29 Kasım 2021
Hasan Fevzi BATIREL

İnsanoğlunun hayali ölümsüzlük, ama çoğumuz uzun ve sağlıklı bir yaşamı hiçbir şeye değişmeyiz. Son zamanda yapılan bir toplumsal tarama, uzun ve sağlıklı olmanın sırrını hepimizin önüne koydu.

Hareket etmek ve doğal beslenmek.

Bolivya’da Amazon yağmur ormanlarındaki Maniqui nehrinin çevresinde yaşayan Tsimane (Çimane diye okunuyor) halkı dünyanın en sağlıklı kalplerine sahip. 16 bin kişiden oluşan bu toplum, devamlı hareket halinde. Avcılık ve tarımla uğraşıyor. Erişkin kadınlar günde ortalama 15 bin, erkekler ise 17 bin adım atıyorlar. 60 yaş üzerindekiler dahi 15 bin adımın altına düşmüyorlar. Çok ileri yaşlarda adım sayısı 10 bine düşüyor.

Çimane toplumunda 700 kişinin kalpleri tomografi ile taranmış ve 45 yaş altındaki herkesin kalp damarları sağlıklı gözlenmiş. Oysa gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda bu yaş grubundaki %25 kişide kalp damar sorunları var. 75 yaş üzerindeki kişilerde ise Çimane toplumunun %65’inde hiçbir kalp damar problemi yok iken, aynı oran gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda sadece %20. Yani %80’inde kalp damar problemleri var.

Günlük kalori ihtiyaçlarının yaklaşık %20’sini hayvansal etten, %10’unu balıktan ve geri kalanını pirinç, mısır, muz ve tatlı patates gibi karbonhidratlardan alıyorlar. Üstüne de ceviz ve meyve gibi şeyler yiyorlar. Diyetlerindeki yağ oranı sadece %15.

ABD’de insanların gıda çeşitlemeleri %35 yağ ve %50 karbonhidrattan oluşuyor. Yani televizyonlarda karbonhidrat yemeyin diyenlerin balonları patlamış oluyor.

Günümüz modern toplumunda bu kadar hareketi nasıl sağlayacağız... Hele hele her şeyiyle keşmekeş İstanbul gibi büyük şehirlerde?

Bazı formüller var.

Merdiven çıkmak önemli, gerekmedikçe yürüyen merdiven veya asansör kullanmayın. Yavaş yavaşta olsa merdivenleri kullanın.

İş yerinize kadar araba ile gidiyorsanız, öğlen arasında yarım saatinizi binanın çevresinde yürümeye ayırın.

Haftada iki kez yorucu egzersizler yapın. Biraz ter atın. Yaşınıza göre hafif bir spor, hızlı yürüyüş neyi tercih ediyorsanız.

Küçük ve düz bir şehirde yaşıyorsanız, bisiklete binin. Gideceğiniz yerlere bisiklet kullanarak gidin.

Açık hava pazarlarına gitmeyi ihmal etmeyin. Hem yürüyorsunuz, hem de ağırlık taşıyorsunuz. Bundan ala egzersiz mi olur. Kendinizi karbondioksiti yüksek alışveriş merkezlerine mahkûm etmeyin.

İşlenmiş gıdalardan kaçının, yemeğinizi evden getirmeyi tercih edin. Kimse size doğal içerikle yemek pişirmiyor. Dışarıda verilen yemeklerin birçoğunda kullanılan gıdalar, yağlar doğal kaynaklardan gelmiyor.

Buradan belediyelere ve ülkemizi yönetenlere bir çağrıda bulunmak istiyorum.
Türkiye’deki arazilerin %70’inden fazlası hala hazine arazisi. Yani aslında hepimizin. Bu arazileri insanlara bina için dağıtmak yerine, küçük bir bölümünü insanların bahçelerini oluşturmaları için verin. Mesela isteyenlere 30-40 metrekare bahçe tahsis edilse! Küçük bir kulübe yapabilirsiniz ve istediğiniz ürünleri yetiştirirsiniz. Kendi organik ürünlerinizin önünü açarsınız. Bu uygulamayı birçok Avrupa ve ABD şehrinde görebilirsiniz.

Bazen ilkel gibi görünen bir kabilenin yaptıkları tüm insanlığa örnek olabilir.

Aklıma Necip Fazıl'ın "Şehirlerin Dışından" şiiri geldi.

"Böyle geçer ömrümüz,
Bir gün gelir ölürüz,
Haberimiz olmadan.
Ve o zaman, o zaman,
Hayat neymiş görürsün!
Bırak keyfini sürsün,
Şehirlerin köleler!
Yeter bizi tuttuğu,
Tükensin velveleler."

İşin sırrı az ve dengeli yemek, çok hareket etmek, dünyaya ve yaşadığımız yere saygılı olmak (yani varlığımızın şükrünü eda etmek).

Gerisi Allah kerim...

Bu kategorideki Makalelerden