7 Ekim 2022
Turgut GÜLER

Teknik, maddenin insan emrine verilişindeki şekilleniş ameliyesi, teknoloji de bu ameliyenin sistemi. İnsanın yeryüzünde görünmesiyle berâber, maddeye hükmetme çabası başlıyor. Dolayısıyla, tekniğin yaşı, insanla aynı. Ama teknolojinin kat’ ettiği mesâfeyi ele alırsak, insanlık târîhinde pek çok hayret sahîfesi açılır.

Pers İmparatoru Kambiz, Makedonya Kralı İskender, Yavuz Sultan Selîm ve Napolyon Bonapart’ın ortak yönleri, Mısır’a sefer düzenlemiş olmalarıdır. Bunlardan Kambiz M.Ö. 6. yüzyılda, İskender M.Ö. 4. yüzyılda, Yavuz Selîm 16. yüzyılda, Napolyon 18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın başında yaşamışlardır. Kambiz’le Napolyon arasında 2400 yıllık bir zaman farkı bulunmaktadır. İnsan ömrü açısından ve devletlerin siyâsî târîhleri bakımından çok uzun bir dönem olan bu süre zarfında, teknolojide çok büyük farklılıklar olmamıştır. Kambiz’le Napolyon’un arasına İskender ve Yavuz’u da koyalım ve bunların esas ülkelerinin topraklarından Mısır’a yürüyüş şekillerine bakalım. Ortaya çıkacak Mısır’ı ele geçirme hikâyelerinin, kullanılan âlet, edevât bakımından birbirine ne kadar benzediğini göreceğiz.

Yavuz’dan başlayarak, barut gücünden faydalanma teknolojiye yansıyacaktır, ama 1516’dan 1800’lerin başına kadar geçen koca koca asırlar, Napolyon’un silâh ve ulaşım seviyesini çok yukarıya çıkarmayacaktır.

Kambiz ve İskender Mısır’a nasıl ulaştıysa, Yavuz’la Napolyon da, aşağı-yukarı öyle ulaşmışlardır. İnsan ve hayvan gücünden faydalanan kara harekâtı ile rüzgâr ve kürek mârifetine bağlı deniz harekâtı, Napolyon dönemi de dâhil olmak üzere, değişmemiştir. 19. yüzyıl ortalarından îtibâren elektrik ve motorla tanışma ameliyesi, sonraki dönemde maddeyi parçalayan bir sür’ate ulaşacaktır. 2400 yıl yerinde sayan teknoloji, buhar, elektrik, atom devrelerine sırıkla atlamıştır.

1918’de sona eren Birinci Dünyâ Harbi ile 1939’da başlayan ikincisi arasında sâdece 28 yıl vardır. Ama bu iki Dünyâ savaşının teknolojileri, aslâ birbirine benzemez ve sonraki öncekini tekrarlamaz. Yükselen teknoloji, aynı zamanda savaşlardaki insan kayıplarını da, akıl almaz sayılara çıkarmıştır.

Cep telefonu ilk çıktığında, elimize aldığımız âletin ağırlığı, parmak kaslarını yoracak kadar fazlaydı. Şimdi, pek çok mahâreti, tüy hafifliğindeki mâden parçasının içine yerleştirdiler. Bir tek âlet, nice vazîfeyi aynı ânda yerine getiriyor. Fakat buna rağmen insan, bunların nasıl bir yıldırım hızıyla eskidiğini görüyor. Artık, günümüz insanının yaşadığı her sâlise, bir teknoloji naaşına şâhitlik ediyor. Zamânımız, teknoloji mezarlığı hâline geldi.

Diyorlar ki, bütün bu gıpta edilecek teknik adımları, insan beyninin %25’lik kısmı gerçekleştiriyor. Geride kalan %75’lik tembel bölge, henüz faal değil. Bırakın %100’lük bir beyin faaliyetini, çalışan %25’e bir o kadar daha eklense, emin olun, mevcut ulaşım araçları - füze dâhil- battal olur. İnsan ışınlama işi, fantezi olmaktan çıkar.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: