Güncel Yazılar
Ömer AĞAÇLI

İnsanı en iyi bilen ona en yakın olan, onu yaratandır.İnsana bilmediğini öğreten, onu eğiten ve dünya hayatında ilkeleriyle yol gösteren bizzat ALLAH’TIR. Bu bağlamda insan davranışlarının oluşumunda davranış ilkelerni belirleyen Allah’tır. Yani ahlaki davranışların oluşumu tümüyle dine dayanır. Bu nedenle bütün kutsal metinler “ iyi ahlak”, “ kötü ahlak” llistelerinden ibarettir. Ahlak, aklın ürünü değildir. İnsan, akıl ve tecrübe ile ahlak konusunun içinden çıkamaz.

İnsanın hayatı ruh ve nefs arasında gidip gelmelerden ibarettir. Ruh ve nefs insan doğasının boyutlarıdır. Bunlar insan dışında olan şeyler değildir. Dinin amaccı ve mücadele ettiği husus, nefsin ruha tabi kılınmasıdır. Bu gün bilim alanında diyorlar ki “ Ego kaybolacak ki ruh ortaya çıksın”. Bu kesinlikle doğrudur. İslam Allah’ın iradesine göre yaşamaktır diye tanımlanır ki, Allah’ın iradesine göre yaşamak, hayatın ve tabiatın kanunlarına göre yaşamaktan başka bir şey değildir.

Gelen peygamberlerin hepsi “ hak “olanı yani mutlak gerçek olanı getirmişlerdir. Allah hakkı söyleyerek insanları doğru yaşamaya çağırmaktadır. Diğer bir deyişle Allah, insanlara var oluşun işleyiş kanunlarına göre yol göstermektedir. Var oluş Allah’ın isimlerinin formları, fiilleridir. “ Hak” ismi mutlak anlamda hakikat demektir.” Hak” isminin karşıtı “ batıl” dır. “batıl” aslı olmayan,boş, gerçeklği olmayan demektir. Hak var olanları, batıl var olmayanlara işaret eder. Şu kesin bir gerçektir ki, beşeri hayat, bireysel ve toplumsal boyutta “ Hakk” olanlara dayanarak kurulur. “ Hakk” isminin ontolojik içeriğini anlamadan hayatın sırrı çözülemez.

Hayatta her şey ruh ve nefs bağlamında döner duru. Hakk ruha, batıl nefse tekabül eder. Akıl ruhun eseridir. Hayal ve vehim nefse tekabül eder. Kur’an’a dikkatle bakılırsa ilkelerin hepsinin hakk’ı gerçekleştirmek olduğu görülür. İnsan bu ilkelere dayanarak, bu ilkeleri hayatına katarak nefsinden yakaıyı kurtarabilir, ruhun kutsal hakimiyetine girebilir. Gerçek hayat ruhun marifetidir. Hayatı ruh sağlar. Toplumsal hayatın temeli, huzur ve işbirliğidir. Bunu da sağlayan ruhtur. Toplum ruhsal beraberliktir. Millet ruhtur. Değerler ruhtan gelir. Değerler hayatın üzerinde yükseldiği manevi direklerdir. Bütün kötü huylar nefsten tezahür eder. Kötü huyların kaynağı “ zulüm” dür, zulmün çocuklarıdır. “ Hakk” ahlak ve adalettir. “ Batıl” ahlaksızlık ve zulümdür.

Değerli mutasavvuf Samiha Ayverdi ( merhum) bit ziyaretimizde bizlere şöyle söylemişti : “ Yalan, riya, nifak, kibir, tamah, hile gibi karanlık halleri tepeleyin. Onun yerine sevgi, imani ihlas,sabır, feragat, fedakarlıklık gibi nurani vasıfların bayrağını dalgalandırın.” (Rahmet Olsun).

