Güncel Yazılar
Turgut GÜLER

İnsanlık târîhi, aynı zamanda kalemin târîhidir. Büyük İslâm târîhçisi Ebû Câfer Taberî, Hükümdârlar ve Milletler Târîhi adını taşıyan meşhûr eserinde, âyet ve hadîs destekleriyle, ilk yaratılan varlığın kalem olduğunu ısrarla dile getirir. Türk milletinin millî kültür havuzunda da kalemle aynı îtibârlı mevkie çıkarılan bir kitap motifi vardır.

Denilebilir ki, bizim medeniyetimiz, pek çok güzel sıfatlarla anılmasına rağmen, ağırlıklı olarak kalem ve kitap medeniyetidir.

Türk’ü, - haksız yere ve câhilce - kalemin, kitabın dışında portrelere koymak isteyen kasıt ehli, farkında olmadan kendini ele vermektedir. Çünkü kitapsız olmayı küfür kabûl eden hayat tarzı, Dünyâ’da yalnız Türk milletine has bir duruşu gösterir. Değişik sâhalarda büyüklük mertebesine ulaşmış nice Türk, kitabın da, kalemin de sembolü olarak tanınmışlardır.

19 yaşında taht’a çıkıp 21 yaşında Istanbul’u fetheden Sultan İkinci Mehmed Hân, kılıç, pergel, gönye, kalem ve çiçeği aynı mahâret ve estetikle tutabilen ellere sâhipti. O, sâdece Istanbul’un değil; kılıcın, pergelin, gönyenin, kalemin, çiçeğin de fâtihiydi. Fetih sonrasında Ayasofya’da toplanan Bizans artığı şaşkın kalabalığa: “gazab-ı şâhânemden hazer etmeyin. Devletimin himâye ve teminâtı altında istediğiniz şekilde inanmakta ve yaşamakta hürsünüz..” diyordu. Bu sözler, çağın öylesine ilerisindeydi ki, duyan ve başkalarına duyuranlar, Yeni Çağ’ın ebâdını ölçmekte çâresiz kalıyorlardı. Bâzılarının sandığı gibi, Orta Çağ’ı kapatan güç İstanbul surlarını yıkan Türk topları, Haliç’e karadan yürütülerek indirilen Türk gemileri değil, Fâtih’in şahsında Dünyâ’ya gösterdiğimiz insânî bakış açısı, yâni üstün medeniyetimizdi. Bu medeniyet, kitap ve kalem gibi iki sağlam sütûn üzerinde yükseliyordu.

17. yüzyıla, tek başına adını verecek kadar ilim yükü taşıyan Kâtib Çelebî, Sultan Dördüncü Murâd’ın saltanatında, muhtelif askerî seferlere nefer olarak katıldıktan sonra, okuma ve yazma faaliyetine başlamak için yaptığı zihnî ve bedenî hazırlığı anlatırken: “Cihâd-ı asgardan cihâd-ı ekbere yönelme” ifâdesini kullanıyor. İlim dünyâsında Hacı Halîfe veyâ Hacı Kalfa diye de tanınan Kâtib Çelebî’ye göre, silâhla ve ordu mârifetiyle yapılan mücâdele, büyük gâyeye doğru atılan en küçük adım, kalem ve kitapla yapılacak çalışma ise en büyük ve ulvî meşgûliyettir.

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

20833384