4 Ekim 2022
Mehmet MAKSUDOĞLU

“ Eğitim Dökülüyor ! “ feryatları her taraftan yükseliyor. Eğitim değil, öğretimin bile durumunun pek iyi olmadığı görülüyor. Son 10 yıldaki pek çok sayıda yeni derslikler yapılmış olması, az mevcutlu sınıflar, çok sayıda öğretmen tâyinleri, sınıflarda akıllı tahtaya geçilmesi gibi, gerçekten büyük masraf gerektiren başarılara rağmen, durum, iç açıcı olmaktan uzak.

Lise öğrencisi iken, okuduğum son sınıfta 67 kişi idik (1956) . Günümüzde ise, sınıflarda, ilköğretimde bile 30 öğrenci bulunması, gerçekten büyük bir başarıdır. Okul kitaplarının öğretim yılı başlarken sıralarda hazır bulunması da alkışlanacak bir olaydır. Özetlersek; öğretime, son yıllarda, büyük meblâğlar ayrılmış olması gözden kaçırılmaması gereken bir konudur.

Böyle olduğu hâlde, durum niçin istenildiği gibi değildir? Cevap çok basît :
Zincirin sağlamlığı, en çürük halkası kadardır.
Diğer halkalar ne denli sağlam olursa olsun, bir çürük halka varsa, zincirin oradan kopması kaçınılmaz bir durumdur.
Bütün bu iyileştirmeler yapılmadan önce veya yapılmağa başlandıktan sonra, sevgili yurdumuzda olan, gazetelere geçmiş bir durumu hatırlamak, meselenin özünü kavramağa yardımcı olur kanaatindeyim.

Esnafın durumu, her şeye rağmen, memurunkinden daha iyidir. Karaktersitik olay şudur :
Bir bakkal, alışveriş yapmakta olan öğretmen müşterisine der ki :
"hocam, lütfen yardımcı olsanız da, şu oğlum, hiç olmazsa bir öğretmen olsa."

Söyleyen adamcağızın kabahati yok; durumu -isâbetli olarak- öyle görüyor. Bir bakkal dükkânında işe yaramayacak oğlunu, aylığı olduğu için, öğretmenliğe lâyık görüyor. Oğlu ne öğretir, ne yapar? Onun derdi, oğlunun aylığı olması.

Öğretmen en değerli mevcut olan “insan”ı yetiştiren, çok iyi yetişmiş, değerli birisi olmalıymış... bu konu çoktaaaan unutulmuş veya ihmâl edilmiş.
Ne kadar dikkat çekicidir : Sovyetler Birliğinin çökmesinden sonra yurdumuza diğer Türk illerinden gelen öğrencilere, ana-babalarının mesleği sorulduğunda, bizde çok revaç gören mesleklerden iseler, öğrenci, öylesine, sıradan bir iş yapan ebeveyninin mesleğini söylerdi. Annesi veya babası öğretmen olan ise, iftiharla, başka bir havada söylerdi. Rejim, kendisine eleman hazırlayacak olanları mâddeten ve mânen yüce, üstün tutmuştu.

Bizde ise, çok az sayıda idealist genç bu mesleği seçerken, çoğunu da bahtının rüzgârı o mesleğe sürüklemişti. Bu konuda, saygıdeğer Beşîr Ayvazoğlu’nun, öğretmenler günü sıralarında (24.11.2016) Karar gazetesinde çıkmış olan Ben Öğretmenim ! başlıklı yazısı, durumu çok güzel özetlemektedir.

Evet, eğitimin temel direği öğretmen ÇOK İYİ yetiştirilmelidir ki, öğretim ve eğitim istenildiği gibi olsun. Cevherli ve zeki olanları öğretmenliğe yönlendirmek ilk adımdır. Bunun için de, öğretmenleri hem mâddeten, çok iyi aylık vererek, hem de mânen, toplum içinde saygınlılğını arttırarak yüceltmek, üstün tutmak gerekir.

Eşitlik, mevzuat, falan filân diye ahkâm kesenlere hiç kulak asmadan, bütün öğretmenlere, diğer memurlardan farklı olarak, yarım maaş fazla verilmelidir. Kültürün esası, dil, edebiyat ve tarih bilgisidir. (Laiklik yobazlarına yaygara fırsatı vermemek için, dîn olgusunu ayrı tutuyorum, çünkü ölçü kaybolmuş; bâzılarına bir gerçeği anlatmak, kel birisine tarak satmağa çalışmaktan farksızdır.)

