıştı. Ülkü Ocakları henüz Menzil sakallılarının darbesini yemediğinden, Ereğli Ülkü Ocakları’na her ay TÖRE dergisi gelirdi. Yılmaz Soyer de çevresince sevilen bazı şiirler söylemekteydi. Bu arada lisede aruz veznini öğrendi, kullandı; kullanabildiğini anlayınca da klasik Türk edebiyatına derinliğine yöneldi. 

1977 yılında TÖRE dergisine birkaç şiir yolladı; derginin sahibesi Emine Işınsu hanımefendi bir mektup yollayarak kim olduğunu ve kaç yaşında olduğunu soruyordu. Çünkü şiirler imlâ hatalarıyla doluydu ve berbat bir yazıyla yazılmıştı. O sene Konya Ereğli Lisesi Marksistlerin eline geçtiği için bir sene okula gidemedi. Ertesi sene Ankara’ya Işınsu hanımla tanışmaya gidince orada kaldı, dergide çalışmaya başladı ve Ankara Atatürk Lisesine gitti.

TÖRE’de çalışıyor, Konya Öğrenci yurdunda kalıyordu.

Ankara İlâhiyat Fakültesi’ni kazandı.

Halen Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi İlhayita Fakültesi'nde öğretim üyesidir.

Yayınlanmış beş adet ilmi kitabı, iki adet romanı vardır.