Değerli bilim insanı Prof.Dr. BELKIS GÜRSOY “ İnsani Kalkınma “ başlığı altında kaleme aldığı yazısında güzel hasletler, beşeri değerler konusunda bizlere şöyle ışık tutuyor : “ Sevgi, saygı, edep, adap, adalet, merhamet, fedakarlık, feragat, sabır, tahammül, olgunluk, hoşgörü, iyilik, cesaret, vefa, tevazu, çalışkanlık, kararlılık, cömertlik, dürüstlük, iffet, nezaket, incelik, sadakat,samimiyet, kanaat, rıza, sorumluluk, dayanışma, paylaşma gibi manevi ruhsal değerleri, erdemlerin insanı insan yapan hususlardır.” Diye bizlere yeniden hatırlatmıştır.

Şu ayetlere bakalım: 39/62 : “ Allah her şeyin yaratıcısıdır. O her şeyin yöneticisidir.”

10/4 ayet: “ Allah yaratmaya başlar,sonra iyi işler yapanlara “ adalet” ile karşılık vermek için yeniden yaratır.”

55/7,9 ayetler: “ Allah yeryüzünde bir denge koymuştur. Bu dengeyi bozmayın. Dengeyi adaletle koruyun.”.

Yukarıdaki ayetlerde Allah’ın yarattığı ve hak olan düzenin adalet merkezli olduğunun vurgulanması var oluşsal bir sorundur. Anladığımız o ki Allah’ın fiillerinin adalet üzere olduğu yönündedir. Adalet evrenin ruhu da diyebiliriz. Kim bu dengeyi nefsinin heva ve hevesi için bozarsa, Allah’ta karşılığını ona göre vermektedir ki, günahlar da bu durumdan kaynaklanmaktadır.

Dini kabul eden bir insan Allah’ın bütün yarattıklarına müsavi davrandığını bilmek durumundadır. Yaptığı her yanlış davranışın kendisine döneceğinin bilincinde olmalıdır. Böyle gelişi güzel, langır lungur yaşanamaz. Müslüman takva üzere yaşayandır. Takva ile adalet aynı anlamdadır. Maide /8 ayette bu husus vurgulanır. “ Adil olun, o takvaya daha yakındır.” Şu kadar varki ilahi düzen adalet üzeredir.Adaletin karşıtı “ zulüm” dür. Zulüm, ilahi düzene meydan okumak, karşı durmak, hakk’ı gasbetmektir, Allah’a kafa tutmaktır. Allah zulmün her türlüsünü yasaklamıştır. Kur’an’da yaklaşık yüz yakın ayette zulüm konusuna vurgu vardır. Değerli ilahiyatçı HÜSEYİN ATAY zulmü şöyle tanımlamıştır: Zulüm, karanlık anlamında “ zalam” dan türeyen bir kavramdır. İnsanları karanlığa düşürmek, eziyet ve zarar vermektir.” SAMİHA AYVERDİ DE “ Zulüm başkasının zararından nefsin menfaat temin etmesidir.” Demiştir.

Şu ayetle bakalım: 4/58: “ Allah insanlar arasında adaletle davraılmasını emreder.”

3/140,141 : “ Allah zalimleri sevmez.”
2/191: “ Zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.”
2/193: “ İnsanın düşmanları sadece zalimlerdir.”
11/13 :” Zalimlere yaklaşmayın, onlara meyletmeyin, onlarla işbirliği yapmayın.”.

Yukarıdaki ayetler bağlamında zulmün, zalim Allah nezdinde yeri çok kötüdür. Çünkü ilahi var oluş tevhid üzerinedir ve zorunludur. Tevhid haktır. Tevhidin yaşanması, bunun halk içinde gösterilmesi de dinin özüdür. Tevhidin yaşanması, salih ameldir. Salih amel, ahlak ve adalet üzere olmaktır. Zulüm ahlaksızlıktır, hakka karşı oluştur. Kur’an’ın ötekisine gelince.rahatlıkla söyleyebiliriz ki, insanın ötekis “ zalimler” dir. Kafirler ve müşrikler ise peygamberin ötekisidir. Yani müslümanın ötekisi, düşmanı zalimlerdir. Zalimlerle, zulumle mücadele etmekte Allah’ın emridir. (8/39)

Son söz de: Varoluş adaleti zorunlu kılar. Zulüm yok oluştur.

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

20977061