14 Ağustos 2022
Hasan Fevzi BATIREL

İlkokul ve ortaokulda okurken ülkemiz coğrafyasının özellikleri sıralanırdı. İç Anadolu için tahıl ambarı, Ege için zeytin, üzüm ve incir söylenirdi. Çocuk aklımızla bunları o kadar önemserdik ki, neredeyse dünyanın en önemli ürünlerini ürettiğimiz hissine kapılırdık.
İki gün önce içimizi buran bir haber geçti... Komili, Kırlangıç ve Sezai Ömer Madra markalarını barındıran Ana Gıda İhtiyaç Maddeleri şirketi ABD’nin Koninklijke Bunge BV şirketine satılmıştı. Hem de borçlar düşüldükten sonra hepi topu 55.4 milyon TL’ye... Yani yaklaşık 15,8 milyon dolara. Komili 1878’de, Madra firması ise 1914’te kurulmuş. Yani ülkemizin en eski markaları. Bu hüzünlendirici haber aslında ülkemizin modernleşme/gelişme hikâyesinin ibretlik bir özeti...

Merak etmemek elde değil bu Bunge BV denilen şirket nedir diye!
Hemen öğrendik tabi. Johan Peter Gotlieb Bunge tarafından 1818’de Amsterdam’da kurulmuş. Soya fasülyesi ihracatçılığının yanı sıra, gıda işleme, tahıl ticareti ve suni gübre üretimine odaklanmış. Merkezi de New York ABD’de... 40 ülkede faaliyet gösteren şirketin 35000 çalışanı var. 2014 yılı toplam cirosu 58 milyar dolar!!!
Dünyada gıda işinde lider iki şirket daha var... En büyüğü Cargill. Iowa ABD’de 1865’te William Cargill tarafından bulunmuş ve hala aile şirketi olarak devam ediyor. Gıda ticareti, hububat ve diğer tarım ürünleri alım satımı, hayvancılık, yem üretimi, gıda katkı maddeleri üretimi (mesela nişasta, glikoz şurubu), bitkisel yağlar ve işlenmiş gıdalar için yağ üretimi ile uğraşıyor. Sahipleri ABD’nin en zengin ailelerinden... ABD’nin et tüketiminin %22’sini karşılıyor, Mc Donalds’ların tüm yumurtaları Cargill tarafından üretiliyor. 66 ülkede 153000 çalışanı var ve 2015 cirosu 120.4 milyar dolar!!!
Üçüncü bir şirket daha var. Archer Daniels Midland, merkezi yine Minnesota ABD’de. 1902 yılında keten tohumu öğütmek için George Archer ve John Daniels tarafından kurulmuş. Ürettiklerini şöyle bir sayalım;
Soya fasulyesi, pamuk tohumu, ayçiçeği, kanola, yer fıstığı, keten tohumu, palmiyeden üretilen yağ ve gıdalar. Mısır ürünleri, nişasta, glukoz, dekstroz, kristalin dekstroz, yüksek früktozlu mısır şurubu tatlandırıcıları, kakao likörü, kakao tozu, kakao yağı, çikolata, etanol, buğday unu vesaire vesaire.
Dünya genelinde 33000 çalışanı var, 2015 yılı cirosu ise yaklaşık 68 milyar dolar!
Üç şirketin toplam cirosu 246.4 milyar dolar... Türkiye’nin 2015’teki ihracatının tamamı 144 milyar dolar!!!
...

Farkında iseniz Komili ve Madra firmalarının kuruluşu ile yukarıda isimlerini saydığım dünya devlerinin kuruluşları hemen hemen aynı dönemlerde. Yani dünyada seri üretimin (mass production) başladığı yıllar.
Peki Komili veya Madra neden lokal-bölgesel kalıp, dünya geneline hükmeden şirketler haline gelememişler...
Biraz tahmin yürütelim;
İlki, büyük ihtimalle sahiplerinin bakış açısıdır. Yani bu ülkeden kazandığımız bize yeter bakışı! Benzer firmalar İspanya ve İtalya’da da var. Bazıları bilinçli tercih (butik firma olmak), ama onlarında çoğu lokal kalmışlardır.