Bunun için de bu üç dersi öğretecek olanlara, diğer öğretmenlerin bir katı fazla aylık verilmelidir. İngilizce, kimya, fizik, matematik öğretecek olanı, dışarıdan da getirtebilirsiniz, ama kültür derslerini, bizim çocuklarımız öğrenip öğretmelidir.

Bir neslin yetişmesi, değişimin gerçekleşmesi için 25 yıl gerektiği kabul edilir. Öğretmenlere ve kültür dersleri öğretmenlerine (yapılabilirse, dîn dersleri öğretmenlerine de) böyle ödeme uygulaması, en az 25 yıl devam etmelidir. En iyi zekâlılardan bir kısmının böylece öğretmen olmasıyla, onların yetiştireceği öğrenciler, artık hangi mesleği seçerlerse seçsinler, Türkiye başka bir Türkiye olur.
Öğretime, eğitime, kısacası, insanı “insan” yapmağa yönelik işlere, ne kadar çok harcama yapılırsa yapılsın, azdır, mahalline masrûfdur. (Günümüz Türkçesiyle : yerinde harcamadır.)

Durum böyledir, işin doğrusu da, öğretime, eğitime, milleti “millet” yapan kültürün gelecek nesillere aktarılmasında en etkili vâsıta olan bu işe en büyük özenin gösterilmesidir de, mutlaka Batı’dan örnek isteyenlere şu iki vâkıayı da hatırlatalım:

• Anlatıldığına göre, Avusturya’da ilkokul öğretmenleri ÇOK YÜKSEK maaş alırlar; işlerini İYİ yapma gayretinde iken, âdetâ çocuklaşırlar, bunda öyle başarılı olurlar ki, şâhitlikleri kabûl edilmez.

• Almanya’da, kendilerinden ÇOK DAHA FAZLA ücret alan öğretmenlerinki gibi ücret almak isteyen doktor, mühendis vb. lere, Merkel’in verdiği cevap:
Size, nasıl olur da sizleri yetiştirenlerinki gibi ücret verebilirim ?

Anlayana sinek sesi saz!

Yazar Hakkında:

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet Maksudoğlu, Eskişehir’de Kırım kökenli bir âile içinde doğdu. İnkılâp İlkokulunu, Eskişehir  Lisesini ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. İzmir İmam-Hatîp Lisesi’nde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak Arapça, Farsça, İngilizce ve Hadîs öğretti. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde İslâm Târihi Asistanı oldu. Tunus’ta doktora tezi ile ilgili malzeme topladı, dilbilgisini bildiği Arapça'nın pratiğini yapmak imkânını buldu. Dördüncü sınıfına kabûl edildiği Burgiba Yaşayan Diller Enstitüsü Arapça Bölümü’nü bitirdi. Türkiye’ye dönüp İstanbul, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde belge inceledi. "Tunus’ta Osmanlı Hâkimiyeti" konulu doktorasını verdi. İngiltere’de, University of Cambridge’de Faculty of Oriental Studies’de Türkçe öğretti, orientalistlerin nasıl yetiştirildiklerini gördü. Türkiye’ye dönüp Diyânet İşleri Başkanlığına bağlı olarak İzmit, Ankara ve İstanbul’da vâizlik yaptı. Marmara Üniversitesi'nde 1983 yılında Yardımcı Doçent, 1986 da Doçent ve 1995 yılında Profesör oldu. İzinli olarak gittiği Malezyadaki International Islamic Universty’de 4 yıl (1991-95) Târih ve Medeniyet Bölümü başkanlığı yaptı, Osmanlı Târihi öğretti. Orada iken yazdığı Osmanlı History adı geçen üniversite tarafından bastırılıp (1999) textbook olarak kullanıldı. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde bir yıl daha öğretim üyeliği yaptıktan sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi kurucu dekanı olarak Eskişehire gitti. 2004-2005 öğretim yılında izinli olarak gittiği Kazakistan’ın Türkistan Beldesindeki Hoca Ahmed Yesevî Milletlerarası Türk-Kazak Üniversitesinde, Hollanda Rotterdam Milletlerarası İslâm Üniversitesinde bir dönem öğretim üyeliği yaptı.

Yazarın diğer makalelerinden: