Güncel Yazılar
Turgut GÜLER

Dünyâ hâkimiyeti el’ân süren İngiltere’nin, anayasaya ihtiyaç duymadan yaşadığı huzûra ve refâha bakabilsek, nerede durduğumuzu veya durdurulduğumuzu anlayacağız... Lâkin önce “anlama” nîmetini hak etmemiz lâzım. Bunun içinse, edebiyât tedrîsine şiddetle ihtiyaç var.

Edebiyâta az vâkıf olmak, vukûfsuzluktan daha büyük bir bedbahtlıktır. Çünkü en büyük çamlar bu yüzden devriliyor. Haddini bilmemenin en dramatik hâli, gâliba edebiyât âleminde yaşanıyor.

Etrâfımıza bakıp da, sözlü ve yazılı ifâde kaabiliyetinin fıkdânından, nezâketi tamâmen kaybedişimizden, kaba-saba insanların doldurduğu mekânlarda yaşamaktan hiç, ama hiç şikâyet etmeyin.

Dâima nadasa bırakılan tarlada, ayrık otlarından ve börtü-böcekten başka ne barınabilir? Akla gelebilecek her türlü tâlim-terbiye ve ihtimâm fiillerine hastalık raporu verip istirâhata çekmişiz. Sonra da, onların bıraktığı boşluğu, başta “huşûnet” olmak üzere, boy boy afra-tafra “hudâyî nâbit”leriyle doldurmuşuz. Bu hâl-i pür-melâlin büyütülmüş her karesi, hançer olup bağrımıza, böğrümüze saplanıyor.

Fuzûlî’den, Bâkî’den, Şeyhülislâm Yahyâ’dan, Nedîm’den, Şeyh Gâlib’den, bir başka milletin, hattâ düşman safındaki temsîlcileri olarak bahseden, bunları mekteb müfredâtından kovan bir topluluk, aslâ “millet” olamaz. Neylersin; “Elim ermez yâre / Bulunmaz derdime çâre!”.

Ölmek için, önce yaşamak lâzım. Dolayısıyla yaşamak, her sâlise biraz ölmektir. Ölümün hayâta yakınlığı, onu hemen yanımızda hissetmemize sebep oluyor. Bir başka ifâdeyle; ölüm, hayâtın ferdâsıdır. Memâtın sonrası da olmalı diyorsanız, bu zinciri âhiretin yollarına kadar taşıyabilirsiniz.

İnkâr, bütün sâhalarda olduğu gibi, Mâverâ’ya âit husûslarda da sâhibini yarı yolda bırakır, ciddî mânâda ilerlemenin en büyük ayak bağı olur.

Şimdi, bu akıl yürütme işini tersden alalım ve ölümle hayâtın yerlerini değiştirelim. Önce ölüp sonra hayâta doğsak ne olur?

Adam, geçmiş cemaatin karşısına, almış eline mikrofonu, kaba ve tehdîdkâr ses tonuyla-dilin bütün saksılarını kırarak- “âhiret emlâkçılığı” yapıyor. Ha bire “Cennet köşkü” pazarlıyor.

İşte, ölümü hayâtın önüne aldın mı, ortaya böylesine kerîh bir manzara çıkıyor. İlâhî nizâmı ve sıralanışı bozuyorsun, sonra da Cennet sitelerinin ferah mekânlarından dem vuruyorsun.

Birileri, bu netîceyi yıllarca önceden plânlayıp, dinî hayâtımızı bu noktaya taşımışlar. Câmi kürsüsünden “Cennet köşkü” mübâyaası, başka neyle îzâh edilir.

Allâh, bu milleti daha büyük “cehâlet marketleri”nde alışveriş yapmaktan korusun...

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18850498