İkincisi, insanlarımızın zengin olmayışı ve farklı ürün aramayışı (hala çok fakiriz!), gelecek planlamasının olmaması (10 yıl sonrasını hayal edemiyoruz!) ve her şeyden önce yetişmiş insan gücü yetersizliği bu global büyümeyi yapmaya müsait değil.
Üçüncüsü için üretimi ve yeni ürün çeşitliliğini sağlayacak makine parkı. Günümüzde bu tip üretimlerde kullanılan makinelerin neredeyse tamamının yabancı kökenli olduğuna emin olabilirsiniz.
Aynı şeyi Vecihi Hürkuş ve Nuri Demirağ'da yaşamış. Uçak üretmişler, ama bunun önemini kim anlayacak, uçağı kim alacak, kim kullanacak? 1930’larda uçağa ihtiyacı olan kaç kişi vardı ki ülkemizde? Uçakları seri olarak üretecek makineleri yapacak ustalar ve teknoloji Türkiye’de var mıydı?

Geçenlerde ünlü bir yatak firmamızın ofisine uğradık. Muhteşem yataklar üretiyorlar, ama dikiş, montaj, paketleme vesaire aşamalarında kullanılan makinelerin tamamı ABD veya Almanya üretimi...
Cumhuriyetle birlikte kalkınmanın seri üretim yapan sanayi ve eğitimli iş gücünde olduğu anlaşılmış, bu konuda önemli adımlarda atılmış, ama ülkenin insan kalitesi bunu sistemleştirecek olgunluğa erişememiş. Rahmetli Necmettin Erbakan (Ne de olsa yıllarca Almanya’da çalışmış bir İTÜ Makine profesörü idi) ağır sanayi hamlesi ve fabrika yapılması gerekliliğinden bahsederken herkes alay ediyordu. Hayal diyordu. Oysa makine üreten makinelerin ne kadar önemli olduğunu, basit teknolojilerde dahi dışarıya bağlı hale geldiğimizde anlamaya başlıyoruz.
...
Dünyada bu değişime ayak uydurmuş ve Batı dünyasını tam manasıyla yakalamış iki ülke var doğu coğrafyasında. Biri Japonya ve onlar bu gelişmeyi 1850’lerdeki zihinsel ve teknolojik devrim ile başarmışlar. İkincisi ise Güney Kore. Samsung (1938), Hyundai (1947) gibi dünya markaları çıkarmışlar, hem de 1950-1953 arasında ülkeleri yerle bir olmasına rağmen.
Akıl vermeye hacet yok, ama iki yol gözüküyor. İlki uzun ince, fakat bir o kadar da sağlam bir yol. Eğitimli insan gücü yetiştirmek! Kaliteli eğitim almış, dil bilen, dünyaya geniş bakabilen, çalışkan, fedakâr, bu topraklara ve vatanına bağlı, ülkesini ileriye taşımak isteyen bir nesil...

İkincisi ise daha kolayı. Dünya devi olan büyük firmaların desteğini sağlamak ve teknolojiyi, üretimi onlardan öğrenmek. Yani ortak iş yapmak. Yabancı sermayenin üretim için ülkemize gelmesi. Bize mal ve makine satmak için değil, burada üretim yapmak için gelmeleri gerekiyor. Yani Toyota, Hyundai, Bosch gibi.

...

Komili ve Madra gibi hepimizin beraber büyüdüğü, gurur duyduğu firmaların artık bir Amerikan şirketinin olması, yüzümüze vurulan bir tokat gibi. Osmanlı tokadından daha ağır geldi bu tokat!
Hala uyanmamakta direniyoruz...

HasFev

                          Satılan Ana Gıda şirketinin hepimiz tarafından bilinen markaları...

Yazar Hakkında:

Hasan Fevzi BATIREL

Hasan Fevzi BATIREL

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'nda öğretim üyesidir (Prof.Dr.). Avrupa Göğüs Cerrahisi Derneği Yönetim Kurulu üyeliği de yapmaktadır.