12 Ağustos 2022
Turgut GÜLER

Mefkûresi, geleceğe âit düşünce hamûlesi olan cemiyetler, millet statüsüne yükseliyor. Sokakta, çarşıda-pazarda gündelik işiyle meşgûl kalabalık, ancak halk veyâ ahâli sıfatını kazanabilir.

Halk seviyesini millete çıkarmanın ilk adımı âilede atılır. Âilesi yara alan ve epeyi zamandır bacasından duman çıkmayan cemiyetimiz, düşmanı sevindiren, dostu yerindiren gelişmelere kucak açar hâle geldi.

Âilede kazanılacak nice millet bilgisi arasında, bayrak mefhûmu da vardı. Maalesef, bugün bayrağa karşı hissettiklerimiz fizikî, maddî çerçeveyi aşamıyor. Ona, - çok acı ama – bir bez parçası nazarıyla bakıyoruz. Hâlbuki bayrağın esas değeri, mânevî ölçüler içinde ele alınacak yönlerindedir.

Türk Cihân Hâkimiyeti’nin maddî- mânevî dekoru, “bayrak”la tamamlanırdı:

“Râyete meyl ederiz kâmet-i dil-cû yerine”

diyen bir millet idik.

Doğu Türkistan’dan Âzerbaycan’a kadar, Dünyâ’da ne kadar tescîl edilmiş Türk bayrağı varsa, hepsi bizim öz bayrağımızdır.

Mukaddes değerler, hemen her millet ve kavmin hayat bahçesinde bulunur. Türk milletinin mukaddesâtı da, târîh içinde iyice yerleşerek teşekkül etmiş, milletimizin saygı ve sevgisine muhâtap olmuştur.

Başka toplulukları bilemeyiz, ama Türk’ün alnına yapıştırdığı cümle mukaddes tâbirler, onun hiçbir şekilde terk edemeyeceği prensiplerin adıdır. Ne var ki, bunların da kendi aralarında bir hiyerarşi vardır. Rastgele birini, diğerinin önüne geçiremezsiniz. Olur da, geçirmeye çalışırsanız, büyü bozulur. Muvâzeneyi temin eden şirâze çıkıverir.

Meselâ, hürriyet ve vatan Türk’ün en mâruf mukaddes değerlerindendir. “Hangisi öndedir?” derseniz, elbette vatan deriz.

Tanzîmât Fermânı’nın 1839’da ilân edilmesiyle başlayan yeni hürriyet arayışları, çok geçmeden öyle bir noktaya geldi ki, elimizin altındaki vatan toprakları, birer birer başkalarının oldu. Türk’ün indinde hürriyet de, vatan da mukaddes değer hükmündedir. Lâkin vatanın olmadığı yerde, hangi hürriyeti bulup da tadına bakacaksın?

Tanzîmât, Meşrûtiyet dönemlerine damga vuran hürriyet neşîdeciliği, bize çok pahalıya patlamış, vatansız kalma tehlikesini bir hayli yakınımıza getirmiştir. Hürriyet için vatana ihtiyaç duyulduğunu, kaybettiğimiz topraklara uzaktan baktığımızda fark ettik. Türk Cihân Hâkimiyeti’nin ilk şartı, azîz vatan sathıdır...

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: